Muhterem Hocam, bize kötülük eden insanları affetsek dahi Allah’ın affetmemesi mümkün müdür?
Soru
Muhterem Hocam, bize kötülük eden insanları affetsek dahi Allah’ın affetmemesi mümkün müdür?
Cevap
Elbette. Yani hepimizin üzerine Allahû Tealâ dört tane melek koymuş. Kişi zulmediyor karşı tarafa, derecat kaybediyor. Mazlum da ona karşılık veriyor. Kötülüğe karşı kötülük, o da kısas tatbik ediyor, o da derecat kaybediyor. Ama kötülüğe karşı sessiz kalmak, affetmek; biz derecat kazanıyoruz. Ama Allahû Tealâ bu kişiye yaptığı zulümden dolayı derecat kaybı yazmış. O derecat kaybı onun amel defterinde var ve bunun cezasını elbette çekecek. Onun için Allahû Tealâ çünkü yazmış. Yani karşı taraf artı 100 derecat kazanırken zulmeden kişi eksi 100 derecat kaybediyor. O kaybettiği derecat karşılığı mutlaka Allah onu cezalandırıyor.
ALLAH'IN ADALETİNİN TECELLİ ETMESİ
KİŞİ KÖTÜLÜK / ZULÜM (ŞERR) YAPARSA
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybeder.
(+100) Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecat kazanır.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (ZULÜM) (KISAS) YAPARSA
(-100 +100) Tokat atan kişi tokat yerse derecat kazanır.
(+100 -100) Tokat yiyen kişi karşılık verirse derecat kaybeder.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF)
CASİYE 14: …(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybetmiş olur.
(+100) Tokat yiyen kişi affettiği için derecat kazanır.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE
FUSSİLET 34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla.
O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için kaybettiği derecat ile kalır.
(+100 +100) Tokat yiyen kişi affetmesi yanında, iyilikle karşılık verdiği için yine derecat kazanır.
"Allah’ın cezalandırılacak kavmi bağışlayın." diyor. Biz bağışlıyoruz, derecat kazanıyoruz. Ama o bağışlamam hasebiyle Allahû Tealâ, kiramen kâtibin melekleri onun amel defterine yazıyor. O kaybettiği derecatı karşısında mutlaka ceza alıyor.
Muhterem Efendimiz’in her zaman bahsettiği bir olay var, bir misal. Kabağın sahibi. Osmanlı döneminde tasavvuf ehli olan insanların bir kısmı kafalarını usturaya vurduruyormuş. Böyle bir derviş berberde kafasını usturaya vurdururken bir beyzade geliyor ve kafasına fiske vuruyor. “Kabak olgunlaşmadı mı?” Elinden tutuyor, “Kalk bakalım buradan, ben tıraş olacağım.” diyor. Ona da ses çıkarmıyor, kalkıyor. Ve tıraş olduktan sonra atına tekrar biniyor, ait olduğu yere gitmek üzere. Ama at gemiyi azıya alıyor ve o beyzadeyi peşinden sürükleyerek, kafası çarpa çarpa büyük bir azap içerisinde giriyor. Berber, “Efendim.” diyor o dervişe. “Bu ceza çok büyük olmadı mı?” Derviş diyor: “Bize sorsaydı asla ve asla biz böyle bir talebin sahibi olamayız, daima affedeceğiz ama kabağın sahibi affetmiyor. Çünkü yazılmış amel defterine.”
İşte bu kısasta zikredildiği gibi kişiyi biz bağışlasak bile o yaptığı negatif davranışın karşılığı ceza olarak mutlaka o devreye girecektir, Allah affetmediği takdirde.
Allah’ı çok sevenler kendilerine yapılan kötülükler karşısında hiç kimseden intikam almazlar. Onlar “Bana şöyle şöyle kötülük ettiler, ya Rabbim sen de onların cezasını ver.” diye bir şeyi Allah’ın gerçek dostları hiçbir zaman söylememişler. Söylemeleri mümkün değil. Bunlar yapılan bütün kötülüklere sadece sabrederler, sabrederler.
Ama Allah’ın devreye girdiği zaman Allah’ın her kötü insana onların yaptığı kötülüğün ödettiğini de bilmeliyiz. Yani size bir kötülük yapıldığı zaman onun bedelini o insan Allah’a ödeyecektir. Ama insanların nefsleri olduğu için Allah onlara kısas için müsaade vermiştir. Allah razı olsun.