Muhterem Hocam, bugün İslâm âlemi, vasıta emirlerini hedef emirler olarak İslâm'ın beş şartına dayandırmaktadır. İslâm âlemi bu yanlış anlayıştan nasıl kurtulabilir? Açıkar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, bugün İslâm âlemi, vasıta emirlerini hedef emirler olarak İslâm'ın beş şartına dayandırmaktadır. İslâm âlemi bu yanlış anlayıştan nasıl kurtulabilir? Açıkar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşim, çok basit. Hedef emirleri din tatbikatından çıkartan, vasıta emirlerden de hayâtî öneme hâiz olan iki tanesini devredışı bırakıp İslâm'ı İslâm'ın beş şartına indirgeyen kimlerdir? İnsan ve cin şeytanlar. Ama bunlardan kurtulmak ancak hikmet sahibi âlimle mümkündür. Nitekim hem Resûlullah'ın hadîsi var hem de Kur'ân âyet-i kerîmesi var. Kur'ân-ı Kerim'i kişi okuyor ama AllahûTeâlâ şunu söylüyor: Diyor ki Enbiyâ 7'de "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun." Şimdi aslında herkes bilmiyor. Herkesin bilmediğini başlangıçlar nereden biliyoruz? Âyetlerden gâfildirler. Âyetlerden gâfil olan bu insanlar Kur'ân-ı Kerim'i okumaya başladıkları zaman Allahu Teâlâ Âli İmrân 7'de şöyle diyor:
21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun. 3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
"Bu Kitab'ın bir kısım âyetleri muhkem âyetlerdir. Bir kısım âyetleri müteşâbihtir." Müteşâbih âyetleri Kur'ân'ı kendi kendîne okuyan insanlar kalbi yapısı itibariyle üç grupta toplanıyor. Kalbinde zeyğ olanlar müteşâbih âyetleri kendilerine göre yorumlayarak fitne sebebi oluyorlar, fitne çıkartıyorlar. Râsihûn de Kur'ân-ı Kerim müteşâbih âyetlerini okuyor ama tezekkür edemiyor. "İkisi de Allah'tandır" diyor. O da tezekkür edip açıklayamıyor. Yani diyor ki: "Ben bu müteşâbih, ben ilminde derinleşmişim, ilmim çok üst seviyede ama ben müteşâbih âyetleri bilmiyorum. Her ikisi de Allah'tandır." Müteşâbih âyetleri açıklayan sadece kim var? Ulûl'elbab. Ulûl'elbab kime soruyor? Ulûl'elbab Allah'tan öğreniyor. O zaman eğer Kur'ân-ı Kerim'de yer alan müteşâbihât'ın manasını sadece Ulûl'elbab Allah'tan öğreniyorsa, biz o zaman kimden öğreneceğiz? Biz de Ulûl'elbab'dan öğreneceğiz. Onun için Allahû Teâlâ Enbiyâ 7'de diyor ki: "Bilmiyorsan, neyi bilmiyorsan, müteşâbih âyetleri bilmiyorsan kimden öğrenebilirsin? Zikrin ehlinden, Ulûl'elbab'dan öğrenebilirsin." Öyleyse herkes Kur'ân-ı Kerim'i Ulûl'elbab'dan, hikmet sahibi âlimden öğrenecek. Çünkü müteşâbihât'ın manasını sadece Ulûl'elbab bilir. Ulûl'elbab da kendi kendîne bilmez, Allah'tan öğrenir ve öğretmekle vazifelidir. O zaman Allahû Teâlâ sistemi o şekilde kurmuş. Biz Kur'ân-ı Kerim'i kendi kendimize değil, okuyabiliriz, derecât kazanırız ayrı. Ama Kur'ân-ı Kerim'in manasını anlamak istiyorsak, mutlak surette Hikmet sahibi âlimden öğreneceğiz. Nitekim Allah Resûlü: "Kur'ân tilâvetle değil, hidayetle okunur." Hidayetle okumak mürşidle Kur'ân-ı Kerim'i öğrenmektir, mürşide tâbiyetle Kur'ân-ı Kerim'i öğrenmektir. Ve İslam âlemi bu yanlıştan ancak hikmet sahibi âlimin öğretisiyle kurtulabilir.