Muhterem Hocam, çağımız Hidayet Çağı. Hidayet Çağı’nın önderi, Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in de geleceğini bize müjdelediği, “Ümmetimin en hayırlısı.” d

Soru

Muhterem Hocam, çağımız Hidayet Çağı. Hidayet Çağı’nın önderi, Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in de geleceğini bize müjdelediği, “Ümmetimin en hayırlısı.” diye buyurduğu Muhterem Efendimiz Mehdi (A.S)’ın gelişi Kur’ân’da var mıdır?

Cevap

Hidayet Çağı’nın önderi, Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in de geleceğini bize müjdelediği, “Ümmetimin en hayırlısı.” diye buyurduğu Muhterem Efendimiz Mehdi (A.S)’ın gelişini Kur’ân’da açıklayan 7 grup âyet-i kerimesinden bir tanesi de Furkân-27, 28, 29 ve 30. Ne diyor bu âyetlerde? "O gün zalimler pişmanlıklarından ellerini ısıracaklar. “Keşke resûlle birlikte bir yol tutsaydık. Keşke filanı dost edinmeseydik. Zikir bana gelmişken o beni saptırdı.” Ve Resûl diyor ki: “Ya Rabbim, benim kavmim bu Kur’ân’dan ayrıldı.”

MEHDİ RESÛL ÂYETLERİ

ÂLİ İMRÂN – 81 Ve Allah, nebîlerden, ‘Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah’ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O’na mutlaka îmân edeceksiniz ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz’ diye misak aldığı zaman, ...

TEVBE – 32 … Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.

TEVBE – 33 Resûl’ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak din ile bütün dinler üzerine izhar etmesi için gönderen O’dur.

FURKÂN – 27 … “Keşke resûlle beraber bir yol ittihaz etseydim.”

FURKÂN – 28 Yazıklar olsun, keşke ben falanı dost edinmeseydim.

FURKÂN – 29 … bana zikir geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

FURKÂN – 30 … Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı.” dedi.

NEML – 82 Ve onların üzerine (Allah’ın Kitap’ta söylediği) söz vuku bulunca, onlara arzdan dabbe çıkardık (çıkarırız). İnsanların (Kitap’taki) âyetlerimize yakîn hasıl etmediklerini söyleyecek.

DUHÂN – 10 Artık gök, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözet.

DUHÂN – 11 O (fitne ki) insanları sarmıştır. İşte bu, elim bir azaptır.

DUHÂN – 12 Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

DUHÂN – 13 Onlara açıklayan bir Resûl gelmişti. İbret almadılar.

DUHÂN – 14 Ve (O’na) ‘öğretilmiş ve deli’ dediler. Ve sonra O’ndan yüz çevirdiler.

SAFF – 8 Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır.

SAFF – 9 Resûl’ünü hidayet ile ve dinlerin hepsinin üzerine, izhar etmek için, Hakk din ile gönderen O’dur.

BEYYİNE – 2 Allah’tan gönderilen Resûl, (onlara) tertemiz (bâtıl ve şüpheden uzak) sahifeleri okur.

BEYYİNE – 3 O sayfalar içinde temel, değişmez hükümler yazılı olan kitaplardır.

Sevgili kardeşlerim, her devirde Allah’ın dostları var ve her devirde şeytanın da dostları var. İşte Allah’ın dostlarının başında Allah’ın tasarrufunda olan devrin imamı geliyor. Onun dışındaki Allah’ın dostları devrin imamını temsil ediyorlar. Vesiledirler. Devrin imamı daima hidayete erdirendir. Bu dört tane âyet-i kerimede zikredilen devrin imamı Mehdi (A.S), Kur’ân’ın terk edildiği bir zaman diliminde Allah tarafından vazifelendiriliyor. Vazifesi ne? Vazifesi Kur’ân’daki hidayeti yaşatmak ve öğretmek. Aynı zamanda herkese de öğretmek.

Her insan bu üç görevin sahibidir. Evvelâ hidayeti öğrenecek, hidayeti yaşayacak ve hidayeti başkalarına öğretmekle vazifeli. Neden hidayet diyoruz? Çünkü son şeriat kitabı Kur’ân-ı Kerim’in hedefi hidayet. Ama hidayetin hedefi de mutluluk. Hidayetsiz mutluluk olabilir mi? Hiç kimse için mümkün değil. Ne demek istiyoruz? Hidayet ne? Ruhun hidayeti, ruhun Allah’a teslimi. Fizik vücudun hidayeti, fizik vücudun Allah’a teslimi. Nefsin hidayeti, nefsin Allah’a teslimi. İradenin hidayeti, iradenin Allah’a teslimini ifade ediyor.

Dinimizin adı İslâm. İslâm, Allah’a teslim olmak. Öyleyse dinin temeline baktığımız zaman Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ’nın işaret ettiği bir hakikat var. Ezelî ve ebedî tek bir din var. Bu din babamız İbrâhîm (A.S)’ın Hanif dini. Arapça adıyla İslâm ve İslâm üç esas üzerine bina edilmiş: Vahdet, tevhid ve teslim.

İşte az evvel ifade edilen teslimler yoksa mutluluk da yoktur. Hidayet yoksa mutluluk yok. Hidayet yoksa teslimler yok, mutluluk yok. Ama bunun bir temel baza oturtulması lâzım. İşte Efendimiz’in her zaman buyurduğu: “Allah’ın size 7 katlı bir saray vermesini istiyorsanız bunun bodrum katını siz inşa edeceksiniz.” Bu 7 katlı sarayın bodrum katı neleri ihtiva ediyor? Bakalım Rabbimiz bizleri hangi konuda uyarıyor. “Allah’a şirk koşmayın.” diyor ve “Dinde fırkalara ayrılmayın.” diyor. İşte Âli İmrân Suresinin 103. âyet-i kerimesinde:

3/ÂLİ İMRÂN-103 Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).

Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.

Sevgili kardeşlerim, aslında Allah’ın ipi Sıratı Mustakîm'dir ama bu Sıratı Mustakîm’e Kur’ân’dan geçilerek ulaşılıyor. İşte Resûlullah (S.A.V)’in hadîsi, 14 asır evvel:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ahmed b. Hanbel’in Müsned, Tirmîzi

“Yakında, kopkoyu karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.” Hz. Ali: “Ey Allah’ın Resûl’ü! O fitnelerden kurtuluş yolu nedir?” diye sorduğunda, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyurdular ki: “Mukaddes ve Yüce olan Allah’ın Kitab’ıdır. O’nda sizden öncekilerin, sizden sonrakilerin haberi ve kendi aranızdakinin hükmü vardır. O, Allah’ın kesin sözüdür. Kim ki, kibrinden dolayı o Kitab’ı terk ederse, Allah onun belini kırar. Kim de hidayeti O’ndan başkasında ararsa, Allah, o kimseyi dalâlette bırakır. O, Allah’ın sapasağlam bir ipi, apaçık bir nuru ve Sıratı Müstakîm’e ulaştıran hikmet dolu bir haberidir.”

Bakın burası çok önemli. “Kim kibrinden dolayı bu Kitab’ı terk ederse Allah onun belini kırar. Kim de hidayeti bu Kitab’ın dışında ararsa Allah onu dalâlete bırakır.” Demek ki kibir şeytanın dostlarının bir vasfıdır. Kim de hidayeti Kur’ân’ın dışında ararsa Allah onu dalâlete bırakır. “O, Allah’ın sapasağlam bir ipi.” Nedir sapasağlam ipi? Kur’ân. Allah’ın sapasağlam ipi, apaçık bir nuru ve Sıratı Mustakîm’e ulaştıran hikmet dolu haberi.

Allah’ın Sıratı Mustakîm’i, Allah’ın ipi, Allah’ın nuru, Allah’ın ipi, Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’i. Bunları göz önüne alarak hedefe ulaşmamız lâzım. “Ve hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın. Fırkalara ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki ni’metini hatırlayın. Siz düşmandınız.” Başlangıçta herkes 19 tane negatif özelliğin sahibi.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78

2. Şirktedir. Zumer-65

3. Küfürdedir. Sebe-20

4. Dalâlettedir. Ra’d-27

5. Fısktadır. Bakara-26

6. Cahildir (akıl etmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142

7. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27

8. İsyandadır. Yûnus-11

9. Fitnededir. A'râf-27 / Enfâl-28

10. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En’âm 39 -122 / 8-24

11. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17

12. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43

13. Sebîlel gayy’dadır. A'râf-146

14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103

15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65

16. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A'râf-178

17. Takva sahibi değildir. Rûm-32

18. Mü'min değildir. Sebe-20

19. Hidayette değildir. Yûnus-45

Bu 19 negatif özellikten bir tanesi de herkesin birbirine düşman olması. Herkes âyetlerden gafil. Herkes şirkte. Herkes küfürde, herkes dalâlette. Herkes fıskta. Herkes cahil. Herkes zalim, herkes isyanda, herkes fitnede, herkes sağır, dilsiz ve kör. Herkes dinde fırkalara ayrılmış. Sebîl-i gayyda, düşman. Herkes hüsranda, herkes cehennemlik. Hiç kimse başlangıçta takva sahibi değil, mü’min değil ve hidayette değil.

İşte “Hepiniz birbirinize düşmandınız.” Başlangıç koşulunu bildiriyor. Allah kalplerinizi birleştirdi. Allah kalpleri neyde birleştiriyor? Sevgide. Yani kalpleri birleştiren harç sevgi. Evet, Allah kalplerinizi sevgide birleştirdi ve O’nun ni’metiyle kardeşler oldunuz. Sevgili kardeşlerim, Kur’ân'da Allah’ın bir ni’metidir. Ama Kur’ân’ı her devirde açıklayan mürşid de Allah’ın bir ni’metidir. Mâide-3’te:

5/MÂİDE-3 Hurrimet aleykumul meytetu ved demu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alân nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), el yevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevni, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dininizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

İşte Allah’ın ni’meti ama aynı zamanda O’nun ni’metiyle kardeşler oldunuz. Kardeş olabilmek mutlak surette Allah’a ulaşmayı dilemekten geçer. Allah Resûlü (S.A.V) ne buyuruyor hadîsinde?

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Edeb, 57, 62.

“Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!”

“Birbirinizden nefret etmeyin.” Nefret nefsimizin bir afeti. “Birbirinize haset etmeyin.” Haset nefsimizin bir afeti. “Birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinizden küs olmayın. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun.” Öyleyse kardeş olmak bedava bir olay değil. Kardeş olmak bir dilektir. Bu dilek kişinin kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Allahû Tealâ Âli İmrân-112’de:

3/ÂLİ İMRÂN-112 Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).

Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.

Hani eskiden hatırlıyorsunuz ne diyorduk? Ya îmân ya isyan, ya ahlâk ya helâk, ya cennet ya cinnet, ya izzet ya zillet. Herkesin üzerine zillet damgası vurulmuş. Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunanlar müstesna. İşte bu 7 katlı sarayın temeli Allah’tan bir ip ve insanlardan bir ip. Resûlullah (S.A.V)’in:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sünen-i Tirmizî C.5, S.663

“Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın Kitab’ı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberi’nin sünnetidir.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sünen-i Tirmizî C.5, S.663.

“Sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz; Allah’ın Kitab’ı Kur’ân ve Ehli Beyt’im.”

Yani ne demiş oluyor tabir caizse hepimizin anlayacağı tarzda? Allah’tan bir ip ve insanlardan bir ipi size bırakıyorum. İşte bu ipe, bu iki kaynağa sarıldığımız takdirde mutlak surette Allahû Tealâ bizi hedefimize kesinlikle ulaştırıyor. İşte bugünkü âyetlerden bir tanesi de Furkân-27:

25/FURKÂN-27 Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).

Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

25/FURKÂN-28 Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).

Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

25/FURKÂN-29 Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).

Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

Şimdi insanlardan bir iple olmayan kişi kimle beraber olmuş? Şeytanın dostlarıyla olmuş. “Keşke filanı dost edinmeseydim.” O filan dediği kişi kim? O filan, Sıratı Mustakîm’den saptıran, yanlışa davet eden bir cin veya insan şeytan. İbn Mes’ûd’dan rivayet edilen bir hadîste:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: İbn Mâce, Mukaddime 1

İbni Mes'ud (R.A.) şunu naklediyor:

"Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir gün yere düz bir çizgi çizdi ve 'Bu Allah'ın yoludur' dedi. Daha sonra bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizerek 'Bunlar ise diğer yollardır. Her biri üzerinde yanlışa davet eden birtakım şeytanlar vardır.' buyurdu."

Doğru nedir? Yanlış nedir? Doğrular Allah’a ulaşmayı dilemektir. Doğrular mürşide tâbiiyettir. Doğrular ruhun teslimidir. Doğrular fizik vücut teslimi, nefsin teslimi, ihlâs ve iradenin teslimi. 7 tane hedef emir var. Yanlışlar ise bunların zıtları, iblisin insanlara uydurduğu zanlardır. “Allah’a ulaşmayı dilemek mi? O da nereden çıktı?” diyor. “Ancak ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. Ancak ölümle insan Allah’a ulaşır. Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşması yok.” diyor. İnkâr var.

Mürşide tâbî olmak 2. doğru. “Hayır!” diyor. “Mürşide tâbî olmak şirktir. Kul ile Allah arasına kimse giremez.” diyor. Ruhun Allah’a ulaşması 3. hakikat. “Hayır, o da doğru değil.” diyor. “Sadece ölümle insan ruhu Allah’a ulaşır.” diyor.

Fizik vücudun Allah’a teslimi bir başka doğru. “Hayır!” diyor. “İslâm’ın beş şartını yerine getirmek yeterlidir.” diyor. Nefsin Allah’a teslimi dediğimizde ise “Hiç kimse nefsini Allah’a teslim edemez.” diyor. Yani Allah ne diyorsa iblis ona bir kuyruk takarak Sıratı Mustakîm’den insanları saptırmak için 19 tane zan, 19 tane bid’at, 19 tane hurafe, 19 tane fitne, ne derseniz deyin, uydurmuş ve insanlar farkında olmadan dini yaşadıklarını zannedenler bu bid’atların peşine takılmışlar.

KUR’ÂN-I KERİM’E TERS DÜŞEN HURAFELER ŞEYTANIN ÖĞRETTİKLERİ FUHŞİYAT VE MÜNKERDİR. BİD’ATLAR DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

1. Her resûl, peygamberdir.

2. Nebî olunmadan resûl olunmaz.

3. Allah, peygamberlerden başkasına âyet indirmez.

4. Vahiy, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sona ermiştir.

5. Allah görülemez.

6. Nefs tezkiyesi kalbe nurların girmesiyle oluşmaz. Mürşidsiz de nefs tezkiyesi yapılabilir.

7. Allah ile kul arasına kimse giremez. Mürşide tâbiiyet şirktir.

8. Allah’a ulaşılamaz.

9. Hidayet de doğru yoldur, sırat-ı mustakîm de doğru yoldur.

10. Dinde zorlama vardır.

11. Dünyada rahat yoktur.

12. Kalbinde zerre kadar îmânı olan cehennemde cezası kadar yandıktan sonra cennete girer.

13. Şekil şartlarına riayet etmeyenlerin namazı kabul olmaz. Tecvid ve harflerin mahreçlerinden çıkması telaffuza uymayan kıraatler kabul olmaz.

14. Kıyamet günü şefaat vardır.

15. Takva Allah’tan korkmaktır.

16. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. İrciî emri bir ölüm emridir.

17. Yevmil âhir kıyamet günüdür.

18. Hayır da şerr de Allah’tandır.

19. “Lâ ilâhe illallah” diyen cennete girer.

KUR’ÂN-I KERİM’E UYGUN OLAN BİLGİLER, KUR’ÂN-I KERİM ÖĞRETİLERİNE UYGUN AHLÂKİ VE FAZİLETLİ DAVRANIŞLARDIR.

1. Bütün nebîler, resûldür ama her resûl, nebî değildir.

2. Her nebî, resûldür ama her resûl, nebî değildir.

3. Allah şeytana uyacak olan bir kişiye de âyet indiriyor (Â’râf 175).

4. Vahiy kıyamete kadar devam edecektir.

5. Allahû Tealâ fizik vücudun baş gözüyle görülmez ama nefsin kalp gözüyle ve ruhun baş gözüyle görülür.

6. Bakara 257'de “Onları zulmetten nura çıkartır” - nefs tezkiyesi kalbe nurların girmesiyle oluyor. Mürşidsiz nefs tezkiyesi hiç kimse için mümkün değildir. (Bakara 129-151, Âli İmrân 164, Cuma 2)

7. Allahû Tealâ, her devirde Kendisiyle insanlar arasında asaleten veya vekâleten devrin imamını Kendisi tayin eder.

8. Ölümle herkesin ruhu Allah’a ulaşır. Mârifet, hayattayken ruhu Allah’a ulaştırmaktır.

9. Hidayet, ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Sırat-ı Mustakîm de ruhu Allah’a ulaştıran yoldur.

10. Dinde zorlama yoktur.

11. Dünyada mutluluk vardır.

12. Kalben Allah’a ulaşmayı dileyenler cennete girer, ulaşmayı dilemeyen herkesin gideceği yer cehennemdir.

13. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler ve huşû sahibi olmayanların namazı kabul edilmez.

14. Kıyamet günü şefaat yoktur. Şefaat, bu dünya hayatındadır.

15. Takva, Allah’ı sevmektir. Sevmek, Allah’ın emirlerine itaat etmektir.

16. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölmez. İrciî emri, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşma emridir.

17. Aynı zamanda yevmil âhir, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşma günüdür.

18. Hayır Allah’tandır, şerr bizim nefsimizdendir.

19. “La ilâhe illallah” diyen değil, Allah’a ulaşmayı dileyen cennete girer.

19 tane bid’at. Bu bid’atların başında ne var: “Bütün resûller peygamberdir.” Şimdi bütün resûller peygamberdir derseniz son nebî, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in son peygamber olduğunu biliyoruz ve son resûldür. Ondan sonra resûl gelmeyecek ve böylece dinin temeli bir kibrit suyuyla tamamen yok oluyor.

Ne diyordu Allahû Tealâ? “İnsanların üzerine zillet damgası vuruldu. Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe...” Şimdi insanlardan bir ip, en üst noktada devrin imamı. O bir insan ve eğer siz onu tamamen yok derseniz ki bütün resûller peygamber olduğuna göre Ahzâb-40’ta:

33/AHZÂB-40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (S.A.V), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

İşte bu insanlar diyor hem nebîlerin sonuncusu hem de resûlün sonuncusu. O zaman bitti, insanlardan bir ip yok denilmiş oluyor. Ve insanlar tek başına bırakılıyor, yalnız bırakılıyor. Ve Furkân Suresinin 28. âyet-i kerimesi (yukarıda yayınlanmıştır): “Zikir bana gelmişken o beni saptırdı.” diyecekler. O zaman böyle düşünenlere göre de, insanlardan bir ip yoksa insanlar yalnız kalıyorlar ve iblis devreye giriyor. İblis geliyor.

Meselâ iblisin uydurduğu bir söz var: “Kul ile Allah arasına kimse giremez.” Aslında bu sözle ne yapmış oluyor? Kendi yerini hazırlıyor. “Oraya kimse giremez ama ne olur? Ben girerim.” diyor. Oraya kendisi oturuyor ve kendisi artık o insanı güdüyor, sinyalleriyle saptırmaya çalışıyor. O sebeple Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri ne diyor? “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” İşte bu uydurmalarla insanların hiçbirisinin aklına gelmemiş: “Ya tamam, bunlar böyle söyleniyor ama acaba Kur’ân ne diyor?” Ne diyordu Peygamber Efendimiz (S.A.V)? “Bir gün benim hadîslerim tartışılacaktır. Ne yapınız bu açıdan? Kur’ân’a bakınız. Kur’ân’a aykırı bir hadîsim olamaz.”

İşte Kur’ân’la bunları inceliyoruz ve “Bütün resûller peygamberdir.” sözünün bir hurafe olduğunu, bir bid’at olduğunu net olarak ispat ediyoruz. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebî. “Küllü nebiyyin resûlün ama küllü resûli neysebi nebiyyin.” Yani bütün nebîler resûldür ama her resûl nebî değildir. Nitekim bütün resûllerin nebî olmadığı şuradan anlaşılıyor. Her devirde mevcut olan resûller tekil değil, çoğul olarak kullanılıyor. Bunlardan bir ispat vasıtası Âli İmrân-179.

3/ÂLİ İMRÂN-179 Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).

Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.

Resûllerin arasından seçtiği bir resûl. Allah kimseye gaybı bildirmez ama resûllerinden dilediğini seçer. Öyleyse bir grup resûl olmalı ki onların arasında Allah’ın bir seçtiği olmalı. Eğer bir tek kişi resûlse o zaman orada bir seçim olabilir mi? Seçimden bahsedilemez. Resûllerinden dilediğini seçer ve ona gaybı bildirir. O hâlde sevgili kardeşlerim, her devirde devrin imamının dışında ki o zaten doğal olarak Allah’ın Resûlü'dür. Ama devrin imamının dışında velî resûllerden bahsediyor Allahû Tealâ ve Allahû Tealâ o velî resûllerin arasından seçtiği birisine gaybı bildiriyor. Herkese gaybı bildirmiyor.

Nitekim Mâide Suresinin 109. âyet-i kerimesinde ne diyor Allahû Tealâ? Mâide-109’da Allah resûllere söylüyor, sual soruyor. Allah o gün resûlleri topladığı zaman: “Size insanlar ne cevap verdi?” Resûllerin cevabı şu: “Bizim bu konuda bir ilmimiz yok.” Resûller gaybı biliyorlar mı? Bilmediklerini izhar ediyorlar. “Bilmiyoruz.” diyor. “Senin bize öğrettiğin dışında bizim ilmimiz yok.” Ama dilediği resûle bu gaybı bildiriyor mu? Evet.

5/MÂİDE-109 Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).

Allah’ın resûlleri bir araya toplayacağı, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi bilen Sen'sin!” derler.

Demek ki Allah’ın gaybı bildirdiği bir resûl var. O her devirde devrin imamı. Diğerleri de gaybı kendisine bildirmediği ama ardı arkası kesilmeksizin devamlı olarak kavimlere gönderilen resûller. İşte iblis meydanı boş buluyor. “Nasılsa bunlar Kur’ân’ı bilmiyorlar. Kur’ân’ı mezarlarda okuyorlar. Ben onlara ne söylesem bana inanırlar.” Hakikaten de öyle olmuş. “Bütün resûller peygamberdir.” demiş ve işi bitirmiş.

O zaman arkasından ne demiş? “Vahiy kesilmiştir.” Ne demiş? “Hiç kimse Allah’la araya giremez” Ne demiş? Tamamen dinin kapısına kilidi vurmuş ve insanları, insanların el yazması kitaplarıyla beraber bırakmış. Yûnus Hz. ne diyor? “Bin kez okur isen aktan karayı, bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.” Yani kitaplarla olan bir hadise değil. “Bin kez okur isen aktan karayı, bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.” O kâmil mürşid Allah’ı temsil ediyor. O, teslim-i küllîyle Allah’a teslim olmuş. Ulaşmayı dilemiş. Mürşidine tâbî olmuş. Ruhunu teslim etmiş. Fizik vücut teslimi, nefs teslimi, irşad ve irade teslimini gerçekleştirmiş ve Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınmış.

Dolayısıyla o Allah’ı temsil ettiğine göre o bir davetle geliyor. Gerçekten her kavmin içerisinde o kavmin ana lisanıyla Allah’ın insanlara davetini ulaştıran nezîrler, resûller hep var. 7 safha davete baktığımız zaman arka planda resûl var. Nezîr de aynı şekilde. Ve o sebeple En’âm-48’de ne diyor Allahû Tealâ? “Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderiyoruz.”

ALLAH’A DAVET EDENLER

1. ENFÂL-24 …Allah ve Resûlü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin!

BAKARA-139 De ki: ‘Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız.’

2. YÛSUF-108 De ki: ‘Benim ve bana tâbi olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur.’

3. YÛNUS-25 Ve Allah, teslim yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zât’ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sırat-ı Müstakîm’e ulaştırır.

İSRÂ-53: Ve kullarıma de ki: ‘En güzeli söylesinler!’ Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesât çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.

4. NAHL-125 Rabbinin yoluna (Allah’a ulaştıran yola, Sırat-ı Müstakîm’e) hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O’nun yolundan sapanları ve hidayete erenleri bilir.

5. HACC-67 …Öyleyse emirim konusunda seninle nizâ etmesinler. Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka müstakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.

6. KASAS-87 Ve sana indirildikten sonra, Allah’ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasın. Ve Rabbine davet et (Allah’a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!

7. FUSSİLET-33 Allah’a davet eden ve sâlih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: ‘Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

Şimdi sevgili kardeşlerim, eğer resûlün davetini kabul etmezseniz o zaman o yanlışa davet eden şeytanın dostlarının davetini kabul edersiniz. O gün zalimler pişmanlıklarından ellerini ısıracaklar ve derler ki: “Keşke resûlle birlikte ne olsaydık? Bir yol tutsaydık.” Sadece bu âyet değil, Tevbe Suresinin 119. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ emrediyor: “Sadıklarla beraber olun.”

9/TEVBE-119 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn (sâdikîne).

Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.

Sadece bu âyet değil, Nisâ-69’da:

4/NİSÂ-69 Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike rafîkâ(rafîkan).

Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.

Demek ki kurtuluş bu beraberliktedir. Ama iblis, insanların Allah’ın dostlarıyla değil, kendisiyle beraber olmasını istiyor ve kendisini gizliyor. İblis Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkese yardım ediyor. Ama “Ben yardım ettim.” demiyor. “Sen.” diyor. “Zekisin. Çok akıllısın. Senden daha üstünü var mı?” diyor. Şişiriyor. Ama Allahû Tealâ yardım ettiği zaman: “Hayır.” diyor. “Onu sen yapmadın, Biz yaptık.” diyor.

İşte Peygamber Efendimiz (S.A.V), O’nunla Allahû Tealâ’nın kâinatı yarattığı ve “İllâ rahmeten lil’âlemîn.”, “Başka bir gaye için değil, seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” demesine rağmen yerden bir avuç düşmanın üzerine attığı zaman Allahû Tealâ uyarıyor. Diyor ki: “Ey Resûl'üm! Onu sen atmadın, onu Biz attık.”

Öyleyse Allah kuluna yardım ettiği zaman A’dan Z’ye kadar bu yardımı kendisinin yaptığını bildiriyor. Ama iblis yardım ettiği zaman asla “Ben sana yardım ettim.” demiyor. Çünkü biliyor ki iblis insanın düşmanı ve o sebeple de sesini taklit ediyor. İç sesimizi taklit ederek devamlı bizi Allah’ın yolundan saptırmaya çalışıyor. İşte 1400 yıldan beri iblisin adım adım insanları Kur’ân’dan uzaklaştırdığı bir dönemdeyiz.

Ve Kur’ân’ın unutulduğu bir zaman diliminde Allahû Tealâ resûlü hidayetle vazifeli kılıyor. Ve geldiği zaman da resûl diyor ki: “Ya Rabbim! Benim kavmim bu Kur’ân’dan ayrıldı. Bu Kur’ân’ı terk etti.” Şimdi bu âyetlerle örtüşen âyet ve bu âyetleri hadîslerle birlikte meselemizi açıklayalım. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, bir bedevinin kıyâmetin ne zaman kopacağını sorması üzerine şöyle buyurur: “Emanet zayi edildiği vakit kıyâmeti bekle.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, İlim, 2; Buhârî, Rikâk, 35.

“Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekle!”

Bunun üzerine bedevî, “Emanetin zayi edilmesi nasıl olur yâ Resûlullah?” diye sorunca,

Hz. Peygamber: “İşler, ehil ve lâyık olmayan kimselere bırakıldığı zaman.” buyurur.”

Bir başka, bununla birleştiren başka hadîsi ise şöyledir: Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz bir ara Kuba Mescidi’ne namaz kılmaya gidiyor ve orada bir toplulukla karşılaşıyor. Sahâbeler kendi aralarında konuşuyorlar. “Ne konuşuyorsunuz?” diye Allah Resûlü sorunca, sahâbe: “Kıyâmetten bahsediyoruz.” diyorlar. Ve “Kasem ederim.” diyor Allah Resûlü. On büyük alâmet sayıyor. “Bunlar olmadıkça kıyâmet kopmaz.” diyor. Bunların başında 1- Deccal fitnesi, 2- duhân fitnesi, 3- dâbbetü’l-arz, 4- güneşin batıdan doğması, 5- Hz. İsa (A.S)’ın yeryüzüne inmesi. Ve birtakım doğal olaylar. Ama bizi ilgilendiren bu 5 şey ve özellikle Deccal fitnesi.

İşte burada “Emanet zayi edildiği vakit kıyâmeti bekleyin.” Ne diyordu Allah Resûlü? “Size iki emanet bırakıyorum.” Bunlardan bir tanesi Allah’ın Kitab’ı, Ehl-i Beyt’im; Allah’ın Kitab’ı, sünnetim. Öyleyse Allah Resûlü (S.A.V)’in emanet diye zikrettiği Allah’ın Kitab’ıdır. “Emanet zayi edildiği vakit kıyâmeti bekle.” diyor. Sual soruyor bunun üzerine bedevi: “Emanetin zayi edilmesi nasıl olur ya Resûlullah?” diyor. Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz: “İşler ehil ve lâyık olmayan kimselere bırakıldığı zaman.” diyor. Şimdi bu Deccal fitnesi duhân fitnesine geliyor. Duhân fitnesine geldiğimiz zaman ne görüyoruz?

DUHAN FİTNESİ

1. DUHAN-10: Fertekib yevme te’tis semaû bi duhanin mubin(mubinin).

Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözetle.

2. DUHAN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).

(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

3. DUHAN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).

Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

4. DUHAN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn.

Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. İbret almadılar.

MUHAMMED-16: ... “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır.

5. DUHAN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).

Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahiy edilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

6. DUHAN-15: Innâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).

Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız.

7. DUHAN-16: Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntekimûn(muntekimûne).

Büyük bir şiddetle (onları) yakalayacağımız gün, Biz mutlaka intikam alacak olanlarız.

Semanın bir dumanla kaplandığı ki bu cehalet dumanı, bu fitneyi ifade ediyor. “İnsanlar korkacaklar ve bu bir elîm azaptır.” diyecekler. Ve derler ki: “Bizden bu azabı kaldır. Biz mü’minleriz.” Şimdi mü’min için azap söz konusu değil. Allah’a ulaşmayı dileyen hak mü’minlerdir, kalpten. Onlar için bir azap söz konusu değil. Kimdir azap için? Azap içinde olanlar Allah’a ulaşmayı dilemeyenler.

Hz. Ali (A.S) soruyor: “Kim için musîbet azaptır? Kim için musîbet azap değil, imtihandır?” Allah’a ulaşmayı dileyenler için musîbet bir imtihandır. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için musîbet nedir? Bir azaptır. Öyle olunca bu insanlar kendilerini mü’min zannediyorlar. Ama gerçekte mü’min değiller.

“Rabbim, bizden bu azabı kaldır. Biz mü’minleriz.” derler. Mü’min olduklarını zannediyorlar. Ve devam ediyor âyet-i kerime: “Ama bir ibret almadılar. Biz onlara bir resûlümüzü göndermiştik.” İşte bu resûl Mehdi Resûl. O Allah tarafından gönderiliyor. Bu azabın onların üzerinden alınması için. Muaz bin Cebel (R.A)’ı Allah Resûlü (S.A.V) yetiştiriyor ve hemen imtihana tâbî tutuyor. Göndermeden evvel diyor ki, bir sual soruyor:

“Ya Muaz!” diyor. “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir?” “Ben bilmem. Allah ve Resûlü bilir.” Bunlar edebin en zirve noktasında insanlar.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sahih Buhari (2756).

Muaz b. Cebel (R.A) şöyle anlatmaktadır:

“Ey Muaz! Allah’ın kullar üzerindeki hakkı ve kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi.

Ben, “Allah ve Resûlü daha iyi bilirler.” dedim.

Şöyle buyurdu:

“Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, hiçbir şeyi ortak kılmadan O’na ibadet etmeleridir.

Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azap etmemesidir.”

Ben, “Ey Allah’ın Resûlü! İnsanlara bu haberin müjdesini vermeyeyim mi?” dedim.

“Onlara müjde verme ki, güvene kapılmasınlar!” buyurdu.

Öyleyse Allahû Tealâ insanların üzerinden azabı kaldırmak için ne yapıyor? Resûllerini gönderiyor. Başıboş bırakmıyor. Eğer resûl gelmezse hepimiz azap içerisinde, hem bu dünyada huzursuz ve mutsuz hem de ölüm sonrası hayatta gideceğimiz yer neresi? Cehennem. Ama İsrâ-15’te diyor ki: “Resûl göndermezsem ne yapmam? Azap etmem.”

17/İSRÂ-15 Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).

Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

Öyleyse resûl niçin var? Biz insanların üzerinden azabı kaldırmak için var. Ama resûl azabı kaldırmak üzere Allah tarafından vazifeli kılınıyor. Fakat azabın üzerinden kalkacağı insanlar serbest irade sahibi. Ve resûl diyor ki:

“Duyduk demeyin. Kalpten ulaşmayı dileyin. Dilemezseniz mutlaka azabı yaşayacaksınız. Dilerseniz sizin için bir kurtuluştur.” İşte Resûlullah (S.A.V)’ın bunları destekleyen bir hadîsi. Ne kadar Arap bedevi aşireti varsa hepsine Allah Resûlü (S.A.V) sesleniyor:

26/ŞUARÂ-214 Ve enzir aşîratekel akrabîn(akrebîne).

Ve en yakının olan aşiretini uyar.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6

Ebû Hureyre’den nakledilen bir Hadis:

"Ey Abdüşemş oğulları! Ey Ka‘b İbni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez..."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Tefsîr, 26; Müslim, Îmân, 348–355; Ahmed, I, 281–307; İbn-i Sa‘d, I, 74, 200; Belâzürî, I, 119; Semîra ez-Zâydî, I, 357–359.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kureyş kabilesini Safâ Tepesi’ne davet etti ve şöyle hitap etti:

“Ey Kureyş cemâati! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek desem, bana inanır mısınız?”

Onlar da hiç düşünmeden:

“Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Seni hep doğru olarak bulduk. Senin yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.

Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisna bu tasdiki alan Peygamber Efendimiz (S.A.V) onlara şu ilahî hakikati bildirdi:

“O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah’a mülaki olmaya inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.

Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.

Ey Kureyş cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de diriltileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah’ın huzuruna varmanız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayır ve ibadetlerinizin mükâfatını, kötü işleyişlerinizin de şiddetli azabını göreceksiniz! Mükâfat ebedî cennettir, ceza da daimî bir cehennemdir.”

Yani başka bir deyimle kendinizi azaptan kurtarınız. Şuarâ-214’te: Allah Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e en yakın olan aşiretini uyar." diyor. Diyelim ki bugün bu sözler bize hitap ediyor. Allah Resûlü (S.A.V) diyor ki: “Kendinizi cehennemden kurtarınız.” Cehennemden kurtuluş neyledir? Allah’a ulaşmayı dilemekle yani bir dilekle. Öyleyse Allah Resûlü (S.A.V) niçin geliyor? Nezîr niçin geliyor? Bizi o azaptan kurtarmak için. Allah’a mülâki olmaya inananlar azaptan kurtulacak. İnanmayanlar mutlaka azaba yuvarlanacak. Hadîs böyle.

Hemen Ebu Cehil, Cehil’in babası homurdanmaya başlıyor. “Sen bunu bizim için mi topladın?” vesaire vesaire. Tabiî çekip gidiyor. Ama Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor ki: “Ey Kureyşliler! “Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye çalışan bir adamın hâli gibidir.” "Ben sizin başınıza gelen azabı, cehennemi görüyorum. Ve bu dileğin sahibi olmayanların hepsinin cehenneme yuvarlanacağını biliyorum. Size “Kendinizi cehennemden kurtarınız.” müjdesini yapıyorum. Ve dileyin. Dilerseniz kendinizi cehennemden kurtaracaksınız. Bu sizin için bir müjde. Dilemezseniz gideceğiniz yer cehennem. Ve ey Kureyş cemaati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Uyku ölümün ikiz kardeşidir."

Yani aslında ölümden korkmak gerekli mi? Değil. Çünkü her gece ne yapıyoruz? Her gece ölüyoruz. Sabahleyin nefsimiz bize iade edildiği zaman tekrar ayağa kalkıp diriliyoruz. Hatta nefs bütün unsurlarıyla fizik bedene oturtulmadığı zaman kişi ayağa kalkar kalkmaz sendelemeye başlar. Ta ki o nefs vücuda bir bütün olarak yerleşinceye kadar.

Ve devam ediyor Allah Resûlü (S.A.V): “Bir kere kabirden kalkıp Allah’ın huzuruna varmanız ve dünyada yaptığınız herşeyden hesaba çekilmeniz haktır. Yaptığınız iyiliklerin karşısında onun mükâfatını, kötülüklerinizin karşısında da cezasını görmeniz muhakkaktır.” Ve Efendimiz’in yıllardan beri bize söylediği: “Mükâfat ebedî bir cennet, mücazat daimî bir cehennem.” Yani böyle cehennemden çıkış, cennete giriş, transfer olayı asla söz konusu değil.

58 âyet-i kerimede cehenneme giren kişinin cehennemde ebedî kalacağı, cennetlik olanların da cennette ebedî kalacağını Allahû Tealâ’nın Resûlü (S.A.V) bu hadîste zikrediyor, söylüyor. “İşler ehil, lâyık olmayan kimselere bırakıldığı zaman emanet zayi olur.” diyor.

Ve yine aynı şekilde Duhân Suresinin 10, 11, 12, 13. âyetlerini Allah Resûlü (S.A.V) okuduğu zaman mahzun oluyor. Ve sahâbe anlıyor ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Bir şeyler ters gidiyor. Ne oldu sana? Neden mahzunsun?” “İlmin insanlardan alınacağı zamandır.” diyor. “Ya Resûlullah! Biz çocuklarımıza, eşlerimize Kur’ân’ı öğretiyoruz. Allah gelip evlerimizdeki Kur’ân’ları toplatıp götürecek mi?” “Hayır.” diyor. “Şu anda Yahudilerin Tevrat’ı var. Hristiyanların elinde İncil var. Onların ne işine yarıyor?”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce.

“Gün gelir, ilim insanları terk eder. İnsanların onda hiç nasibi kalmaz.”

Sahabe sordu: “İlim bizi nasıl terk edebilir ki?

Biz Kur’ân-ı okuyoruz ve bundan böyle de vallahi okuyacağız.

Hanımlarımıza, oğullarımıza da okutmaktayız.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle cevap buyurdu:

“Yahudilerin ve Hristiyanların elinde de Tevrat ve İncil yok muydu?”

Öyleyse sevgili kardeşlerim, dinin iki kaynağı olduğunu hiç unutmayın. “Allah’ın Kitab’ı, sünnetim. Allah’ın Kitab’ı, Ehl-i Beyt’im.” Ve insanların üzerine zillet damgası vuruldu. Bunlardan bir tanesi Allah’ın ipi, diğeri de insanlardan bir ip. Ne demiş oluyor? İnsanların elinde, Yahudilerin elinde Tevrat var. Allah’ın ipi tamam. Hristiyanların elinde İncil var. Allah’ın ipi tamam. Ama onların ne işine yarıyor, diyor.

Öyleyse Kur’ân’ın hayatımıza tatbiki, Kur’ân’ın yaşanması ancak neyledir? Mürşidle. İnsanlardan bir iple. “Bunların ne işine yarıyor?” İşte Kur’ân’ın işimize yarar hâle gelebilmesi neye bağlı? Allah’ın tayin ettiği mürşide bağlı. Nitekim Furkân-27’de o gün zalimler pişmanlıklarından ne diyorlar? “Keşke neyle birlikte olsaydık? Resûlle birlikte olsaydık. Mürşidle birlikte olsaydık. Keşke filanı dost edinmeseydik.” O zaman resûlle birlikte olmayanlar kiminle beraberdirler? Şeytanla beraberdirler. Sevgili kardeşlerim, üçüncü bir seçenek yok.

25/FURKÂN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).

Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

İşte zikre başlıyorsunuz. Zikri bıraktınız. Kimle berabersiniz? Şeytanla. Şeytan devamlı karanlıklarını kalbinize gönderiyor. Ama göndermesini istemiyorsanız ne yapmanız lâzım? Devamlı zikretmeniz lâzım. Allah’ın âyetlerini konuşmanız lâzım.

İşte onun için arada bir boşluk olmasın. Bir arada beraber olduğunuz zaman neden bahsedeceğiz? Hep Allah’tan bahsedeceğiz, dünyayı konuşmayacağız. Dünya malayani konuşmak nefsin afetlerindendir. Ve Allahû Tealâ bizi ona karşı uyarıyor. Allah’tan bahsetmek şifadır. İnsanlardan bahsetmek nedir? Hastalık, hastalık.

Gıybet yapmayınız. Allah gıybeti yasaklamış. Gıybet, ölü kardeşinin etini yemek gibidir. Sevgili kardeşlerim, bu dünya üzerinde şu anda biz bu çağdayız. Yamyamlar insan etini yerler. Şu anda birisi diğerine kötü bir şey söylediği zaman ne diyor? “Yamyam gibisin.” Her gün aslında dedikodu yapanlar ne yapmış oluyorlar? Evet, ne yazık ki böyle.

Allah öyle buyuruyor. Yani gıybet yapan, ölü kardeşinin etini yemiş oluyor. Olmasını istemiyorsak ne yapmamız lâzım? Gıybetten kendimizi alıkoymamız lâzım. “Bu kötüdür, ben yapmayacağım.” demekle de olmaz. Bilmek ayrıdır, yaşamak ayrıdır. Bilebilirsiniz. Bedevî ne diyordu? “İlmimin aleyhime delil olmasını istemiyorum.” Şu anda bu topluluk, benim hitap ettiğim kardeşlerimiz, hepiniz gıybetin yanlış bir şey olduğunu biliyor musunuz? Ama elinizi vicdanınıza koyun. Hepimiz gıybet yapıyor muyuz? Yapıyoruz.

İşte bakın görüyorsunuz. Yani bilmek bir şey ifade etmiyor. “İlmimin aleyhime delil olmasını istemiyorum.” Biliyoruz ama yapamıyoruz. İşte bu, aleyhimize delil olmasını istemiyorsak ne yapmamız lâzım? Gıybeti yapmamamız lâzım. İlmimizi yaşamamız lâzım. Bildiklerimizi hayatımıza tatbik etmemiz lâzım. "Bildiklerimiz de var. Amel de ediyoruz, uğraşıyoruz." falan diyorsunuz. Ama ne oluyor? Bu sefer “Biz yaptık.” şeklinde oluyor. Meselâ bazı kişiler diyor ki kişi: “Ya benim kalbim tertemiz.” Onu da geçtik. “Ben.” diyor, “İstediğim zaman sigarayı da bırakırım, istediğim zaman içkiyi de bırakırım. Hiç umurumda bile değil. Sen neden bahsediyorsun?”

Allah’ın Resûlü (S.A.V) ve Allah’ın dostları da diyor ki: “İptilalar, anahtarı kaybolmuş kelepçe gibi. O kelepçelerin anahtarları Allah’ın katında. Allah o kelepçeyi sökmezse sen kendini tavana da atsan ondan kurtulamazsın.”

Nitekim Mevlânâ Hz. diyor ki: “İnsanlarda akıl tövbe eder. Nefs ne yapar peşinden? Anında tövbeyi bozar.” Hepimiz günde herhangi bir iptilamız karşısında ne diyoruz? “Söz, bir daha yapmayacağız.” Daha iki saniye aradan geçiyor, yapmaya başlıyoruz.

Öyleyse iplerimiz Allah’ın elinde. Ancak Allah’ın yardımıyla kurtulabiliriz. Kurtuluş ancak Allah’ın yardımıyladır. Ama Allahû Tealâ da ne diyor? “Ben resûlüme tâbî olanlara yardım ederim.” Öyleyse Allah’ın yardımını almak istiyorsak Allah’ın şartı ne? Resûlle birlikte bir yol tutmak. Allah kimin duasını kabul ediyor? Resûlle birlikte olanların duasını kabul ediyor. İşte âyet-i kerime, Nisâ-64. Sen diyor, onlar mağfiret dileseler, sen de onlar için mağfiret dilesen o zaman ne olur? Allah o zaman tövbeyi kabul eder.

4/NİSÂ-64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Hâlbuki kişi resûle uğramadan da günde günahları için bin kere daha tövbe etmiyor mu? Ama aynı tas aynı hamam. Nefs ses kesiyor. Akıl tövbe ediyor, peşinden nefs de tövbeyi bozuyor. Böyle olmak istemiyorsak ne yapmamız lâzım? Şeytanın vücuda giriş yollarını daraltmamız lâzım. Çünkü şeytan apaçık bir düşman. Ve Allahû Tealâ bizi uyarıyor. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kimdir şeytanın adımlarına tâbî olan? Allah’a ulaşmayı dilemeyen. Kimdir şeytana tâbî olmayan? Allah'a ulaşmayı dileyen. Kimdir şeytanın adımlarına tâbî olmayan? Mürşidine tâbî olandır.

Yani 7 tane hedef emri var. Bu 7 hedef emre isyan edenler, onlar şeytanın adımlarına tâbî olanlardır. Onlar şeytanın tuzaklarına düşenlerdir. Ama tâbî olmak istemiyorsak mutlak surette Kur’ân’ın hükmünü icra etmemiz lâzım.

ŞEYTANIN ADIMLARINA TÂBÎ OLMAYIN

1. BAKARA-208 Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM'e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

2. BAKARA-168 Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.

3. EN'ÂM-142 …Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden yeyin. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki; o, size apaçık düşmandır.

4. İSRA-53 Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.

5. NÛR-21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde muhakkak ki o (şeytan), fuhuşu ve münkeri emreder…

6. YÂSÎN-60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o size apaçık bir düşmandır.

7. ZUHRÛF-62 Ve şeytan sakın sizi, (Sıratı Mustakîm'den) men etmesin. Muhakkak ki o, sizin için apaçık düşmandır.

İşte Nûr-21: “Şeytanın adımlarına tâbî olmayın.” Çünkü şeytan size ne yapar? Fuhşiyatı ve münkeri emreder. Cehennemliklerin arkasında, cehennemlikler öğretilerini kimden alıyorlar? Şeytandan. Şeytan onlara öğretiyor. Onları kendisiyle birlikte cehenneme götürüyor. Ama Allah’ın dostları ise Allah’ın öğretisine muhatap olanlar. Onlar onu öğrenenler ve seçenlerdir. Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olsa o, fuhşiyatı ve münkeri emreder. Ama Allah’ın fazlı ve rahmeti olmazsa hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemez.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, yapmamız lâzım gelen tek şey nefs tezkiyesi, nefs tezkiyesi, nefs tezkiyesi. Allah’ın istediği bir kul olmak istiyorsak, Allah’ın istediği bir dost olmak istiyorsak, bu dünyada huzur ve mutluluk içinde bir hayat yaşamak istiyorsak bunun yolu nefsimizi tamamen devreden çıkartmakla mümkündür. “Sen çıkarsan aradan, kalır seni Yaradan.” İşte hepimizin bu dünyada uğraşısı ne olması lâzım? Bu 19 afete mâl olan nefsimizi tezkiye etmek.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 22 Ekim 2026Son güncelleme: 29 Ekim 202636 dk okuma0