Muhterem Hocam, cemaat olgusunun yanlış anlaşılmasında müridlerin de etkisi var mıdır?

Soru

Muhterem Hocam, cemaat olgusunun yanlış anlaşılmasında müridlerin de etkisi var mıdır?

Cevap

Mürşidin ayak izini takip etmenin önemi. Sevgili kardeşlerim, tabiî ki mürşidin Allah’ın emrettiği bir mürşid olabilmesi onun 7 safha 4 teslimi yaşaması ve Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınmasına bağlı. Ama günümüzde bakıyoruz gerçekten de mürşidim diye ortaya çıkanların çoğu daimî zikirde değiller. Nefs teslimi yapmamışlar. Allah tarafından Tövbe-i Nasuha davet edilmemişler. İrşada memur ve mezun kılınmamışlar. Ama normal olarak Allah tarafından tayin edilen mürşidler vefat edince geride kalanlar kendi aralarında sözü geçer bir kişiyi seçmişler. Ama Allah’ın tayin ettiği bir kişi değil. Bu tip şeyler olabiliyor. Halbuki mürşidin seçimi kişiye ait değil. Allah’a aittir.

Nahl Suresi’nin 9. âyet-i kerimesinde:

NAHL-9 Ve alâllâhi kasdus sebîli ve minhâ câirun, ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

"Ve alâllâhi kasdus sebîli: Allah’a ulaştıran yolun tayini Allah’a aittir."

Mâide 35’te:

MÂİDE-35 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

"Sizi kim Allah’a ulaştırmaya vesile olacaksa onu Allah’tan isteyin." Neyle yapacağız bunu? Hacet namazıyla. Ve Fâtiha 5’te:

1/FÂTİHA-5 İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

"İyyâke nestaîn: Mürşidimizi sadece Senden isteriz."

Bu âyetlerin hülasası bizi hacet namazıyla mürşidin Allah’tan istenmesine götürüyor. Dolayısıyla mürşid seçimi bize ait olmadığına göre, Allah tayin ettiğine göre, Allah’ın tayin ettiği mürşide ulaşmak dört rekâtlık bir hacet namazı ile mümkündür.

HACET NAMAZI

ÖNCE BOY ABDESTİ ALINIR, HACET NAMAZINA NİYET EDİLİR.

1. REKÂT: Subhaneke -Fâtiha - 3 Âyetel Kursî

2. REKÂT: Fâtiha -İhlâs - Felâk - Nâs

OTURUNCA: Ettehiyyatu

3. REKÂT: Fâtiha -İhlâs - Felâk - Nâs

4. REKÂT: Fâtiha- İhlâs - Felâk - Nâs

OTURUNCA: Ettehiyyatu - Allahumme Salli - Allahumme Barik – Rabbena

Allah’tan mürşid istenir: Bu namaz, Perşembeyi Cumaya bağlayan gece veya kandil gecelerinde kılınır. Dua bitince uyumadan önce 3 Âyet-el Kürsi okunur. Kimseyle konuşmadan kıbleye doğru, sağ yan üstü yatılıp ALLAH’I zikrederek uyunur.

BAKARA-45: (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

BAKARA 46: Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Birinci rekâtta Fâtiha’dan sonra 3 Âyetel Kursî, 2. Rekâtta Fâtiha’dan sonra İhlâs, Felâk, Nâs, 3. rekâtta Fâtiha, İhlâs, Felâk, Nâs okunur ve kişinin haceti neyse onu Allah’tan talep eder. Perşembeyi cumaya bağlayan gece boy abdestiyle bu namazı kılar da kimseyle konuşmazsa, sağ tarafı üzere yatağını dizayn eder ve zikirle yatarsa, %2’lik huşûnun sahibiyse Allahû Tealâ mürşidi göstereceğini garanti ediyor. O zaman kişinin de o gösterdiği mürşide gidip tâbî olması Allahû Tealâ’nın kesin emri. İşte bu minval üzere mürşidine tâbî olanlar, 14 asır evvel sahâbenin Resûlullah’a tâbî olduğu gibi tâbî olanlardır. Allah Resûlü: “Size ruh verenler gelecek. Onları arayın bulun." Bizzat Peygamber Efendimiz buyuruyor.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sahihi Müslim 58, hadis no. 1851

“Ve ene nefahatun fetearradu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten.”

“Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür.”

Her devirde ruh veren devrin imamının ruhudur. Bunları arayıp bulmamız söyleniyor. O zaman Allah’a ulaşmayı diledikten sonra mürşidimizi aramamız gerekir mi? Evet. Çünkü ancak mürşide tâbî olduğumuz zaman bu ruh, devrin imamının ruhu başımızın üzerine gelip birleşir.

Ve ene nefahatun fetearradu: Size ruh verenler gelecek.

Fetearradu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten: Yani kim zamanın imamına arif olmazsa, yani devrin imamının ruhu kimin başının üzerinde bulunmazsa o cahiliye standardındadır.

Öyleyse mürşid farzdır ve iblis de tam bu Allah’a ulaşma dileği ve mürşide tâbiiyeti din tatbikatından çıkartmış. Ne diyor? Diyor ki: “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. Ancak ölümle insan ruha ulaşır. Dünya hayatında rûhun Allah’a ulaşması yok.” İki tür insan var. Kalplerinde olanı söyleyenler; onlar Allah’a ulaşmayı kalben dileyenlerdir. Kalplerinde olmayanı söyleyenler; onlar da zan edenlerdir. Şimdi hemen o slaytımızı da gösterecek olursak:

DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLMAYANLAR

Mâide 41: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin....

Hucurât-14: Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi...

Âli İmrân-167: ...onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar...

Fetih-11: Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar...

Munâfıkûn-1: ...“Biz şehadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.

Hadîs-i Şerif: “...Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek...”

Müslim 1064/143, Buharî 6123, 6124, Ebu Davud 4764

DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLANLAR

Bakara-45: Sabırla ve namazla istiane isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

Bakara-46: Onlar ki, Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına ve O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

En’âm-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar...

En’âm-36: (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir...

Enfâl-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan sahibi kılar! Ve sizden günahlarınızı örter ve size mağfiret eder.

Hacc-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidâyet edendir.

Kaf-33: Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).

1 zanına tâbî olanlar var, 2 Kur’ân hakikatlerine tâbî olanlar var. Kur’ân hakikatlerine tâbî olanlar, onlar kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Yani o Kur’ân kursaklarından geçmeyenler. Dilin söylediği kalbinde olanlar. Evet, dilin söylediği kalbinde olanlar. Ama dilin söylediği kalbinde olmayanlar. Bunlar zan edenlerdir. Bu ise îmân edenlerdir.

Hucurât 14: “Biz âmenû olduk.” diyorlar. Îmân ettiğini zannediyor. Allah da: “Hayır.” diyor. “Siz mü’min olmadınız. Kalbinizin içine îmân girmedi.” Bir tarafta zanna tâbî olan var. Bir tarafta Kur’ân hakikatlerine tâbî olan, daveti kabul eden var.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20266 dk okuma0