Muhterem Hocam, cihad yapmayı isteyen birine ne önerirsiniz, neler cihaddır?

Soru

Muhterem Hocam, cihad yapmayı isteyen birine ne önerirsiniz, neler cihaddır?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) iki tür cihaddan bahsetmiş; Cihad-ı sağir: Küçük cihad. Cihad-ı ekber: Büyük cihad. Cihad-ı sagir, dış düşmanlarla yapılan kıtali savaşı ifade ediyor.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Süyûtî, II, 73; Münâvî, Feyzü’l-Kaadir, III, 141/2873; Ali el-Müttaki, IV, 430/11260.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Ashabı ile Tebük Gazvesi’nden dönerlerken Sahâbeye:

– Şimdi küçük cihaddan, cihâd-ı ekbere yani en büyük cihada dönüyoruz!

buyuruyor. Sahâbe hayretler içinde:

– Yâ Rasûlâllah! Hâlimiz meydanda! Bundan daha büyük cihad var mı?

dediklerinde Peygamber Efendimiz S.A.V.:

– Şimdi büyük cihada, nefs cihadına, nefsin hevâsı ile mücâhedeye dönüyoruz! buyurdular.

Allahû Tealâ Bakara Suresinin 216. âyet-i kerimesinde buyuruyor, ki Allah ile insan arasındaki ilişkide âyetler açısından konuşacak olursak 1 numaralı âyet, Allahû Tealâ buyuruyor ki:

2/BAKARA-216 Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Öyleyse savaş üzerimize farz kılınmıştır. Kim için farz savaş? Kalben Allah’a ulaşmayı dileyenler için. İşte Bakara Suresinin 246, 247, 248 ve 249. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ bunun cevabını veriyor. Bu âyetlere baktığımız zaman Benî İsrail' dekiler, Allah yolunda olanlar, Allahû Tealâ’dan "Bize bir kumandan tayin et, biz onunla birlikte savaşalım." talep etmişler.

İşte kendi peygamberlerine: "Biz niçin Allah yolunda savaşmayalım, yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmıştık.

ŞEHİT OLMANIN 7 SAFHASI

1. BAKARA-249: “…Bundan sonra kim ondan içerse, artık benden değildir… Fakat onlardan ancak pek azı hariç, içtiler… Calut ve onun askerleri ile takatimiz yok.” dediler.

O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler ise şöyle dediler:

“Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa galip gelmiştir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.”

2. BAKARA-246: …Kendi peygamberlerine: ‘…Biz niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılmıştık…’ dediler. Fakat savaş onların üzerine yazılınca onlardan pek azı hariç, hepsi yüz çevirdiler.”

BAKARA-247: “Muhakkak ki Allah, onu sizin üzerinize seçti ve onun ilmini ve cismini artırdı.”…

3. BAKARA-248: “… Muhakkak ki onun melikliğinin âyeti içinde Rabbinizden sekînet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden bakiye (kalıntı) bulunan, meleklerin taşıdığı bir tabutun (tahta sandığın) size gelmesidir.

Muhakkak ki bunda, sizin için elbette âyet vardır, eğer siz mü’minlerseniz.”

MUMTEHİNE-9: Fakat Allah, din hususunda sizinle savaşmış ve sizi yurdunuzdan çıkarmış olan ve sizin çıkarılmanıza arka çıkmış olan kimselere dönmenizden sizi nehyeder.

4. BAKARA-154: Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız.

5. AL-İ İMRAN – 169: Allah yolunda öldürülen o kimseleri, ölüler sanmayın. Hayır, (onlar) diridirler ve Rab’leri katında rızıklanırlar.

AL-İ İMRAN – 170: Onlara kendi fazlından verdiği şeyle ferahlarlar.

Ve arkalarından henüz kendilerine katılmayan (henüz şehit olmayan) kimselere,

“onlara bir korku olmayacağını ve onların mahzun da olmayacaklarını” müjdelemek isterler.

6. AHZAB-23: Mü’minlerden bir kısım erkekler, Allah’a yaptıkları ahde (savaşta şehit oluncaya kadar sebat edeceklerine dair verdikleri söze) sadık kaldılar.

Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi (şehit oldu), bir kısmı da (şehit olmayı) bekliyorlar. Ve onlar, (ahdlerinden) bir şey değiştirmediler.

7. TEVBE-111: Allah muhakkak ki; Allah yolunda savaşan, böylece öldüren ve öldürülen mü’minlerden onlara verilecek cennet karşılığında, canlarını ve mallarını satın almıştır…

Öyleyse küçük cihad, dış düşmanların ülkemize saldırması halinde yapılması gereken bir cihaddır.

Bakara 247: ...Muhakkak ki Allah, onu sizin için üzerinize seçti...Allahû Tealâ onlara savaşması için bir kumandan tayin ediyor: Talut.

Ve Bakara 249'a baktığımız zaman; bundan sonra kendilerini muhakkak Allah'a mülaki olacaklarını kumandan tayin ediyor. Fakat çoğu kişi eleniyor. Ama bundan sonra o Talut'la beraber, onların başında bir nehirden geçiyorlar ve Talut onlara diyor ki: "Şimdi bir nehirden geçicez. Bundan sonra kim ondan içerse, artık benden değildir."Fakat onlardan ancak pek azı hariç, içtiler. Calut ve onun askerleriyle :" Takatımız yok." dedi. Yani Allah'ın onların başında tayin ettiği Talut, Allah'ın elçisi, Allah'ın Resûl'ü onlara emrediyor. Fakat o emre itaat etmiyorlar. Çoğu sudan içiyor. Pek azı hariç. Bu Talut'un emrine, onların başında tayin ettiği kumandanın emrine itaat edenler o kendilerinin muhakkak ki Allah'a mülaki olacaklarına kesin olarak bilen insanlar şöyle dediler: "Nice az bir topluluk Allah'ın izniyle çok bir topluluğu galip gelmiştir."

O zaman küçük cihad neyle başlanıyor? Mürşide tâbî olmakla. Ama bir insanın mürşidine tâbî olabilmesi için mutlaka, Allah'a ulaşmayı dilemesi lâzım. İşte bu hakikatleri bu âyetlerden anlıyoruz. O zaman küçük cihadın başlanabilmesi için de, büyük cihadın başlanabilmesi için de mutlaka kişinin Allah'a ulaşmayı dilemesi lâzım. Allah'a ulaşma dileği yoksa o, Allah yolunda değildir. Kimdir bu Allah'a ulaşmayı dileyenler? Hacc 54'te işte kendilerine ilim verilenler. Bu ilim verilenler Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir.

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

7 âyet-i kerimede Allah ilim verilenden bahsediyor.

İLİM VERİLENLER (ÖĞRENENLER)

1. NAHL-27: Sonra kıyamet günü (Allah), onları alçaltacak. Ve onlara: "Ortaklarım nerede?" diyecek. "Onlar için ayrılıklara düştünüz." Kendilerine ilim verilenler şöyle dedi: “Muhakkak ki rezillik ve azap, bugün kâfirlerin üstündedir.”

2. İSRÂ-107: De ki: “O’na inanılsın veya inanılmasın, O’ndan önce kendilerine ilim verilen kimseler, onlara (Kur’ân’ın secde âyetleri) okunduğu zaman, secde ederek çeneleri üstüne kapanırlar.”

3. HACC-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na iman etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

4. KASAS-80: Ve ilim verilenler: “Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Buna, sabredenlerden başkası mülaki olmaz.” dediler.

5. ANKEBÛT-49: Hayır O (Kur’ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.

6. RÛM-56: Ve ilim ve iman verilenler: “Andolsun ki Allah’ın Kitabı’ndaki beas (yeniden diriliş) gününe kadar (mezarda) kaldınız.” dediler. İşte bu beas günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz.

7. MUHAMMED-16: Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbi olanlardır.

Bu 7 âyet-i kerimenin içerisinde, oraya bakacak olursak; ilim verilenler, kendilerine ilim verilenler. Bunların hepsinin tek bir ortak noktası var. Nedir o? Resûl'ün sohbetini dinlemişler ve daveti kabul etmişler. "Seni dinleyenlerden bir kısmı senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verenlere biraz önce o ne dedi?" Bu ilim verilenlerin hepsi, ilim ve îmân verilenler Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir.

O zaman görüyoruz ki, ilim verilenler Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir. Ve ancak Allah'a ulaşmayı dileyenler mürşidlerine tâbî oldukları zaman onlar için küçük cihad da başlıyor. Aynı zamanda büyük cihad da başlıyor. Küçük cihad dediğimiz şey eğer birisi bizi vatanımızdan çıkartırsa, eğer bizi öldürmeye kalkarlarsa o zaman başvurulması gereken bir şeydir. Hucurât Suresinin 10. âyet-i kerimesinde: "Mü'minler kardeştir." Hucurât 9'a bakacak olursak ne görüyoruz? Hucurât 9'da:

49/HUCURÂT-9 Ve in tâifetâni minel mû’mînînektetelû fe aslihû beyne humâ, fe in begat ihdâhumâ alel uhrâ fe kâtilûlletî tebgî hattâ tefîe ilâ emrillâh(emrillâhi), fe in fâet fe aslihû beynehumâ bil adli ve aksitû, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).

Ve eğer mü’minlerden iki grup savaşırlarsa, o zaman ikisinin arasını düzeltin. Fakat, eğer ikisinden biri diğerine saldırırsa, o taktirde saldıran grupla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, böylece ikisinin arasını adaletle düzeltin, (onlara) adil davranın (diğerine zulmetmeyin). Muhakkak ki Allah, adaletle davrananları sever.

Bu olay bu şekilde ve ancak bizi 11'e bakalım. Hucurât Suresinin 11.âyet-i kerimesi...

49/HUCURÂT-11 Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayren minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayren minhunn(minhunne), ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâb(elkâbi), bi’sel ismul fusûku ba’del îmân(îmâni), ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).

Ey âmenû olanlar! Bir kavim, (başka) bir kavimle alay etmesin. Belki onlar (alay edilenler) diğerlerinden daha hayırlıdır. Ve kadınlar da diğer kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden (diğerleri) daha hayırlıdırlar. Ve birbirinizi ayıplamayın. Kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmândan sonra fasık isimler ne kötü. Ve kim tövbe etmezse, işte o zaman onlar zalimdirler.

Evet. Yani dolayısıyla iki cihadın başlanabilmesi için mutlaka Allah'a ulaşmayı dilemek ve mürşide tâbiiyet. Allah'a ulaşma dileği yoksa din yok.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 10 Ekim 20268 dk okuma1