Muhterem Hocam, Cinn Suresi'nin 14, 15, 16. âyetlerine göre kalpleri zikirsizlikten kasvet bağlayanlar kimlerdir? Açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, Cinn Suresi'nin 14, 15, 16. âyetlerine göre kalpleri zikirsizlikten kasvet bağlayanlar kimlerdir? Açıklar mısınız?
Cevap
Kalpleri zikirsizlikten kasvet bağlayanlar seçilmişlerdir; ama ölüme kadar Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Yani üzerlerine dalâlet hak olanlar. Şeytanın ilkâları, kalpleri kasiyet bağlayanlarla kalpleri hasta olanlara tesir ediyor.
Hac Sûresi 53. âyet-i kerîmesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
22/HACC-53 Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin).
Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve muhakkak ki zâlimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler (Sıratı Mustakîm’den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır).
Kalplerinde hastalık olanlar kimler? Kalpleri hasta olanlar, Bakara 8, 9, 10’da: Kendileri ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlar olduğunu, yani yeryüzünde fesat çıkaranlar olduğunu görüyoruz. Yalanları sebebiyle onlara büyük bir azap söz konusu.
2/BAKARA-8 Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).
Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşacağı güne) îmân ettik.” Ve onlar mü’min değillerdir.
2/BAKARA-9 Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Zannederler ki) Allah’ı ve âmenû olanları aldatırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar ve farkında da olmazlar.
2/BAKARA-10 Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmiş olmaları (Allah’a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.
İşte bu azabın sahibi, kalpleri hasta olan, kendileri Allah'a ulaşmayı dilemeyen; başkasının dilemesine engel olan, Allah ve mü'minleri aldatanlar. Ama kalpleri hasta olanlar seçilmiş olmalarına rağmen dalâlet üzerlerine hak olanlar. Nahl Sûresi 36. âyet-i kerîmesinde Allahû Tealâ: “Biz bütün ümmetlere, tâguttan içtinâp etsinler Allah'a abd olsunlar diye resûller beas ettik. Bir kısmı hidayete erdi; Allah'a ulaşmayı dileyip mürşidlerine tâbî oldular. Bir kısmı da seçilmiş olmalarına rağmen Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için dalâlet üzerlerine hak oldu.”
16/NAHL-36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
İşte âyet-i kerîme zaten bunu söylüyor. Dolayısıyla zikirsizlikten kalbi kasvet bağlayanlar onlardır.
Hadîd Sûresi 16. âyet-i kerîmesinde: “O âmenû olanların kalplerinin Allah'ın zikrine ve haktan inene huşûya ulaşmalarının zamanı gelmedi mi? Kendilerine kitap verilen ehl-i kitap gibi olmasınlar; üzerlerinden zaman geçti, bu süre içerisinde Allah'a ulaşmayı dilemediler; zikirsizlik sebebiyle kalpleri kasvet bağladı. Onların ekserisi fâsıktır.” buyruluyor.
57/HADÎD-16 E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır. Allah razı olsun.