Muhterem Hocam, cuma günü vaaz veren hoca, Mu’minûn Suresi’nin ilk 11 âyetini göstererek, İslâm’ın beş şartının insanları Firdevs cennetlerine götüreceğini söyledi. Bizlere bu konu

Soru

Muhterem Hocam, cuma günü vaaz veren hoca, Mu’minûn Suresi’nin ilk 11 âyetini göstererek, İslâm’ın beş şartının insanları Firdevs cennetlerine götüreceğini söyledi. Bizlere bu konuyu açıklar mısınız?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Mu’minûn Suresi’nin ilk 11 âyet-i kerimesine baktığımız zaman;

23/MU'MİNÛN-1: Kad eflehal mu’minun(mu’minune).

Mü'minler felâha ermiştir.

23/MU'MİNÛN-2: Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).

Onlar, namazlarında huşû duyanlardır.

1. âyet-i kerimesi: “Mü’minler felâha erenlerdir, onlar namazlarında huşu içinde olanlardır” Felah, bir kurtuluştur. Bir insanın 1. kat cennete gidebilmesi, (cenneti aliyeten), kazandığı derecelerin kaybettiği derecelerden fazla olmasına bağlıdır. Mu’minûn Suresi’nin 102. âyet-i kerimesi: “Kimin sevap tartıları ağır gelirse, işte onlar felâha erenlerdir.”

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).

O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

Öyleyse “Kad eflehal mu’minun“ dendiği zaman sevap tartıları ağır gelenlerden bahsediyor. Aynı zamanda bir ikinci özellikleri “Onlar namazlarında huşû içindedirler.”

Hangi kişinin sevap tartıları günahlarından fazladır, ağır gelir? Allah’a ulaşmayı dileyenlerin, Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hüsrandadır.

İşte, A‘râf Suresi 178’de: “Allah kimi dalâlette bırakırsa, onlar hüsrandadır.”

7/A'RÂF-178: Men yehdillâhu fehuvel muhtedî ve men yudlil fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).

Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).

Hüsranda olanlar Mu’minûn Suresi’nin 103’e göre, günahları sevaplarından fazla olanlardır. “Allah kimi dalâlette bırakırsa...” Allahû Tealâ kimi dalâlette bırakıyor? 7 âyet-i kerimede, Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri bırakıyor.

ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER – GAYY YOLUNDA

1. YÛNUS-7 …Onlar, Bize ulaşmayı dilemezler. Onlar âyetlerimizden gafil olanlardır…

2. YÛNUS-11…Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.

RA’D – 27 …Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır…

3. YÛNUS-15 Bize ulaşmayı dilemeyen kimseler şöyle dedi: “Bize bundan başka bir Kur’ân getir…”

4. YÛNUS-45 …Allah'a mülâkî olmayı yalanlayanlar, hüsrandadır…

EN’ÂM – 31 Allah'a mülâkî olmayı yalanlayan kimseler hüsrana düştüler…

5. FURKÂN-21 Ve Bize mülâkî olmayı dilemeyenler …nefslerinde kibirlendiler…

6. RÛM-8 …İnsanların çoğu, Rab’lerine mülâkî olmayı inkâr edenlerdir.

7. SECDE-10 …Onlar, Rab’lerine mülâkî olmayı inkâr edenlerdir.

FUSSİLET – 54 ... Onlar gerçekten Rab’lerine mülâkî olacaklarından şüphe içindeler…

ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER İÇİN MÜRŞİD YOK, TARÎK-İ CEHİMDE, SIRAT-I CEHİMDE

1. A’RÂF – 186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur…”

2. RA’D – 27 De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendisine ulaştırır.”

RA’D – 33 …Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur.

3. KEHF – 17 …Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için veli mürşid bulunmaz.

4. ZUMER – 23 … Allah, kimi dalâlette bırakırsa, o zaman onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur.

5. ZUMER – 36 …Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için hidayetçi yoktur.

6. MU’MİN – 33 …Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için koruyucu yoktur.

7. ŞÛRÂ – 44 Ve Allah kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onun için, bundan sonra bir velî (dost) yoktur…

7 âyet-i kerime gereği hüsranda. 7 âyette hüsranda olmayı ifade ediyor. Bir insan Allah’a ulaşmayı dilemediği takdirde...

BAŞLANGIÇTA HERKES HÜSRANDA

1. BAKARA-27: Onlar (fâsıklar), misaklarından sonra Allah’ın Ahd’ini bozarlar. Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar hüsranda olanlardır.

2. NİSÂ-119: ...Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah’tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.

3. A’RÂF-9: Ve kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır.

4. A’RÂF-178: Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).

5. TEVBE-69: ... Ve (dünya metaına) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onlar, onların amelleri heba oldu (boşa gitti). İşte onlar, hüsrana uğrayanlardır.

6. MÜ’MİN-78: Ve andolsun ki senden önce (de) resûller gönderdik. ... Allah’ın izni olmadan bir resûlün âyet getirmesi olamaz. Artık Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hükmedilmiş olur. Ve bâtılı isteyenler, orada hüsrana uğramışlardır.

7. ASR-2: Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.

Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hüsrandadırlar. Bir insan Allah’a ulaşmadığı takdirde, başlangıçta herkes hüsrandadır Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için. Ama tebliğ kendisine ulaştığı zaman da Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa, A‘râf 178’e göre hüsrandadır ama Mu’minûn 103’e göre de günahları sevaplarından fazla ve hüsranda ve gideceği yer cehennemdir.

Şimdi âyetlere baktığımız zaman, öyle İslâm’ın 5 şartının, kişiyi Firdevs cennetine ulaştıramayacağını açıkça görüyoruz. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemek, İslâm’ın 5 şartının içinde yoktur. Ve dilemeyenlerin hüsranda kalacağı ifade ediliyor âyet-i kerimelerde, amellerin boşa gideceği ifade ediliyor.

Mu’minûn Suresi’nin 2. âyet-i kerimesinde: “Onlar namazlarında huşû içindedirler”, Eğer kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa, kesinlikle huşû söz konusu değildir. Mu’minûn Suresi 3’e göre: "Onlar boş şeylerden yüz çevirenlerdir".

23/MU'MİNÛN-3: Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn(mu’ridûne).

Ve onlar, boş şeylerden yüz çevirenlerdir.

İslâm’ın 5 şartını yerine getirenlerin çoğu boş sözlerle meşguldürler.

23/MU'MİNÛN-4: Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne).

Ve onlar, zekâtı verenlerdir.

Onlar zekât verebilirler ama zekâtları Nisâ Suresi’nin 38 ve 39. âyet-i kerimelerinde, Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için sadece insanlara gösteriştir.

Nisâ 38: “Onlar mallarını infak ederler insanlara gösteriş olsun diye.” Niye? Allah’a ve yevmel ahire îmân etmedikleri için.

4/NİSÂ-38: Vellezîne yunfıkûne emvâlehum riâen nâsi ve lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhir(âhiri) ve men yekuniş şeytânu lehu karînen fesâe karînâ(karînen).

Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş için infâk ederler, Allah'a ve ahiret gününe (insan ruhunun hayatta iken Allah'a ulaştığı sonraki güne) inanmazlar. Ve kim şeytanı kendisine yakın arkadaş edinirse, işte bu kötü bir arkadaşlıktır.

4/NİSÂ-39: Ve mâzâ aleyhim lev âmenû billâhi vel yevmil âhıri ve enfekû mimmâ razakahumullâh(razakahumullâhu) ve kânellâhu bihim alîmâ(alîmen).

Ve ne olurdu onlar, Allah'a ve ahiret gününe (ruhun ölümden evvel Allah'a ulaşma gününe) îmân etselerdi ve Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan (Allah için) infak etselerdi (harcasalardı). Ve Allah onları en iyi bilendir.

23/MU'MİNÛN-5: Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).

Ve onlar, iffetlerini (ırzlarını) koruyanlardır.

23/MU'MİNÛN-6: İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).

Zevcelerine veya ellerinin altında sahip olduklarına (cariyelerine karşı davranışları) hariç. O takdirde muhakkak ki onlar, levmedilmiş (kınanmış) değildirler.

23/MU'MİNÛN-7: Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).

Artık kim bunun ötesinde bir şey isterse o takdirde onlar, haddi aşanlardır.

8. âyet-i kerimede, “ Onlar emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir.” Ruh bir emanettir, hayattayken sahibi olan Allah'a ulaşması lâzım. Kişinin Allah'a ulaşmayı dilemesi lâzım. Allah'a ulaşmayı dilemeyenler emanetlerine riayet etmeyenlerdir.

23/MU'MİNÛN-8: Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).

Ve onlar, emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir (uyanlar, sadık olanlardır).

23/MU'MİNÛN-9: Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne).

Ve onlar, salâvâtlarını (namazlarını) muhafaza edenler (devam ettirenler)dir.

23/MU'MİNÛN-10: Ulâike humul vârisûn(vârisûne).

İşte onlar, varis olanlardır (mirasın sahipleridir).

23/MU'MİNÛN-11: Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Onlar, firdevs cennetine varis olacaklardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

11. âyet-i kerimede neyin varisi? Onlar Firdevs cennetinin varisleridir ama kimler? Onlar emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir. Ruh bir emanettir. Kişi mürşidine tâbi olduğu zaman, emanet vücuttan ayrılır. Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşır. Bu, ruhun hidayetidir. Daha sonra fizik vücudun hidayeti gerçekleşir. O emanettir. Daha sonra nefsin hidayeti gelir. En sonunda iradenin hidayeti gerçekleşir. Yani emanetlerin sahibine teslimi, ancak hidayetle mümkündür. Hidayet ise mürşide tâbiiyetle başlar. O zaman onlar Firdevs cennetlerinin sahipleridir. Yani Hoca’nın söylediği ile hiçbir alâkası yok.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20267 dk okuma1