Muhterem Hocam, dinden haberi olmayan cahil kimselere “İmanın, İslâm’ın şartını say bakalım,” diyerek onların îmânı olup olmadığını test etmek doğru olur mu?
Soru
Muhterem Hocam, dinden haberi olmayan cahil kimselere “İmanın, İslâm’ın şartını say bakalım,” diyerek onların îmânı olup olmadığını test etmek doğru olur mu?
Cevap
Hayır sevgili kardeşlerim, bu insanların indinde böyle. Yani insanlar bu kabulü görmüşler. Kim îmânın şartını sayarsa, kim İslâm’ın şartını sayarsa onu îmân sahibi, din sahibi olarak kabul ediyor; o insanların indinde. Ama Allah’ın katında öyle değil. Allah’ın katında îmân, bir kalbi taleptir. O talebi Allah o kişinin kalbinde görmediği takdirde, o Allah katında bir îmân sahibi değildir. Aynı zamanda îmânı olmayanın da dini yoktur.
Dolayısıyla bir; Allah’ın değerlendirmesi var, iki; insanların değerlendirmesi var. Siz daima Allah’ın değerlendirmesine tâbî olun. Allahû Tealâ ne buyurur? Mesela dilleriyle îmân edip bu dilin söylediği kalbinde olmayanlar. Kişi diliyle îmân ediyor ama kalbe baktığınız zaman o konuda bir kalbi talep, Allah’a ulaşma dileği yok. Allah’a ulaşma dileği olmayınca: Evet slaytta gördüğünüz gibi kaç tane âyet var: 1, 2, 3, 4, 5, daha birçok âyeti sıralayabiliriz. Bunlar dilleriyle îmân ediyorlar ama kalplerinde dilinin söylediği yok:
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLMAYANLAR
Mâide 41: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin....
Hucurât-14: Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi...
Âli İmrân-167: ...onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar...
Fetih-11: Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar...
Munâfıkûn-1: ...“Biz şehadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.
Hadîs-i Şerif: “...Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek...”
Müslim 1064/143, Buharî 6123, 6124, Ebu Davud 4764
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLANLAR
Bakara-45: Sabırla ve namazla istiane isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Bakara-46: Onlar ki, Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına ve O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
En’âm-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar...
En’âm-36: (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir...
Enfâl-29: Ey âmennû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan sahibi kılar! Ve sizden günahlarınızı örter ve size mağfiret eder.
Hacc-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidâyet edendir.
Kaf-33:gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
O zaman Allah da kalbe bakıyor. İnsanlar o kişinin dilinden ne söylediğine bakıyorlar, Allah da dilinin söylediğine değil onun kalbindeki talebe bakıyor. Allah kalbî talepleri yerine getiriyor. Dolayısıyla o kişi mesela Mucâdele 14’te “Ben âmenü oldum, ben Allah’a inanıyorum, ben mü'minim” diyor. Herkes onu öyle şekilde kabul ediyor ama Allahû Tealâ da kalbe bakıyor. "Hayır" diyor, "iman kalbine girmedi" yani kişi kalpten ulaşmayı dilememiş. Bunun gibi birçok örnek var.
Bir insanın insanlarla ilişkisinde tabiî ki konuşma lisanı önemli ama bir insanın Allah’la ilişkilerinde ise iletişim kalp üzerinden sağlanabiliyor, gerçekleşebiliyor. Kalbî talep Allah için çok çok önemli. Öyleyse dinden haberi olmayan cahil kimselere “İmanın, İslâm’ın şartını say bakalım diyerek onların îmânı olup olmadığını test etmek doğru olur mu?" Hayır, bu doğru değil. Sayabilir; saydığı zaman îmân sahibi olduğunu ispat etmiyor.
İşte âyet-i kerimede Allahû Tealâ, “Ey Resûl! ağzıyla îmân ettik deyip kalpleri îmân etmeyenler” buyuruyor (Mâide 41). Çünkü insanlar dilden “Biz îmân ettik” diyorlar ama Allahû Tealâ da o îmân ettik diyenlerin kalbine bakıyor, kalbinde küfür var. Münafıklar Peygamber Efendimiz (S.A.V)e, “Şahadet ederiz ki sen Allah’ın Resûlüsün” diyorlar (Munâfikûn 1). Ama Allahû Tealâ da onların kalplerine bakıyor: "Allah şahittir ki sen Allah’ın Resûlüsün ama Allah şahitlik ediyor ki münafıklar yalan söylüyorlar."
Yani dilinin söylediği kalplerinde yok. Öyleyse bir tarafta dilinin söylediği kalbinde olan, doğruyu söyleyenler var; öbür tarafta dilinin söylediği kalbinde olmayan, yalan söyleyenler var.