Doğruları ve yanlışları belirleyen unsur nedir?

Soru

Doğruları ve yanlışları belirleyen unsur nedir?

Cevap

Doğruları ve yanlışları belirleyen unsur Kur’ân’dır. Hicr sûresinin 9. âyet-i kerimesinde: “Bu zikri biz indirdik, onu biz koruyacağız.”

15/HİCR-9 İnnâ nahnu nezzelnâz zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne). Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

En’âm sûresinin 38. âyet-i kerimesinde ise: “Biz bu kitapta hiçbir şey eksik bırakmadık.” 6/ENÂM-38 Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne). Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

Öyleyse doğrular Allah’ın Kur’ân’daki farzlarıdır. Yanlışlar da insanların ürettiği zanlardır. Allahû Tealâ daima doğrulardan hareket etmemizi ister. Yanlışlar, insanların zanlarıdır. Allahû Tealâ İsrâ sûresinin 36. âyet-i kerimesinde: “Bilmediğin bir şeyin arkasına düşme. İlmin olmayan bir şeyin ardına düşme.” buyuruyor.

17/İSRÂ-36 Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilmun, innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâ(mes’ûlen). Ve (hakkında) ilmin olmayan bir şeyin ardına düşme (karışma) (açıklamaya çalışma)! Muhakkak ki işitme, görme ve idrak, onların hepsi, ondan (takfu’dan) mesul (sorumlu) oldu (mesuldürler). Bir insanın ilminin olmadığı bir şeyin ardına düşmesi zanda bulunmasıdır. O zaman o kişi insanlar hakkındaki zanlarından sorumludur ve kaybeder. Doğrular Allah’ın Kur’ân’daki farzlarıdır. Nedir onlar? Allah’a ulaşmayı dilemek, Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbî olmak, ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi, ihlâs ve iradenin teslimi. Bunlar hep Allah’ın farzlarıdır.

Kur’ân’da Allah’ın farzları var. Bu farzları yerine getirenlerin âhiret ve dünya saadetine ulaşması var. Bu farzları yerine getirmeyenlerin âhirette azabı, dünyada mutsuzluğu var. Ve sahâbenin hepsinin bu farzları yerine getirdiğinden bahsediyor.

Öyleyse doğrular Allah’ın farzlarıdır. Allah bizden bu farzları öğrenmemizi ve yaşamamızı istiyor. Yanlışlar da iblisin bu doğrulara zıt istikamette uydurduklarıdır. İşte bir slaytımız var. Doğrular ve yanlışlarla ilgili slaytımız.

DOĞRULAR (ALLAH’IN DOĞRULARI) 1. RÛM 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. ANKEBÛT 5 Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). … 2. MÂİDE 35 Ey âmenû olanlar; Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. … BAKARA 256 ... Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. ... 3. RA’D 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. … BAKARA 120 ... “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” ... ÂLİ İMRÂN 73 ... “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır) ... 4. NİSÂ 125 Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dinine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi. 5. NİSÂ 103 Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! … ÂLİ İMRÂN 191 Onlar (ulûl'elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. … 6. BEYYİNE 5 Ve onlar, Allah için hanifler olarak dinde halis kullar olmaktan ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar... BAKARA 186 ...Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar). 7. BAKARA 132 Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti). ÂLİ İMRÂN 102 Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!

İşte doğrular Allah’ın doğruları: Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, ruhun teslimi, fizik vücut teslimi, nefsin teslimi, ihlâs ve iradenin teslimi.

Şimdi iblis bu doğruların aksine hangi zanları devreye koymuş? Yalanlar, şeytanın bize kabul ettirdiği zanlar.

YANLIŞLAR (YALANLAR / ŞEYTANIN BİZE KABUL ETTİRDİĞİ ZANLAR) 1. YÛNUS 7 Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. YÛNUS 8 İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). 2. KEHF 17 … Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz. KASAS 50 … Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? … 3. RA’D 25 … Allah’ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmezler). Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah’a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar … A'RAF 30 …bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah'tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar). 4. MÂİDE 79 Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü ... ŞEMS 10 Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır. 5. A‘LÂ 11 Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek). 6. ÂLİ İMRÂN 110 ... Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır. ÂLİ İMRÂN 119 …Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar... 7. HACC 8 Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder. İblis Allah’a ulaşma dileği yerine dünya hayatını empoze ediyor. “Mürşide tâbî olmak şirktir.” diyor. “Ruhun Allah’a teslimi, ruh dünyada ulaşmaz sadece ölümle ulaşır. Fizik vücudun Allah’a teslimi İslâm’ın 5 şartıdır. Nefsin Allah’a teslimi yoktur. İhlâs zaten söz konusu değil. Sadece içtenlikle bir dua etmek kâfi ve iradenin teslimi bunların hiçbirisi yok. Tamamen Kur’ân-ı Kerim’e zıt insanların zanlarıdır. İşte Bakara sûresinin 78. âyet-i kerimesinde: “Onlar ümmîdirler. Kitabı, Kur’ân’ı bilmezler. Sadece insanların zanlarını biliyorlar.” 2/BAKARA-78 Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne). Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar. Bu zanları insanlara öğreten kimdir? İblis. İnsanlara tesir etmek suretiyle onlara kitap yazdırıyor. Yazdırdığı kitapların hepsi emaniye ve “illâ emâniyye”. Onlar kitabı bilmezler, emaniyeyi bilirler. Ama emaniyeyi emreden kim? Nisâ sûresinin 119. âyet-i kerimesinde emaniyeyi emreden şeytan. 4/NİSÂ-119 Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurannehum fe le yubettikunne âzânel en’âmi, ve le âmurannehum fe le yugayyirunne halkallâh(halkallâhi. Ve men yettehıziş şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasira husrânen mubînâ(mubînen). Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.

İnsanlara kitap yazdırıyor. Bu yazdığı kitaplar hep insanların zanlarından oluşuyor. Ve bu zanları iblis insanlara yanlışı doğru kabul ettirmiş gibi onlara kabul ettiriyor.

Herkes için doğrular vardır. Herkes için yanlışlar vardır. Ama önemli olan Allah’ın doğrularıdır, Allah’ın yanlışlarıdır. Yani doğrudan murat aklın doğrusu değildir. Doğrudan murat Allah’ın kanunlarıdır. Allah’ın doğru olarak kabul ettiği şeylerdir. Bunların kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir.

Doğrular Allah’ın Kur’ân-ı Kerim vasıtasıyla ve insanlık tarihi boyunca da ruhumuz vasıtasıyla bize öğrettikleridir. Yapılmasını emrettikleridir. İnsanlar ayrı ayrı kaynaklardan feyz alabilirler, ilim alabilirler ama doğrular ve yanlışlar değişmez.

Öyleyse önemli olan Allah’ın doğruları, önemli olan Allah’ın yanlışları ve eğer iblis insanlara yanlışları doğru kabul ettirmişse işte o zaman tehlike baş gösteriyor.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20268 dk okuma0