Muhterem Hocam, duaların daha kolay kabul olması evliyanın bir işareti midir?
Soru
Muhterem Hocam, duaların daha kolay kabul olması evliyanın bir işareti midir?
Cevap
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizi; K. Sitte, I. Canan, 3/531
"Duanızın mutlaka kabul edileceğine îmân ederek dua edin. Şunu iyi bilin ki, Allah, kalbi gaflet içerisinde olanların duasını kabul etmez."
Öyle ise Allah kimin duasını kabul ediyor, kimin kabul etmiyor? Kalbi gaflet içinde olanların duasını kabul etmiyor. Yani kalpten Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin duasını kabul etmiyor. "Duanızın kesinlikle kabul edileceğine îmân ederek dua edin." Buradan da Nisâ Suresi'nin 64. âyet-i kerimesi aklınıza geliyor. “Biz resûllerimizi insanlar kendilerine itaat etsin diye gönderiyoruz. O nefslerine zulmedenler, sana gelselerdi, Allah'tan mağfiret dileselerdi, (yani günahlarının mağfireti için Allah'a dua etselerdi) sen de onların günahlarını mağfiret için Allah'a dua etsen, Allah her iki tarafın tövbesini kabul eder.”
4/NİSÂ-64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
Öyleyse burada Resûlullah (S.A.V) ne demiş oluyor: "Duanızın kesinlikle kabul edeceğine îmân ederek dua edin." Mürşidle yapılan duanın kesin kabul edildiğini görüyoruz. "Bilin ki Allah kalbi gaflet içinde olanların duasını kabul etmez." Kişi kalpten Allah'a ulaşmayı dilemedi ise o kişilerin duasını Allah kabul etmiyor. Onun için de Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Zikir, 73; Tirmizî, Daavat 69, (3478); Nesai, İstiâze 2, (8, 255).
“Allah’ım! Faydasız ilimden, ürpermeyen bir kalpten, doymak bilmeyen nefsten ve kabul olunmayacak duadan Sana sığınırım.”
İnsanlar İslâm'ın 5 şartını yerine getiriyorlar ama Kehf Suresi 105. âyet-i kerimesine baktığımız zaman "Onlar Allah'ın âyetlerini ve likâallah'ı inkâr ediyorlar. Onların amelleri boşa gidiyor."
18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
Öyleyse bunların duasını Allahû Tealâ kabul buyurmuyor. Öbür taraftan Yûnus 45'te "Onlar likâallah'ı yalanlarlar. Onlar hidayette değillerdir." Öyle olunca da onların da ameli boşa gidiyor, şirkteler.
10/YÛNUS-45 Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).
Zumer Suresi'nin 65. âyet-i kerimesinde "Sana ve senden öncekilere vahyettik. Eğer şirk koşarsan amelin boşa gider, hüsrana düşenlerden olursun."
39/ZUMER-65 Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.
Öyleyse şirk koşmak kişinin amelinin boşa gitmesini gerektiriyor. Yetmez, likâallah'ı inkâr etmek yine amelin boşa gitmesini ifade ediyor.
Her devirde dalâlet üzerine... hak olanlar ve kalbi hasta olanların amelleri boşa gidiyor. Ama öbür taraftan kalpten Allah'a ulaşmayı dileyenlerin günahı ne olursa olsun Allah onların günahlarını örtüyor. Yetmez, mürşidine ulaşıp tâbî olduklarında da sevaba çeviriyor.
Öyleyse, Allah ile ilişkilerimize baktığımız zaman özellikle birinci safha birinci kesimi nefs tezkiyesi; gayret, himmet, nusret. Nefs tasfiyesinde de; iştiyak, liyakat ve mükâfat üçlüsünü görüyoruz. Allah razı olsun,
Allah'a nasıl dua ederseniz edin hepsini dikkate alır. Ama pozitif istikamette yani manevî tekamül istikametinde sadece Allah'a ulaşmayı dileyenlerin dualarını kabul eder. Herşey liyakat kanunlarının kesin hükümlerini taşır. Allah'a doğru yapılan yolculukta insan-ı kâmil (kemal derecelerinde olgunlaştıran), Sıratı Mustakîm üzerinde o kişiyi hedefe ulaştıran şey sadece mürşidin himmetidir. Duaların kabulü istikametinde mürşid bir nimettir.
Bakara 186'da: “Kullarım Sana Benden sordularsa Ben onlara yakınım. Dua edenin davetine icabet ederim.”
DUA’NIN KABULÜ
1. BAKARA-186 Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar.
2. A'RÂF-205 Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.
3. KEHF-28 Sabah akşam, O’nun Vechi'ni (Zat’ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!
4. HADÎS-İ ŞERİF "Allah’a duanızı kabul edeceğine inanarak dua edin. Şunu bilin ki, Allah kendisinden başka bir şeyle meşgul ve gafil bir kalbin duasını kabul etmez."
Kaynak: Camiü’s - Sağir 1/s. 115
5. HADÎS-İ ŞERİF "Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah'a ulaşmasıdır."
Kaynak: Tirmızi, Da'vat, 112.
Öbür taraftan Mu'min 50'de Allahû Tealâ bir şey buyuruyor. Mu'min Suresi'nin 50. âyet-i kerimesi: “Cehennem bekçileri: resûller size beyyinelerle gelmediler mi? Evet, dediler. Öyleyse siz dua edin, siz yakarın dediler. Kâfirlerin duası sadece dalâlettir."
40/MUMİN-50 Kâlû e ve lem teku te’tîkum rusulukum bil beyyinât(beyyinâti), kâlû belâ, kâlû fed’û, ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
(Cehennem bekçileri) dediler ki: "Resûlleriniz, size beyyineler ile gelmediler mi?" "Evet." dediler. (Bekçiler): "Öyleyse siz dua edin (siz yalvarın) dediler." Kâfirlerin duası, sadece dalâlettir (dalâletin içindedir).
Yani hayattayken resûller gelmişler ve duanın kabulü resûlün duasıyla beraber olduğu zaman kesin hedefe ulaştırıcıdır.