Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde: “Fitneler karanlık gece parçaları gibi etrafı sardığı zaman Kur’ân’a sarılın, ondan ayrılmayın. Çünkü Kur’ân arac
Soru
Muhterem Hocam, Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde: “Fitneler karanlık gece parçaları gibi etrafı sardığı zaman Kur’ân’a sarılın, ondan ayrılmayın. Çünkü Kur’ân aracılığı kabul edilen bir şefaatçi ve şikayeti kabul edilen bir davacıdır.” buyurmaktadır. Kur’ân’ın aracılığı kabul edilen bir şefaatçi ve bir davacı olmasını açıklayabilir misiniz?
Cevap
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Usul-ül Kafi, c.2, s.599.
"Fitneler karanlık gece parçaları gibi etrafı sardığı zaman Kur'ân'a sarılın, O’ndan ayrılmayın. Çünkü Kur'ân, aracılığı kabul edilen bir şefaatçi ve şikâyeti kabul olunan bir davacıdır."
Sevgili kardeşlerim, gerçekten herkes Kur’ân’ı okumalıdır. Bizimle Allah arasındaki ilişkilerde Kur’ân da bir vesiledir, mürşit de bir vesiledir. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Benden önceki her peygambere, insanların hidayetine vesile olan bir mûcize verilmiştir. Allahû Tealâ'nın bana verdiği mucize ise kelâm nevinden olan Kur'ân-ı Kerim'dir.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, İ’tisam 1, Fedâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, îmân, 279.
"Gönderilen her peygambere, insanların hidâyetine vesîle olacak bir mûcize muhakkak verilmiştir. Bana verilen de Allâh’ın bana vahyettiği kelâm nev’inden olan Kur’ân-ı Kerîm’dir."
Şimdi kim ki Kur'ân-ı Kerim’deki hükümleri hayatına tatbik ederse, Allah’a ulaşmayı kalben dilerse: Allah’a ulaşmayı kalben dilemek, Kur’ân’ın da giriş kapısıdır, cennetin de giriş kapısıdır. O zaman bu dileğin sahibi olan kişinin bütün günahlarını örtüyor Enfâl 29’a göre, henüz mürşidine ulaşmış değil:
8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
"Kur’ân aracılığı kabul edilen bir şefaatçi": Belki buna Nisâ 85’i de gösterebiliriz: “Kim bir güzel şefaatle yardım ederse, ondan onun da bir nasibi vardır.”
4/NİSÂ-85 Men yeşfa’ şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ, ve men yeşfa’ şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ. Ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ(mukîten).
Kim güzel bir şefaatle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nasibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve Allah, herşeye mukayyet olandır (gözetendir).
Bu tâbî, Kur’ân’ın davetiyle gerçekleşen Allah yolundaki hizmet erlerinin, başkasını Allah’a davetinde oluşan bir olay. Hayra davet etmek aslında Allah’a davet etmektir.
"Şikâyeti kabul edilen bir davacı": Mürşit âyetleri tilâvet ettiği zaman, eğer kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse o zaman hassalarına engeller konuluyor. Eğer yüz çevirirse, uzuvlarına engeller konuluyor. Mücadele ederse o zaman kalbi tab ediliyor.
İşte bu Kur’ân’ın hükümlerinin o kişi tarafından tatbik edilmeyişi ve davacı ve davalı. Davacı; karşı tarafın cezalandırılması mânâsındadır. Gerçekten Kur’ân okunduğu zaman eğer kişi ilgisiz kalırsa davacı devreye giriyor: Hassalarına engeller konuluyor, sonra uzuvlarına engeller konuluyor; 2.kat cehennem ve kalbinin tab edilmesi, 3.kat cehennem. Tam Kur'ân-ı Kerim'in yerine getirilmemesi, hayatına tatbik edilmemesinin bir neticesi.