Muhterem Hocam, Efendimizin doğru düşünme sistemi ile ilgili en son mürşidimize danışmamızı söylüyor kafamızda şüpheler olduğu konularda burada ölçü nedir? Sormamız gereken konular

Soru

Muhterem Hocam, Efendimizin doğru düşünme sistemi ile ilgili en son mürşidimize danışmamızı söylüyor kafamızda şüpheler olduğu konularda burada ölçü nedir? Sormamız gereken konular nelerdir?

Cevap

Aslında bunun en güzel açıklamasını Allahû Tealâ Nisâ Suresi'nin 59. âyet-i kerimesinde veriyor:

4/NİSÂ-59 Yâ eyyuhâllezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum, fe in tenâza’tum fî şey’in fe ruddûhu ilâllâhi ver resûli in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhir(âhiri). Zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen).

Ey âmenû olanlar (îmân edenler)! Allah’a ve Resûl’e ve sizden olan idarecilere (emir verme yetkisinin sahiplerine) itaat edin. Bundan sonra eğer bir hususta ihtilâfa düşerseniz, o taktirde Allah’a ve ahiret gününe îmân ediyorsanız, onu Allah’a ve Resûl’üne götürün. Bu daha hayırlıdır ve tevîl (yorum) bakımından en güzelidir.

“Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve sizden olan ulûl'emre itaat edin. Ama bir konuda nizaya düşerseniz onu Allah ve Resûlüne arz edin.”

Şimdi Allah’a arz etmenin yolu iki rekâtlık istihâre namazı veya bir konunun hedefe ulaşması istikametinde 4 rekâtlık hacet namazı ile kişi hedefine ulaşabilir.

Eskiden cahiliye döneminde insanlar fal oklarına başvurarak istikamet tayini yaparlardı. Allahû Tealâ Mâide 90’da:

5/MÂİDE-90 Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

“Ey âmenû olanlar! İçki, kumar, fal okları ve puta tapmak…” Öyleyse fal okları ile yön tayini yapmayı yasaklandı.

Yasaklanınca: “Ya Resûlullah, ne yapalım o zaman onunla sormayacağız?” Bunun üzerine "Cebrâil kardeşim bana iki çeşit namaz öğretti." Bunlardan bir tanesi istihâre namazıdır; bilinmeyen gaybî bilginin öğrenilmesi için başvurulması gereken bir vasıtadır. İkincisi ise hacet namazıdır; bir dileğin gerçekleşmesini istiyorsan hacet namazına başvuracaksın.

Ama Resûl senin yanındaysa o zaman doğrudan doğruya Resûl’e sorabilirsin. Yani "Bu konuda benim ne yapmam lâzım." diye.

Neden din, resûl’e itaattir? Çünkü resûl kendiliğinden konuşmuyor. Resûl konuşunca kimin sözlerini bize aktarıyor? Allah’ın sözlerini bize aktarır. Dolayısıyla o kendiliğinden konuşmaz. Ama eğer sen sormazsan ve kendi kafana göre yaparsan, o zaman ne yapmış oluyorsun? Kendi zannına tâbî oluyorsun.

Allah Resûlü de hadîs-i şerifte şöyle buyuruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhâri, Vesâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 56.

Ebu Hureyre'den nakledilen bir Hadis:

“Zandan sakının. Zira zan sözlerin en yalanıdır.”

Allahû Tealâ vahye tâbî olun, zanna tâbî olunmayın. İşte 7 âyet-i kerimelerde Allah’ın emri vahye tâbî olmamız, 7 âyet-i kerimede de Allah'ın yasağı ise zanna tâbî olmamamızdır.

VAHYE TÂBİ OLANLAR

1 - BAKARA-170 ... Ve onlara: “Allah’ın indirdiği şeye tâbi olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz.” ...

2 - ENÂM-50 ... Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.”...

3 - A‘RÂF-3 Rabbinizden size indirilene tâbî olun...

A‘RÂF-203 ... De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbi olurum.”

4 - YÛNUS-15 ... Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbi olurum...

YÛNUS-109 Ve sana vahyolunan şeye tâbî ol! ...

5 - LOKMÂN-21 Ve onlara “Allah’ın indirdiği şeye (Kitaba) tâbi olun!” denildiği zaman: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz.” dediler.

6 - AHZÂB-2 Ve sana Rabbinden vahyedilene tâbî ol. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.

7 - AHKÂF-9 ... Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum. Ve ben apaçık bir nezîrden başka bir şey değilim.

ZANLARINA TÂBÎ OLANLAR

1 - NİSÂ-157 ... Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbi olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler).

2 - ENÂM-116 Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbî olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar.

3 - ENÂM-148 … De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbi oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

4 - YÛNUS-36 Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbi olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir.

5 - YÛNUS-66 ... Allah’tan başka ortaklara ne dua edenler neye tâbî oluyorlar? Ancak zanna tâbî olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar).

6 - NECM-23 ... Allah onlara hiçbir sultan (delil) indirmedi. Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbî oluyorlar. …

7 - NECM-28 Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. ...

Zanna tâbî olanlardan bahseden âyetler: Nisâ 157, En’âm 116, En’âm 148, Yunûs 36, Yunûs 66, Necm 23 ve Necm 28’dir. Zanna tâbî olanlar aslında şeytana tâbî olmuş oluyorlar.

Ama Allahû Tealâ vahye tâbî olanlardan bahsediyor: Bakara 170, En’âm 50, A’râf 3: “Rabbinizden size indirilene tâbî olun, ondan başkasına tâbî olmayın.” Yunûs 15, LOKMÂN 21, Ahzâb 2 ve Ahkâf 9’da: “Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum.” diyor. "Sana Rabbinden indirilene tâbî ol."

Yani Allah’ın emri, bizim Resûl’e sormamız ve onun emrini yerine getirmemizdir. Ama insan ne yapıyor? Nefsine uyuyor. “Bu da sorulur mu? Bu da sorulur mu?” diyor.

Her zaman diyoruz ki; bir ruhsatlı sormak var, bir de sormamak var. Ruhsatlı sormak bile sormamaktan daha iyidir. Sormamak, sormamak seni tasavvufun dışına atıyor.

Tasavvuftan önce hayatını neye göre yaşıyordun? Kendi kafana göre, zannına göre yaşıyordun. Ama mürşide tâbî olduktan sonra hayatı neyle yaşaman lâzım? Tâbî olduğun mürşidle hayatı yaşaman lâzım.

Dolayısıyla eğer itaatsizlik edersen, sordun ama yapmadın; o zaman Allahû Tealâ uyarıyor bizi Enfâl Suresi'nin 46. âyet-i kerimesinde bakın ne diyor:

8/ENFÂL-46 Ve etîullâhe ve resûlehu ve lâ tenâzeû fe tefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû, innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).

Allah’a ve O’nun Resûl’üne itaat edin, niza etmeyin (anlaşmazlığa düşmeyin), yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz (elinizden) gider. Sabredin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

Rabbimiz şöyle buyuruyor “Allah’a ve O’nun Resûlü’ne itaat edin. Niza etmeyin, anlaşmazlığa düşmeyin; yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.”

Yani aslında bizlerin sahip olduğu kuvvet kimin sayesindedir? Mürşidin sayesindedir. Kuvvetiniz elden gider.

Meselâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in yenildiği bir savaş var adı ne? Uhud. Uhud’da neden İslâm ordusu yenilgiye uğradı?

Allah Resûlü diyor ki, o okçular tepesinde: “Ben size bir emir tebliğ etmediğim süre içerisinde hiç kimse yerinden ayrılmasın.” Ama savaşın ilerleyen saatlerinde Resûlullah’ın o sözü unutuluyor ve herkes ayrılıyor ganimetlere koşuyor. O zaman sonuç ne? Sonuç yenilgiyle sonuçlanıyor. Asıl olan nedir? Asıl olan Resûlullah’ın her dediğine itaat etmek. İtaat edilmiş olsaydı böyle bir yenilgi olur muydu? Hayır.

Resûl’e itaat Allah’a itaattir. Allah’ın bir mağlubiyet yaşaması mümkün müdür? İmkânsız. Galibiyet daima Allah’ın elindedir. Ve itaat ettiğiniz zaman o zaman Allahû Tealâ en güzeline sizi ulaştırır. İnşaallah.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma7