Muhterem Hocam, “Emanetin zayi edilmesi" kesinlikle o kişinin Kur’ân’dan kopması, Kur’ân’ı unutması mânâsına geliyor." buyurmuştunuz. Allah her devirde bizden ne istiyor?

Soru

Muhterem Hocam, “Emanetin zayi edilmesi" kesinlikle o kişinin Kur’ân’dan kopması, Kur’ân’ı unutması mânâsına geliyor." buyurmuştunuz. Allah her devirde bizden ne istiyor?

Cevap

Allah bizi çok seviyor sevgili kardeşlerim. O kadar çok seviyor ki şekilde görüldüğü gibi: “Bir dilek sahibi olduğunuzda Beni isteyeceksiniz.” diyor. “Bana ulaşmayı dileyeceksiniz. Geri kalanını siz yapmayacaksınız. 7 furkanı Ben size vereceğim. Rahîm esmasıyla Ben size tecelli edeceğim. 12 tane ihsanla Ben mürşide ulaştıracağım. 7 kademe nefsinizi Ben tezkiye edeceğim. Ruhunuzu Ben Kendime ulaştıracağım. Ve sanki bunları siz yapmışsınız gibi de sizi Ben mükâfatlandıracağım.” Üç tane cennet, dünya saadetinin yarısı.

Ondan sonrası mı? Ondan sonrası sevgili kardeşlerim, insanları sevmek, insanları sevmek, insanları sevmek. Hepiniz biliyorum zikrinizin artmasını istiyorsunuz ama kesinlikle zikrin artışını istiyorsanız Allah yolunda hizmetten geçer. İnsanlara hizmet etmedikçe, insanları mutlu etmedikçe, insanları Allah’a davet etmedikçe, Allah yolunda sabitkadem olup da atı çekenlerden olmadıkça hedeflerinize ulaşamazsınız.

Tıpkı Allahû Tealâ aranızdaki yaşayanlarda da görüldüğü gibi: “Bak, Ben ruhunuzu Kendime teslim aldım. Bu Benim için çok kolay. Bunu Ben yaptım ve size söylüyorum Ben yaptım diye. Ama bu noktadan itibaren siz yine Beni vekil tayin ederseniz, söz, fizik vücudun da tesliminde size Ben yardım edeceğim." Beni vekil tayin ederseniz, nefsinizin tesliminde de Beni tayin ederseniz, diğerlerinde de bir bir teslimleri sizin adınıza Ben gerçekleştireceğim.” diyor Allahû Tealâ.

Allah’a güveniyor muyuz? Allah verdiği sözü yerine getirir mi? Evet. İşte bu kadar basit, bu kadar kolay. Öyleyse Allah’ın kapısında sabitkadem olacağız. Yani bu kapıdan ayrılmayacağız. Ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu deveyi güdeceğiz. Buradan gitmek yok. Gideceğiniz yol yok. Tek bir yol var. O Allah’ın yolu, Allah’a ulaştıran yol. İşte bugün okuduğum âyetler bunu ifade ediyor.

İşler ehil olmayan, lâyık olmayan kimselere bırakıldığı zaman diye hitap ettiği cahiller oluyor. Allahû Tealâ’nın Resûlü'ne bir bedevî diyor ki: “Nasıl ilmi Allah insanlardan alır?” Evliyanın ruhunu kabzetmek suretiyle. Bu ilmi insanlara verenler Allah’ın dostları, evliyalar. Ama onların ruhu kabzedildiği zaman, zayi olduğu zaman o zaman yerine ehil olmayanlar gelir.

Muhterem Efendimiz’in zamanında yani şu anda birçok yerlerde Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınanlar yok. Geride bırakılan insanlar olmadığı için o etraftaki insanlar bir araya toplanıyorlar. Kendilerine göre birisini seçiyorlar ve onunla beraber işlerini yürütüyorlar. Ama sevgili kardeşlerim bilin ki iblis kime tesir edemez? Daimî zikrin sahiplerine.

İblis “Herkesi saptıracağım.” dediği zaman kimler hariç diyor Allahû Tealâ? “Muhlis kullarım hariç.” Öyleyse biz kurtuluşa ulaşmak istiyorsak bunun yolu muhlislerden geçer. Muhlisler, hikmet sahibi âlimlerden geçer. Bilmiyorsanız kime sorun? Zikir ehline, hikmet sahibi âlime, muhlise, ehl-i zikre vesaire vesaire.

Yani şeytanın tuzağına düşmek istemiyorsak yolu budur. Ama şeytanın tuzağından kendisini kurtarmamış bir insanın eliyle biz şeytanın tuzağından kurtulabilir miyiz? İmkânsız. İşte bugün hepimizin mutluluğu aslında Efendimiz’in bize verdiği mutlulukladır. Yani itiraf edelim. Hepimiz aynı dizayn içerisindeyiz. Ne kadar kalbimize nur taşımışsak o kadarız. Onun ötesinde yok.

Ama bu söylediğim insanlar bunları kabullenmiyorlar da. “Hayır.” diyorlar. “Ne münasebet? Biz kesinlikle biliriz. Biz bu dini insanlara öğretiriz.” Hayır sevgili kardeşlerim, her zaman, her zaman, her zaman Allah’a sığınmamız, mürşidden himmet dilememiz ancak bizi o zaman hedefe ulaştırır. Gayretimiz olacak ama herhangi bir insan gayretiyle kurtuluşa ulaşabilir mi? Hayır. Mutlaka himmet, mutlaka nusret gelecek. İşte birinci adım kişinin gayreti, dilemesi. Bir dilektir o. Ama arkasından, mürşidin himmeti. Mürşidin ni’metiyle birlikte o liyakat seviyesine ulaşmak Allah’ın yardımıyladır. Ve Allah Resûlü (S.A.V) hadîslerde diyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, İlim, 2; Buhârî, Rikâk, 35.

“Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekle!”

Bunun üzerine bedevî,“Emanetin zayi edilmesi nasıl olur yâ Resûlullah?” diye sorunca,

Hz. Peygamber: “İşler, ehil ve lâyık olmayan kimselere bırakıldığı zaman.” buyurur.”

“Emanetin zayi edilmesi" kesinlikle o kişinin Kur’ân’dan kopması, Kur’ân’ı unutması mânâsına geliyor. Allah her devirde bizden ne istiyor? Emanetleri sahibine teslim etmemizi istiyor. Nisâ-58’de:

4/NİSÂ-58 İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) yine bir başka hadîste: “Bir gün benden sonra adam kayırma olayları ve hoşlanmayacağınız işler göreceksiniz.” buyurunca sahâbeler sorar: “Ya Resûlullah! Bizden o günlere erişenlere ne tavsiye edersin?” Bunun üzerine Allah Resûlü: “Yapmanız gereken görevleri yaparsanız, hakkınız olan şeyin size verilmesini Allah’tan niyaz edersiniz.” demiştir. Yapmanız gereken görevlerimiz ne? Ruhun teslimi. Görevlerimiz ne? Fizik vücut teslimi. Görevlerimiz ne? Nefsin teslimi, iradenin teslimi. Ve “Yapmanız gereken görevleri yaparsanız, hakkınız olan şeyin size verilmesini Allah’tan niyaz edersiniz.”

Yani demek ki Efendimiz’in bize öğrettiği bir dua var. Nedir o dua?

“Ey Yüce Allah’ım! Vererek ihsan ettiğin ve vermeyerek ihsan ettiğin ni'metler için Sana sonsuz hamd olsun şükür olsun.” deriz.

Yani biz hak etmediğimiz şeyi Allah’tan istersek Allah verir mi?

“Vererek ihsan ettiğin ve vermeyerek ihsan ettiğin ni’metler için Sana sonsuz hamd ve şükrederiz. Sana sonsuz tövbe, istiğfar ederiz. Günahlarımızı affetmeni, bizi mağfiret etmeni dileriz. Ve bütün insanları bu güzelliklere ulaştırmanı dileriz.”

Ve ondan sonra talebimizi bildiriyoruz.

"Fıska ve dalâlete düşmekten, Senden hayır ve hasenat dileriz."

Hak ettiğimizi dileriz. Ancak Allahû Tealâ hak ettiğimizi bize verir. Diğer türlü isterseniz vermez (hak etmediğinizi vermez.)

“Her biriniz bir çobansınız ve her biriniz güttüğünüzden sorumlusunuz.” Kişi kendi ailesinden sorumlu, öbürü kendi grubundan sorumlu ama mutlaka bir sorumluluk söz konusudur. Enbiyâ Suresinin 35. âyet-i kerimesinde de Allahû Tealâ bizi şerr ve hayırla imtihan edeceğini buyuruyor:

21/ENBİYÂ-35 Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneten, ve ileynâ turceûn(turceûne).

Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şerr fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.

Öyleyse hepimiz bir imtihandayız sevgili kardeşlerim. Şerrle de imtihan oluyoruz, hayırla da imtihan oluyoruz. İşte Allah Resûlü (S.A.V)’in başka bir hadîsi:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Zühd, 64; Dârim, Rikâk, 61

"Mü’minin her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (ni’mete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musîbete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur."

“Mü’min için herşey hayırdır.” Hoşuna giden bir durumla karşılaşırsa ne yapması lâzım? Buna şükretmesi lâzım. “Bu Rabbimdendir.” Sevmediği bir durumla karşılaşırsa buna ne yapması lâzım? Sabretmesi lâzım. Bu da neredendir? Nefsimizdendir. Sevgili kardeşlerim, musîbetlerin hepsi nefsimizden kaynaklanıyor. 7 âyet-i kerimede musîbet, yaptıklarınız sebebiyle başınıza gelir. “Kula musîbet gelmez Hak yazmayınca. Ama Hak musîbet yazmaz kul azmayınca.”

MUSÎBETLER KENDİ YAPTIKLARIMIZDAN KAYNAKLANIYOR

1. ÂLİ İMRÂN – 182: İşte bu (azap), Allah kullara zulmedici olduğundan değil, ellerinizle takdim ettiğiniz (yaptığınız) şeyler sebebiyledir.

2. NİSÂ – 62: Bundan sonra onlara, elleriyle işlediklerinden dolayı bir musîbet geldiği zaman halleri nasıl olur. ...

3. ENFÂL – 51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir...

YÛNUS – 44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç) bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.

4. HACC – 10: İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.

HACC – 35:... Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

5. KASAS – 47: Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: “Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin, böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olurduk ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).

6. RÛM – 36: Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler.

7. ŞÛRÂ – 30: Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder.

ŞÛRÂ – 48: ... Ve muhakkak ki Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlar. Ve eğer elleriyle takdim ettikleri sebebiyle bir kötülük isabet ederse, işte o zaman insan mutlaka kefûr olur (inkâr eder, nankör olur).

Unuttuğumuz bir olayda üç sene evvel birisine bir tokat atmışız. Allah onu unutmaz. Sadece vakti bekler. İşte Allah Resûlü (S.A.V) diyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, İkrâh, 7; Buhâri, Mezâlim 4, (III,98).

"Zâlim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”

Bunun üzerine sahâbe, “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer mazlum ise yardım ederim, ancak zâlimse ona nasıl yardım edeceğim?” dedi.

Resûlullah buyurdu ki, “Onu zulümden uzaklaştırırsın veya onun zulmüne engel olursun. İşte bu ona yapacağın yardımdır."

“Zalime de yardım edin, mazluma da yardım edin.” Mazluma yardım etmeyi anladık ya Resûlullah ama zalime nasıl yardım edeceğiz? Zalime yardım edin ama vakit gelince. İşte Allahû Tealâ unutmaz. Vakti geldiğinde mutlaka gereğini yerine getirir. Öyleyse her hâlükârda bize düşen Allah’ın kanunlarına uygun bir hayatı yaşamak.

Kur’ân’da Allah’ın emirleri var, tamam. Kur’ân’da Allah’ın yasakları var, o da tamam. Bu emir ve nehiylere itaat edenlerin mükâfatı cennet. Bu dünyada mutluluk var. İtaat etmeyenlerin cezası cehennem. Bu dünyada mutsuzluk var.

Ve biz tatbik edenlerin hayatında görüldüğü gibi Allahû Tealâ neyi tercih etmemizi istiyor? Sahâbeyi örnek göstermiş. Sahâbeler Kur’ân’daki bütün emirlere itaat ettiler mi? Bütün yasaklara uydular mı? Öyleyse eğer onları bize örnek gösteriyorsa Allahû Tealâ bizim de ne yapmamızı istiyor? Kur’ân’daki bütün emirlere itaat, yasak olan fiilleri işlemememizi istiyor.

İşte hepimiz bu yola bir dilekle girdik ve hamdeder, şükrederiz, Efendimiz’in himmetiyle çok kısa süre içerisinde ruhumuz Allah’a ulaştı. Ama bundan sonrası dik yokuş. Fizik vücudun Allah’a teslimi, peşinden daimî zikir, nefsin Allah’a teslimi ve peşinden iradenin Allah’a teslimi. İmkânsız mı? Hayır, imkânsız değil ama kolay da değil. Zor, yani daha doğrusu dik yokuş. Allah Kur’ân’da bildirildiğine göre dik yokuş.

Allahû Tealâ hanginizin en güzel, ahsen amel işleyeceğini imtihan etmek için ölümü, diriliği yarattı. 7 âyet-i kerimede Allahû Tealâ bunu söylüyor.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Zühd1.

“Dünya tatlı ve yeşildir. Allah sizi orada halife kılmıştır; nasıl amel edeceğinize bakıyor.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmîzi, Zühd 25.

“Kıyâmet koparken elinizde bir fidan bulunur da onu dikmeye gücünüz yeterse, onu dikin.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhari, Rikak, 3.

“Ahiret işlerini, yarın ölecekmiş gibi ciddiyetle yap. Dünya işlerini de hiç ölmeyecekmiş gibi yap. Çünkü sen ne zaman öleceğini bilmiyorsun.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Rikak 3; Müslim, Zühd 1.

“Dünya âhiretin tarlası gibidir: Burada iyilik eken orada onu biçer, kötülük eken de onun hasretini çeker.”

Hepimizin Allah çalışmasını istiyor. Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada iyiliklerimizi çoğaltacağız inşaallah.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Kenzü’l-Ummal, III/238, hn. 6336.

“Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmîzi, Emsal 7, (2874).

“Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) elindeki iki çakıldan birini yakına, diğerini uzağa atarak: “Şu ve şu neye dâlalet ediyor biliyor musunuz?” buyurdu.

Cemaat: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler.

Buyurdu ki: “Şu uzağa düşen emeldir, bu yakına düşen de eceldir. Kişi emeline ulaşmak için gayret ederken ulaşmadan ölüverir.”

Âyetlerle ve hadîslerle konumuzu incelediğimiz an gerçekten de Allah Resûlü (S.A.V)'in Kurân'a aykırı bir hadîsi söz konusu bile değil. Tabiî ki bu hadîsleri kardeşlerimiz seçiyorlar ve ilgili âyetleri de bizlere aktarıyorlar. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 22 Ekim 2026Son güncelleme: 29 Ekim 202610 dk okuma0