Muhterem Hocam, etrafta medeniyet kılıfıyla Allah’ın emirlerine uymayacak şekilde giyinen kadınların sayısı arttı. Son zamanlarda yangınlar ve kuraklıklar da arttı. Bu iki durumun

Soru

Muhterem Hocam, etrafta medeniyet kılıfıyla Allah’ın emirlerine uymayacak şekilde giyinen kadınların sayısı arttı. Son zamanlarda yangınlar ve kuraklıklar da arttı. Bu iki durumun bir ilişkisi var mıdır?

Cevap

Efendimiz’in sohbetlerine baktığımız zaman, bizim Rabbimize karşı, verdiği görevleri yapmamamız hâlinde musibetler devreye giriyor. Mesela kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyor. Allah onu musibetlerle imtihan ediyor mu ki Allah’a ulaşmayı dilesin? Yoksa imtihan etmiyor mu? Evet eder.

Bakın, 7 âyet-i kerimede, musibetler nasıl gerçekleşiyor?

MUSİBETLER KENDİ YAPTIKLARIMIZDAN KAYNAKLANIYOR

1. ÂL-İ İMRAN – 182: İşte bu (azap), Allah kullara zulmedici olduğundan değil, ellerinizle takdim ettiğiniz (yaptığınız) şeyler sebebiyledir.

2. NİSÂ – 62: Bundan sonra onlara, elleriyle işlediklerinden dolayı bir musibet geldiği zaman halleri nasıl olur...

3. ENFÂL – 51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir...

YÛNUS – 44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefislerine zulmederler.

4. HACC – 10: İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, âbidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.

HACC – 35:... Onlara isabet edenlere (musibetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

5. KASAS – 47: Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musibet isabet ederse:

“Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin, böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olurduk ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî Resûl olarak göndermezdik).

6. RÛM – 36: Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler.

7. ŞÛRÂ – 30: Size bir musibet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musibetlerin) çoğunu affeder.

ŞÛRÂ – 48: ... Ve muhakkak ki Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlar. Ve eğer elleriyle takdim ettikleri sebebiyle bir kötülük isabet ederse, işte o zaman insan mutlaka kefûr olur (inkâr eden nankör olur).

Musibetlerin nasıl gerçekleştiği anlatılır. Bu âyetlerde musîbetlerin sebebi insanların kendi yaptıklarıdır. Mesela Âli İmrân 182, Nisâ 62, Enfâl 51, Hacc 10, Kasas 47, Rum 36. Bu âyetlerin hepsinde ellerinizle yaptıklarınız sebebiyle geldiği ifade edilir.

Peki, diyelim ki Allah’a ulaşmayı dilediniz. Neden böyle söylüyorum? Kasas 47’de “Eğer elleriyle yaptıkları sebebiyle bir musibet isabet ederse “Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz senin âyetlerine tâbî olsaydık.” derler.” O zaman musibetlerin asıl amacı ne? Amacı kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi ve mürşidine tâbî olmasıdır.

Kişi Allah’a ulaşmayı dilemiş ve mürşidine tâbî olmuş. Bu kişinin başına musibet gelir mi? Evet sevgili kardeşlerim, gelir. O zaman, içinde yer aldığı toplumun kurallarına uyacak. Mesela dergâh adâbı. Bir kişi düşünün, geliyor buranın düzenini bozuyor. Şu anda biz sohbetteyiz. Her seferinde sözü kesiyor. Olmadık bahanelerle bu zikir meclisinin ahengini bozuyor. Böyle davranan bir kişiye de Allahû Tealâ gerekli dersi alabilmesi için musibet devreye koyar mı? Evet. Çünkü hiçbirimizin başkasını rahatsız etmeye hakkı yoktur. “Allah’a îmân eden kişi komşusuna eziyet etmesin.”

1. görevimiz Allah’a karşı görevimizdir. Allah’a ulaşmayı dilemek.

2. görevimiz diğer insanlara karşı görevimizdir. Onları rahatsız etmemek.

3. görevimiz ise onları mutlu etmektir.

Diyelim ki toplumun mutsuz ve huzursuz bir bireyi var. “Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın.” mantığıyla hareket edersek bundan dolayı da bize musibet gelir. Çünkü o toplumun bir ferdiyiz ve onun mutsuzluğu ile ilgilenmek de bir görevimiz olması lâzım. “Bana ne, şöyle olsaydı, böyle olsaydı.” yok.

Allah Resûlü hadîsinde şöyle buyuruyor: “Marufu emretmez, münkerden nehy etmezseniz Allah size azap eder. Dua edersiniz ama duanız da kabul edilmez.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sünen-i Tirmizi, İst.1401, c. IV, sh. 468

"Ya marufla emreder, münkerden sakındırırsınız, ya bu görevi yapmazsınız ve Allah’ın Katından size bir azap gelebilir. Bu azabın kalkması için dua etseniz dahi Allah dualarınızı kabul etmez."

Öyleyse musibetlerin çeşitleri vardır.

Kardeşimiz diyor ki: “Hanımların tesettüre uygun giyinmemesi musibete sebep olur mu?” Bu kişinin kendi tercihidir. Şöyle kendi tercihidir. Zarar veriyor mu? Evet veriyor. Kime veriyor? Kendisine veriyor. Kendisi derecat kaybediyor.

Mesela bir aile içinde eşi eşine diyor ki “Allah’ın giyiniş emri budur.” Ama eşi onu dinlemiyor ve bildiği gibi giyiniyor. Eşi tebliğ etmesine rağmen bundan dolayı derecat kaybetmez. Ama giyinen kişi kaybeder. Tesettürü yerine getirseydi hangi derecatı kazanacaksa, yerine getirmeyen kişi o derecatı kaybediyor. Bu kadar açık, ortada.

Dolayısıyla Allahû Tealâ’nın ilgilendiği, kişinin kendisi ve toplumdur. Dün de bir konferansta söyledik: Mutlu birey, mutlu aile, mutlu toplum, mutlu ülke. Hepimizin dikkatle bunun üzerinde durması lâzım.

Mutlu birey olabilmek için mutlaka daveti almak ve kabul etmek, Allah’a ulaşmayı dilemek lâzım. Mutlu aile için, aileyi teşkil eden fertlerinin de bu daveti kabul edip, birbirine karşı davranış biçimleri mutlaka daima af seviyesinde olması lâzım. Mutlu toplum ve mutlu ülke için, ülkede gerçekten adalet, güzel bir hayat sürülebiliyorsa, o ülke güzel bir ülkedir. Toplumun dini adalettir. Dolayısıyla ülkede en önemli faktör adalettir.

Allahû Tealâ bizden bunları ister. Biz bunları yapmadığımız takdirde musibetler başımıza gelebiliyor, Allah’ın izniyle. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma3