Muhterem Hocam, faizi açıklar mısınız? Enflasyonun yüksek olduğu bu dönemlerde faize para yatırmak veya borsa gibi kazanç sağlama yöntemleri Kur’ân’a göre uygun mudur?
Soru
Muhterem Hocam, faizi açıklar mısınız? Enflasyonun yüksek olduğu bu dönemlerde faize para yatırmak veya borsa gibi kazanç sağlama yöntemleri Kur’ân’a göre uygun mudur?
Cevap
Evet sevgili kardeşlerim; Allahû Tealâ buna faiz demiyor, paranın tazminatı diyor. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: "Faiz alana da verene de Allah lanet eder." Bu âyetin inzâl olduğu dönemde tedavüldeki para birimi altındı. Bir kişi A, B’ye bir altın borç veriyor; bir sene sonra B, o bir altını geri veriyor. Burada bir değer kaybı yok, altının değer kaybı yok. Ama bugün bir kişi diğerinden 1000 lira borç istiyor. Bir sene sonra o 1000 lirayı verdiği zaman, o 1000 lira o 1000 liranın değerini ihtiva etmiyor.
Enflasyon oranı %80 ise, o zaman sadece 200 lira eline geçmiş oluyor kendi parasından, 800 lirayı bankaya faiz vermiş oluyor. Ama Allahû Tealâ da "Faiz almayın, faizi vermeyin." buyuruyor; ikisine de lanet ediyor.
Öyleyse Allahû Tealâ, hakkın hak sahibine teslim edilmesini istiyor. Kardeşlerimiz bu şekilde bize ulaştıklarında diyoruz ki: ister yatırın ister yatırmayın. Ama siz paranızı bankaya koyuyorsunuz, bankanın verdiği getiri enflasyon oranının altındaysa, o paranın tazminatıdır. Yani nasıl diyelim: sizin paranız var, karşı tarafın da bilgisi var. Adam ticaret yapıyor; diyorsunuz ki: “Tamam, ben ticaret yapmayayım ama sermayeyi sana vereyim, sen bu işi işlet.” O da kabul ediyor. Dolayısıyla o paranın o kişi tarafından işletilmesi, size bir getiri kazanç kazandırıyorsa, tıpkı onun gibi. Enflasyon oranının üstündeki miktar faize girer. Parayla para kazanmak yasaktır; bu faizdir. Çünkü tedavülde iz bırakmayan bir paradır; kalp paradır.
Allahû Tealâ Rûm 39’da şöyle buyuruyor:
30/RÛM-39 Ve mâ âteytum min riben li yerbuve fî emvâlin nâsi fe lâ yerbû indallâh(indallâhi), ve mâ âteytum min zekâtin turîdûne vechallâhi fe ulâike humul mud’ıfûn(mud’ıfûne).
Ve insanların mallarında artış olsun diye faizden (faiz olarak) verdiğiniz şey (Allah’a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir), o taktirde Allah’ın katında artmaz (nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz ve arttırmaz). Allah’ın vechini (Allah’a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zekât (yaptığınız (zikir); işte böylece kat kat (nefsinizin kalbindeki nurları) artıranlar, onlardır.
Bir de Bakara Sûresi 278. âyet-i kerîmesinde Allahû Tealâ ne buyuruyor:
2/Bakara-278:Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve zerû mâ bakiye miner ribâ in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olun. Eğer (gerçek) mü’minlerseniz, ribadan (faizden) arta kalan şeyi (faizin bakiyesini) bırakın (bakiyeyi almayın).
Bakara 279’a bakalım:
2/Bakara-279:Fe in lem tef’alû fe’zenû bi harbin minallâhi ve resûlih(resûlihî), ve in tubtum fe lekum ruûsu emvâlikum, lâ tazlimûne ve lâ tuzlemûn(tuzlemûne).
Bundan sonra eğer (bunu) yapmazsanız, o zaman Allah ve O’nun Resûl’ü tarafından savaşa maruz kalacağınızı bilin (savaşa hazır olun). Ve şayet tövbe ederseniz o takdirde ana malınız (sermayeniz) sizindir. Ve zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz.
Burası çok önemli 'ana malınız' "Ne zulmediniz, ne zulme uğrayınız." burası çok önemli işte. "Şayet tövbe edersen o takdirde ana malınız sermayeniz sizindir." Yani paranın değer kaybından dolayı oluşan şeyi o paranın tazminatı o sizin hakkınız ama "Ne zulmediniz, ne zulme uğrayınız." Ne faiz alınız ne faiz veriniz, manasındadır.