Muhterem Hocam, feyz nuru ile sekînet nuru aynı nur mudur?
Soru
Muhterem Hocam, feyz nuru ile sekînet nuru aynı nur mudur?
Cevap
Aynı nur değildir. Rahmet bir nurdur, salâvât bir nurdur, feyz, fazl bir nurdur, sekînet bir nurdur. Daha başka nurlar da vardır. Yani Allah’ın Aynı nur değildir. Rahmet bir nurdur, salâvât bir nurdur, feyz, fazl bir nurdur, sekînet bir nurdur. Daha başka nurlar da vardır. Yani Allah’ın nurlarıyla biz yetişiyoruz. Allah’ın nurlarıyla Allah’a mukarreb kul oluyoruz. Ve bu nurların hepsi, zikretmemiz halinde Allah’tan ve Allah’ın Katından geliyor.
“Bu nurlarla ilgili olarak Zumer Suresi'nin 61. âyetini açıklayabilir misiniz?”
39/ZUMER-61: Ve yuneccîllâhullezînettekav bi mefâzetihim lâ yemessuhumus sûu ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Ve Allah, takva sahiplerini, feyz sahibi olmaları (kendilerine sekînet nuru ulaşması) sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük (azap) dokunmaz. Ve onlar mahzun da olmazlar.
Zumer Suresinin 61. âyetine baktığımız zaman Allah takva sahiplerini feyz sahibi olmaları ve kendilerine sekînet nuru ulaşması sebebiyle kurtarıyor. Feyz nuru doğrudan doğruya mürşidin sohbetinde, onun salâh nurundan bize ulaşıyor. Diyelim ki böyle bir durum yaşıyorsak ve bu sohbeti dinliyorsak, burada bu sohbetten gerekli nasibini alan kişi feyz nuruyla beslenir.
Efendimizin bir sohbetini dinlediğimiz zaman onun ruhu başımızın üzerindedir ve onun ruhunun başının üzerinde de Salâh nuru vardır. O nurdan anlatır. Anlattıktan sonra da onun Feyz nurundan kimler faydalanır? Dinleyenler faydalanır.
Dolayısıyla bütünüyle bu şekildedir. Ama sekînet nuru bir tehlike durumu söz konusu olduğu zaman Allah o kişinin ayaklarını sabitkadem kılmak isterse, o nurla onu destekler.
Şimdi beraberce bakalım Enfâl Suresinin 11. âyeti kerimesiydi, Efendimiz sekînet nurunu açıkladı.
8/ENFÂL-11: İz yugaşşîkumun nuâse emeneten minhu ve yunezzilu aleykum mines semâi mâen li yutahhirekum bihî ve yuzhibe ankum riczeş şeytâni ve li yerbıta alâ kulûbikum ve yusebbite bihil akdâm (akdâme).
O'nun (Allahû Tealâ) tarafından, emin olmanız için sizi bir uyuklama hali bürüyordu. Ve sizin, onunla temizlenmeniz ve şeytanın murdarlığını (vesvesesini) sizden gidermek ve kalplerinizi bağlamak ve onunla ayaklarınızı sağlamlaştırmak (sabit kılmak) için semadan su indiriyordu.
"O (Allahû Teâlâ), emin olmanız için size bir uyuklama hali veriyor." Yani ayağı kaymak üzere olan bir kişi düşünün. Allahû Teâlâ da sizi emin kılmak istiyor, sizi korumak istiyor. Emin olmanız için size bir uyuklama hali veriyor. Yani sekînet nuru bir kişiye hâkim olduğu zaman kişiyi uyku halinde gibi görürsünüz ama uyumuyor. Her şeyi dinliyor ve anlıyor. Böyle geçici bir durumdur söz konusudur.
Mesela diyelim ki şu anda bir kardeşimize sekînet nuru iniyor. Gözleri uyuklama halinde. Siz diyorsunuz ki “Bu uyuyor.” Ama gerçekte uyumuyor. Burada söylenenlerin hepsini işitiyor ve anlıyor ama uyku halinde yaşıyor. İşte bu Allahû Teâlâ’nın ona verdiği bir sekînet nurudur.
Efendimiz’in burada açıkladığı: “Sizin onunla temizlenmeniz içindir.” Yani sekînet nuru gönderdiği zaman Allah sizi şeytana karşı koruyor. “Sizin onunla temizlenmeniz, şeytanın murdarlığını (vesvesesini) sizden gidermek, kalplerinizi bağlamak ve ayaklarınızı sabit kılmak içindir.”
Şimdi… Biz içerdeyiz ve ifademiz alınırken, neler neler söyleniyor. Yani herşeyin aleyhimize, negatif olması için her türlü iftira yapılıyor, ve bununla baş edemiyorsun. O zaman, gelip Efendimiz’e arz ettiğimiz zaman, ne yapmamız lâzım? Bize verdiği bir direktif vardı. O istikâmette “Okuyun ve gerekeni yapın”. Biz de onu yaptık. Halbuki eğer onların söyledikleriyle hareket etmiş olsaydık, Allah muhafaza, neler olurdu.
İşte o anda Efendimiz’e sormamız ve O’nun verdiği cevaba göre hareket etmemiz, bizi o sekînet nuruna ulaştırıyor ve Allahû Teâlâ koruyor. O sekînet nuruyla ayaklarımızın sabitkadem kılmasını sağlıyor. Şeytanın vesvesesini bizden Allah temizliyor.
Allah, nasıl resûl ve nebileri temizliyorsa bizi de temizler. Hacc Suresi'nin 52. âyeti bunu ifade eder:
HACC-52: Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetih(umniyyetihî), fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtih(âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm'dir, Hakîm'dir (ilim ve hikmet sahibidir).
“Hiçbir resûl ve nebî yoktur ki O bir temennide bulunduğu zaman şeytan onun ilkalarına kendi ilkalarını karıştırmasın. Ama Allah şeytanın ilkalarını siliyor ve âyetlerini muhkem kılıyor.”
O zaman resûl ve nebîyi kim temizliyor? Allah temizliyor. Burada da sekînet nuruyla Allah bizi temizliyor ve ayaklarımızın sabitkadem kılmasını sağlıyor, inşallah.
Zumer 61. âyetinin tefsirinde Efendimiz (A.S) şöyle buyuruyor: “Allah’a ulaşmayı dileyen herkes mutlaka Allah’ın cennetine girer. Cehennemden mutlaka kurtulur.
Takva sahibi olmak da Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar. Allahû Tealâ diyor ki Rûm Suresinin 31. âyetinde: "Allah’a yönelin, O’na ulaşmayı dileyin ve namazı ikâme edin, böylece müşriklerden olmayın."
"Allah takva sahiplerini feyz sahibi olmaları yani Allah’ın gönderdiği sekînet isimli, bir nev’i uyuklama oluşturan nurun kendilerine ulaşması sebebiyle kurtarır.”
Allah takva sahiplerini feyz sahibi olmaları ki feyzi mürşidden alıyor. Allah’ın gönderdiği sekînet isimli, bir nev’i uyuklama oluşturan nurun kendilerine ulaşması sebebiyle kurtarır. İkisi de. Sadece takva sahipleri hem sekînete ulaşıp hem de feyz alanlardır. Takva sahibi olmayan bir insana tehlike anında sekînet gelmez, imkânsız.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse cehennemden, o azaptan kurtulamaz. Kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi Allah’a yönelmesi hâli onu mutlaka olarak feyz sahibi kılar. Allahû Tealâ Ankebût Suresi'nin 5 ve 6. âyetlerinde diyor ki: “Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse Allah mutlaka onu Kendisi’ne ulaştırır.
29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
Ruhun Allah’a ulaşması sekînet gelişinden sonra ki bir merhaledir ve sadece Allah’a ulaşmayı dileyenlere nasip olur. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler takva sahibi olamazlar. Gidecekleri yer cehennemdir ve onlar Allah’ın âyetlerinden de gâfildirler. Allah razı olsun.