Muhterem Hocam, gerçek îmân sahipleri ve îmân sahibi olduklarını sananların muhtevaları ve aralarındaki farkları bizlere açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, gerçek îmân sahipleri ve îmân sahibi olduklarını sananların muhtevaları ve aralarındaki farkları bizlere açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 179. âyet-i kerimesinde, her kavimde Allah'ın vazifeli kıldığı velî resûller imam tayin ederken bakın ne diyor:
3/ÂLİ İMRÂN-179 Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).
Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.
Allah'a, resûlüne îmân, devrin imamıdır. Eğer âmenû olur, takva sahibi olursanız o zaman sizin için büyük ecir vardır, ecrün azîm. Yani en zirve noktada iradenin teslimiyle gerçekleşen ecir, ecrün azîm var.
Ama burada görünen o ki bu işlemde, bu standartta mü’min olanla mü’min gözükeni ayırıncaya kadar bir mü’minler var, bir de münafıklar var. Münafıklar mü’min gözüküyorlar ama gerçekte mü’min değillerdir. Birçok âyetlerde belli. İşte Kur’ân okumasına rağmen Kur’ân kursaklarından geçmeyen, mü’min gözüken münafıklar söz konusu. Âyetlerde de bu ifade ediliyor. Hemen görelim inşaallah.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim:1067
"Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Onlar Kur’ân okuyacaklar. Fakat Kur'ân'ın feyzi onların boğazlarından öteye geçmeyecektir (Yalnız dilde kalacaktır). Nitekim onlar, okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar, bir daha da ona dönemeyeceklerdir. İşte bütün insanların ve hayvanların en kötüsü bunlardır."
Şimdi bir slaytımız var. O slayta baktığımız zaman, evet, burada da âyetler geçiyor. Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. Yani Kur’ân dillerinde kalır, kalplerine geçmez.
KALPLERİNDE OLMAYANI DİLLERİYLE SÖYLÜYORLAR
1. ÂLİ İMRÂN-167 …Onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar.”
MÂİDE-41 Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleriyle îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin.
2. YÛNUS-7 Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
3. İSRÂ-44 7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’na hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkh edemezsiniz…
İSRÂ-45 Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin zaman, seninle âhirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicâb-ı mestûre kıldık.
4. CÂSİYE-23 Hevâsını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışâvet (perde) çekti…
5. FETİH-11 Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar) sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar…
6. HUCURÂT-14 Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi.”
MÜNÂFIKÛN-1 …“Biz şehâdet ederiz. Muhakkak ki sen gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehâdet eder ki, münafıklar gerçekten yalancılardır.
7. HADÎS-İ ŞERİF …“Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek…”
Kaynak: Müslim 1064/143, Buhârî 6123, 6124, Ebû Dâvûd 4764.
Buradan anlıyoruz ki onlar dilleriyle îmân ediyorlar. Kur’ân dillerinde kalıyor ama kalplerine girmiyor. Onun için Yûnus ne diyor? Evet, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. İçi kâfir, dışı Müslüman çok. Dillerinden Müslüman olduğu biliniyor ama kalplerinde küfür var.
Evet, görüyorsunuz. Bu âyetlerin hepsi, Mâide 41 dahil: “Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip kalpleri îmân etmeyenler...” Mâide 41'e baktığımız zaman bu çok açık şekilde ifade ediyor. Yani dilleriyle îmân ettiklerini söylüyorlar ama kalpleri îmân etmiyor.
İşte bunlar kimlerdir? Bunlar kalben Allah'a ulaşmayı dilemeyen münafıklar. Allah Resûlü hadîsinde münafıkları tarif ederken: “Onlar emanete ihanet ederler, onlar ahde vefa etmezler, onlar yalan söylerler.” Emanete ihanet edenler, hayattayken ruhlarını Allah'a teslim etmeyenlerdir. Ahde vefa etmeyenler, fizik vücut teslimini gerçekleştirmeyenler ve yalan söyleyenler de nefs teslimini yapmayanlar. İşte Enfâl 27'de:
8/ENFÂL-27 Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah’a ve Resûl’üne ihanet etmeyin! Ve siz, kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz.
“Siz Allah ve resûlüne ihanet ederseniz, aslında emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz. Siz kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz.” Allah razı olsun.