Muhterem Hocam, görülen yanlış örnek sebebiyle Allah'ın hak mürşidlerinden de uzaklaşmak doğru mudur?
Soru
Muhterem Hocam, görülen yanlış örnek sebebiyle Allah'ın hak mürşidlerinden de uzaklaşmak doğru mudur?
Cevap
Tabiatıyla doğru değil. Bu şeytanın başka tuzağı. Şeytan gerçek hayat dostlarına kulla Allah arasına kimse giremez. Mürşide tâbî olmak şirktir, safsatasıyla insanları mürşidten uzaklaştırmış. Mürşidleri de alalede insanlar olarak, sahtekarak insanlar olarak göstermeyi başarmış. Bir kere Bakara 256'da,
2/BAKARA-256 Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
"Dinde zorlama yok." İrşad yoluyla gayy yolu yüz seksen derece birbirinden ayrı. Ama Allahû Tealâ Âli İmrân 112'de,
3/ÂLİ İMRÂN-112 Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
“İnsanların üzerine zillet damgası vuruldu.” Yani zillet damgası, hepsinin şeytana gideceği bir muhteva özelliği taşır. Bu zillet damgasından kurtulanlar, Allahû Tealâ’dan bir ipe ki bu, Kur’ân-ı Kerim'dir. İnsanlardan biri, bu da Allahû Tealâ’nın tayin ettiği mürşidtir. Tek başına Kur’ân-ı Kerim ile hiç kimsenin ruhu Allah’ın zatına ulaşmaz. Mutlaka ruhun bizden ayrılabilmesi, o kişinin on iki tane insanla mürşidine tâbî olmasına bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim, Allah’a ulaşmayı dilemeyi ifade eder. Allahû Tealâ, bu dilekle kişinin kalbine mürşid sevgisini koyar ve hacet namazıyla (Bakara 234’te zikredilen hacet namazıyla) kişi mürşidine ulaşır. Mürşid de ancak o kişinin ruhu Allah’a ulaşır. Fâtiha 5, Nahl 9, Bakara 45 bu hakikati bize bildirir.
1/FÂTİHA-5 İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
16/NAHL-9 Ve alâllâhi kasdus sebîli ve minhâ câirun, ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
2/BAKARA-45 Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Böyle bir tehlike her zaman mevcuttur; çünkü insanlar her zaman yanlış mürşidlere ulaşabilir. Bu nedenle Allahû Tealâ bunu ortadan kaldırmıştır. Bakara 238’de,
2/BAKARA-238 Hâfizû alâs salavâti ves salâtil vustâ ve kûmû lillâhi kânitîn(kânitîne).
Salâvât’a (Allah’tan gelen nurlara, namazlara) ve salât-ı vusta’ya hafîz olun (koruyun, bu namaza kesintisiz devam edin). Ve kalkın, Allah için kânitin olun (Allah’ın huzurunda huşû içinde ve saygı ile uzun süre durun!)
Maide süresinde hacet namazından. Maide Suresi’nin 35. âyet-i kerimesinde ise,
5/MÂİDE-35 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
“Vesileyi Allah’tan isteyin” buyrulmuştur. Bizi Allah’a ulaştırmaya vesile olacak olan kişi, Allah’tan istenmelidir. Bu bir emirdir. Mürşidin Allah’tan istenmesi söz konusudur. Mürşidine tâbî olmayanlar için ise dalâlet söz konusudur. On ayet-i kerime, mürşidine tâbî olmayanların dalâlette olduğunu ifade eder. Allah razı olsun