Muhterem Hocam, günümüzde insanlar, "Bana Peygamberimiz yeter, mürşide gerek yok" diyerek mürşide tâbî olmaktan kaçınıyorlar. Fakat türbelerden de ayrılmıyorlar. İnsanlar sanki bir
Soru
Muhterem Hocam, günümüzde insanlar, "Bana Peygamberimiz yeter, mürşide gerek yok" diyerek mürşide tâbî olmaktan kaçınıyorlar. Fakat türbelerden de ayrılmıyorlar. İnsanlar sanki bir rükû hâlindeler. İnsanların bu uykudan uyanması nasıl gerçekleşir?
Cevap
Evet, aynen öyle. Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar." Ne demek istiyoruz insanlar uykudadır?
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Aclunî, Keşfu’l-hafa, 2/312.
"İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar."
Hep diyoruz, başlangıç noktasında bütün insanlar Kur’ân âyetleriyle 19 negatif özelliğin sahibidirler. Bu 19 negatif özellikten bir tanesi de insanların sağır, dilsiz ve kör olmaları.
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ
1. Allah’ın âyetlerinden gafildir. Yunus-7 / Nahl-78
2. Şirktedir. Zumer-65
3. Küfürdedir. Sebe-20
4. Dalâlettedir. Rad-27
5. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhruf 40 / Enam 39 -122 / 8-24
6. Fısktadır. Bakara 26
7. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17
8. Dînde fırkalara ayrılmıştır. Enam-43
9. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Maide 51 / İbrahim 27
10. Cahildir (akletmeyendir). Bakara 13 / Bakara-142
11. İsyandadır. Yunus 11
12. Sebîlel gayy’dadır. Arâf - 146
13. Fitnededir. Arâf - 27 / Enfâl - 28
14. Birbirine düşmandır. Ali-İmran 103
15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65
16. Takva sahibi değildir. Rum-32
17. Mü'min değildir. Sebe-20
18. Hidayette değildir. Yunus-45
19. Gideceği yer cehennem. Muminûn-103 / Arâf-178
O zaman insanların sağır, dilsiz ve kör olmalarının dayandığı âyetler: Bakara-18, Zuhrûf-40, Enâm-39-122, Enfâl-24
Bu âyetlerin hülasasına baktığımız zaman gerçekten herkes sağır, dilsiz ve kör. Dünyaya göre tabiî ki işitiyorlar, görüyorlar ve hayattalar. Ama bu dünyanın hakikat yüzüne göre de Allah'ın âyetlerinden gâfil oldukları için, onlar sağırdırlar, âyetlerin mânâsını işitmiyorlar. Kördürler, irşad makamını irşad makamı olarak görmüyorlar. Dilsizdirler, Allah'ın âyetlerini konuşmuyorlar. O zaman Kur’ân muhtevası içinde yaptığımız araştırmaya bakacak olursak, şu anda slaytımızda görüyorsunuz: Kör, sağır, dilsiz olanlar…
KÖR, SAĞIR VE DİLSİZ OLANLAR
1. BAKARA-18: Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar dönemezler.
2. BAKARA-171: (…Onlar) sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden onlar akıl edemezler (idrak edemezler).
3. MÂİDE-71: …kör ve sağır (hakkı görmez ve işitmez) oldular. Sonra, Allah onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan birçoğu kör ve sağır oldular…
4. EN'ÂM-39,40: Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağırlardır, dilsizlerdir… … Allah’ın ayetlerini inkâr edenler karanlıkta kalmış sağır ve dilsizlerdir…
5. EN'ÂM-46: …İşitme hassanızı ve görme özelliğinizi alsa ve sizin kalplerinizi mühürlese, Allah’tan başka hangi ilâh onları size (geri) getirir?…
6. EN'ÂM-104,110: Kimin de kalp gözü kör kalırsa, o taktirde onun aleyhinedir.… Ve onların fuâd hassalarını ve basiretlerini evvelce O’na inanmadıkları ilk zamanki hallerine çeviririz…
7. A‘RÂF-64: … Ve âyetlerimizi yalanlayanları boğduk. Muhakkak ki; onlar âmâ (kör) bir kavim oldular.
8. A‘RÂF-100: … Ve kalplerinin üstünü tabederdik (açılmaz damga vururduk) de artık onlar işitmezlerdi.
9. A‘RÂF-179: … Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler…
10. ENFÂL-21: İşitmedikleri halde “işittik” gibi olmayın diyenleri…
11. ENFÂL-22: Muhakkak ki; Allah katında, (yerde yürüyen) hayvanların en şerlisi (kötüsü) akıl etmeyen sağır ve dilsizlerdir.
12. ENFÂL-31: … “Biz işittik. Şayet biz dileseydik, bunun gibisini elbette biz de söylerdik. Bu ise ancak evvelkilerin masalıdır.”
13. HÛD-24: İki toplumun durumu, âmâ ve sağır ile gören (basar hassası çalışan) ve işitenin (sem’î hassası çalışan) durumu (örneği) gibidir.
14. NAHL-108: İşte onlar, Allah’ın kalplerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfildirler.
Bu âyetler, daha bir çok âyet var da, ama bu âyetler bu slaytta bizim görebildiğimiz; başlangıçta insanların sağır, dilsiz ve kör olmaları. Bu sağır, dilsiz ve körler uykuda mı? Evet. Uykuda olan bir insanın hâline bakalım: Uykuda olan bir insan görüyor mu? Hayır. Görmediğine göre kördürler. Uykuda olan bir insan işitiyor mu? Hayır. Uykuda olan bir insan konuşuyor mu? Hayır. İşte onun için Allah Resûl'ü: “İnsanlar uykudadırlar; yani kördürler, sağırdırlar, dilsizdirler. Öldükten sonra uyanırlar.”
O zaman öldükten sonra uyanmak ne anlama geliyor? “Ölünce uyanırlar.” Ölünce, ölmeden evvel ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını gerçekleştirenler, onlar uyanırlar. O zaman Allah'a ulaşmayı dilerlerse ne olur? O zaman Allah'a ulaşmayı dilerlerse o kör, sağır, dilsiz olan kişi, Allah Teala engelleri kaldırdığı zaman gören, işiten ve idrak eden biri haline gelir. İşte Allah Resûl'ü bu mânâda söylüyor. Evet insanlar uykudadırlar, öldükten sonra uyanırlar.
Bir de bu; “Bana Peygamberimiz (S.A.V) yeter, mürşide gerek yok” diyen kişi körlüğünü itiraf ediyor. Çünkü eğer mürşidi, mürşid olarak görebilseydi, nasıl görecekti? Allah’a ulaşma dileğiyle Allah Teala Rahîm esmasıyla tecelli ederek engelleri kaldıracaktı. Ama davete isyan ettiği için, Hz. Ömer’in ifadesiyle, "Şaşarım bu insana ki, Allah’ı biliyor ama isyan ediyor!" İsyan hâlinde olan bu insana Allah Rahîm esmasıyla tecelli etmez. "Şaşarım bu insana ki şeytanı biliyor, ona itaat ediyor; dünyayı biliyor, meylediyor."
İşte bu Allah’a isyan eden, şeytana itaat eden, dünyaya meyleden bu sağır, dilsiz ve kör, tabiî ki, “mürşide gerek yok” diyecektir. Ama şimdi bakalım Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve Rabbimiz bu konuda ne buyuruyor: "Rabbimiz, gerçekten mürşide tâbî olmak farz mı, değil mi?" Âyetlere bakalım beraberce:
ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – ALLAH’I SEVENLER – SEBİLİ REŞAD ÜZERİNDE
1. BAKARA-46 …Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına....yakın derecesinde inanırlar.
BAKARA-156 …Biz muhakkak ki Allah için (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız)” derler.
2. BAKARA-249…O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâkî olacaklarını kesin olarak bilenler…
3. EN’ÂM-154…onlar, Rab’lerine mülâkî olacaklarına inanırlar…
4. RA’D-2 …Ayetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâkî olmaya yakîn hasıl edersiniz.
5. KEHF-110 …Kim Rabbine mülâki olmayı dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın…
6. ANKEBUT-5 Kim Allah’a mülâkî olmayı dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir…
7. İNŞİKÂK-6 Ey İnsan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru cehd ile (nefsinle) cihad edersin.
Sonunda O’na mülâkî olursun.”
ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – MÜRŞİDE TÂBİ – TARİK-İ VE SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERİNDE
1. ÂLİ İMRÂN-31 …Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin…
2. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir nîmet olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder...
3. MERYEM-43…bana tâbî ol. Seni, Sıratı Sevîyye’ye hidayet edeyim.
RA’D – 7…Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır.
4. YÂSİN-21 (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun.
Ve onlar, mehdilerdir.”
5. MÜ’MİN-38 Ve âmenu olan adam şöyle dedi: “Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım.”
6. ZUHRUF-61…Sakın şüphe etmeyiniz! Ve bana tâbî olun, işte bu Sırat-ı Müstakîm’dir.
7. CUMA-2 Ümmîler arasında kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder....
Burada tevîle meydan vermeyecek tarzda Allah Teala buyuruyor:
Meryem 43’te Hz. İbrahim (A.S) babasına diyor ki :
19/MERYEM-43 Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).
Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).
Bu âyetler bize tâbîyetin farz olduğunu söylüyor. Hatta Hz. İsa (A.S): “İman, Allah’ın gönderdiğine tâbî olmaktır.” diyor. Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman, bütün kutsal kitaplarda Allah Teala mürşide tâbî olmayı farz kılmış. Bu konuda Resûlullah (S.A.V) Efendimiz'in hadîsinde ne var? Evet, şu anda bir slaytımız geldi ekrana.
Yuhanna 6:29 “İsa onlara, ‘Allah’ın işi O’nun gönderdiği kişiye (resûle) îmân etmenizdir.’ dedi.”
Yuhanna 3:36 “İsa’ya îmân edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama İsa’ya itaat etmeyen yaşamı görmeyecek; Allah’ın gazabı onun üzerinde kalacaktır.”
Yuhanna 14:1 “Yüreğiniz sıkılmasın. Allah’a îmân edin, bana da îmân edin.”
1. Yuhanna 3:23 “Allah’ın buyruğu şudur: O’nun Nebîsi ve resûlü İsa Mesih’in adına îmân edelim ve O’nun bize verdiği buyruk uyarınca birbirimizi sevelim.”
ŞUARÂ-107 Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
ŞUARÂ-108 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin.
ŞUARÂ-110 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin.
ŞUARÂ-126 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
ŞUARÂ-131 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
ŞUARÂ-132 Ve bildiğiniz (sizlere öğrettiği) şeylerle size yardım eden (Allah’a) karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin).
ŞUARÂ-142 Onların kardeşi Salih (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
ŞUARÂ-143 Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
ŞUARÂ-144 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
ŞUARÂ-150 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
ŞUARÂ-162 Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
ŞUARÂ-163 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
ŞUARÂ-178 Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
ŞUARÂ-179 Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
ŞUARÂ-184 Ve sizi ve evvelki toplumları yaratana karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin).
Buradan da şunu görüyoruz, Şuarâ Suresinin tam 15 tane âyetinde tekrarlanan bir hakikat var: Allah Teala Resûl'üne diyor ki : "Allah'a ulaşmayı dileyin, takva sahibi olun. Bana da tâbî olun. Bana da itaat edin." Yani dînin temelinin, ulaşmayı dilemek ve tâbîyeti gerçekleştirmek olduğu, bu âyetlerden net olarak anlaşılıyor. Acaba İncil'de durum ne?
Yuhanna 3:36 “İsa’ya îmân edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama İsa’ya itaat etmeyen yaşamı görmeyecek; Allah’ın gazabı onun üzerinde kalacaktır.”
Evet, İsa'ya iman eden sonsuz ahiret hayatının sahibidir. Ama İsa’ya itaat etmeyen, o yaşam görmeyecek; Allah'ın gazabı onun üzerine olacak. Yani yaşam görmeyecek, Allah'ın gazabı onun üzerine olacak, yani sonsuz bir cehennem hayatını yaşayacak.
Yuhanna 14:1 “Yüreğiniz sıkılmasın. Allah’a îmân edin, bana da îmân edin.”
Ve Yuhanna 3:23 “Allah’ın buyruğu şudur: O’nun Nebîsi ve resûlü İsa Mesih’in adına îmân edelim ve O’nun bize verdiği buyruk uyarınca birbirimizi sevelim.”
Mesela birçok kişi diyor ki, "Hz.İsa (A.S) Allah'ın oğlu". Halbuki İncil'de Yuhanna 3:23'de: “Allah’ın buyruğu, emri şudur" diyor. "Nebîsi ve resûlü İsa Mesih" yani Hz. İsa'nın hem nebî, hem de resûl olduğu açıkça ifade ediliyor. İnsanlar kutsal kitapları değil, kendi zanlarını kutsal kitapların önüne geçirdikleri için ne yazık ki, böyle bir şeytani tuzağın içine girmişler. Biz de diyoruz ki, artık bundan çıkalım, uyanalım. Dîn, kutsal kitaplarda bildirilen şekliyle öğrenmek ve yaşamayı gerektiriyor. Özellikle ezelî ve ebedî dînin tek bir dîn olduğu da Tevbe Suresinin 111. âyet-i kerimesinde net olarak anlaşılıyor. Bakın Tevbe 111'de:
9/TEVBE-111 İnnallâheşterâ minel mu’minîne enfusehum ve emvâlehum bi enne lehumul cenneh(cennete), yukâtilûne fî sebîlillâhi fe yaktulûne ve yuktelûne va’den aleyhi hakkan fît tevrâti vel incîli vel kur’ân(kur’âni), ve men evfâ bi ahdihî minallâhi, festebşirû bi bey’ıkumullezî bâya’tum bihî, ve zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Allah muhakkak ki; Allah yolunda savaşan, böylece öldüren ve öldürülen mü’minlerden onlara verilecek cennet karşılığında, canlarını ve mallarını satın almıştır. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da, O’nun (Allah’ın) üzerine hak olan vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa eden kimdir? O’nunla yaptığınız alışveriş ile sevinin! Ve işte o, en büyük fevz (mükâfat)dir.
Yani Allah Teala mü’minlerle bir alışveriş yapıyor. Diyor ki: "Malınız ve canınız karşılığında Ben, size Adn cennetini garanti ediyorum." Allah'ın, mü’min kullarla Allah arasındaki vaadi, anlaşması şu: "Sizin canınızı alacağım, malınızı alacağım Allah ile olan bir savaşta, ama bunun karşılığında Ben size, Tevrat'ta da bu vaadim var, İncil'de de bu vaadim var, Kur'an'da da bu vaadim var. Ben size kesin Adn cennetini garanti ediyorum." Ve şöyle bitiriyor Allah Teala âyet-i kerimeyi: "Allah’tan daha çok ahdine vefa eden kimdir?" Gerçekten de söz yerine getirmek deyince, Allah Teala bir numara. Çünkü hiçbir kul Allah'ın kadar sözünü yerine getiremez. Hepimiz mahlûkuz, bir yerde fire veriyoruz. Ama Allah'ın karşısında başka bir güç yok. Kudretin ve kuvvetin tek sahibi O olması hasebiyle O, ancak sözünü yerine getirebilir. Ve Allah Teala diyor ki, "Benim size vermiş olduğum anlaşmada bu vardır ve Ben kesinlikle sözümü mutlaka yerine getiririm. Ama siz, eğer Benim emrettiğim bir savaşta malınızı, canınızı Bana teslim ederseniz." Allah razı olsun.