Muhterem Hocam, "Her yerde evliyalar vardır ama yaşayan evliyayı göremezsiniz." diyorlar. Günümüzde yaşayan Allah'ın dostlarını, mürşitlerini görmek mümkün değil midir?
Soru
Muhterem Hocam, "Her yerde evliyalar vardır ama yaşayan evliyayı göremezsiniz." diyorlar. Günümüzde yaşayan Allah'ın dostlarını, mürşitlerini görmek mümkün değil midir?
Cevap
Tabii ki mümkündür. Şah-ı Nakşibend Hazretleri diyor ki: “Allah rızasına itaatte …” Öyleyse Allah’ın temel emri ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır. Öyleyse kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse mutlak surette Allahû Tealâ onu 12 tane ihsanla mürşidine ulaştırır.
En’âm 48’de Allahû Tealâ:
6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Ra’d 40’ta ise: “Resûle düşen tebliğdir ama hesap bizim işimizdir.” diyor.
13/RA'D-40 Ve in mâ nuriyenneke ba’dallezî neiduhum ev neteveffeyenneke fe innemâ aleykel belâgu ve aleynâl hisâb(hisâbu).
Ve şâyet onlara vaadettiğimizin bir kısmını sana göstersek veya seni vefat ettirsek de; artık senin üzerine düşen, sadece tebliğdir. Hesap, Bizim üzerimizedir.
Yâsîn 20-21’de: “O resûllere tâbî olun ki onlar hidayete ermişlerdir ve sizden ücret talep etmezler.”
36/YÂSÎN-20 Ve câe min aksal medineti raculun yes’â kâle yâ kavmittebiûl murselîn(murselîne).
Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi.
36/YÂSÎN-21 İttebiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne).
(Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).
Bakara Suresi’nin 67. âyet-i kerimesinde Musa (A.S), kavmine:
2/BAKARA-67 Ve iz kâle mûsâ li kavmihî innallâhe ye’murukum en tezbehû bakarah(bakaraten), kâlû e tettehızunâ huzuvâ(huzuven), kâle eûzu billâhi en ekûne minel câhilîn(câhilîne).
Ve Musa (a.s) kavmine: “Muhakkak ki Allah sizin bir inek kesmenizi emrediyor.” demişti. (Onlar): “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. (Musa a.s) onlara: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
Öyleyse Hz. Musa (A.S), Allah’ın vazifeli kıldığı âlimdir. O, Allah’ın emrini insanlara ulaştırıyor. Allahû Tealâ resûlleri, uyarıcılar ve müjdeleyiciler olarak gönderir. Yapılması lâzım gelenleri, nelerin yanlış olduğunu teker teker açıklarlar ve devrimizde bu açıklama yapılıyor.
Fakat herkes hayata baş gözleri olarak, baş kulakları olarak, kör ve sağır olarak başlar. İnsanlar Allah’a ulaşmayı dilemedikçe mürşide bakarlar ama onun mürşid olduğunu göremezler. İnsanlar mürşidi dinlerler ama işitemezler, manasına varamazlar. Böyle insanlar idrak edemezler. Gerçekten de Allah’a ulaşmayı dilemedikçe olay bu şekilde gerçekleşir.
Yûnus Suresi’nin 39, 40, 41 ve 42. âyetlerine baktığımız zaman şunları görüyoruz:
10/YÛNUS-39 Bel kezzebû bimâ lem yuhîtû bi ilmihî ve lemmâ ye'tihim te'vîluhu, kezâlike kezzebellezîne min kablihim fanzur keyfe kâne âkibetuz zâlimîn(zâlimîne).
Hayır onlara tevîl gelmedikçe (gelmediği için) ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar. Bunun gibi ondan öncekiler de yalanladılar. Artık bak, zalimlerin akıbeti (sonu) nasıl oldu.
10/YÛNUS-40 Ve minhum men yu'minu bihî ve minhum men lâ yu'minu bihi, ve rabbuke a'lemu bil mufsidin(mufsidine).
Ve onlardan, ona îmân eden kimseler ve onlardan ona îmân etmeyen kimseler var. Senin Rabbin fesat çıkaranları iyi bilir.
10/YÛNUS-41 Ve in kezzebûke fe kul lî amelî ve lekum amelukum, entum berîûne mimmâ a'melu ve ene berîun mimmâ ta'melûn(ta'melûne).
Ve eğer seni yalanlarlarsa o zaman de ki: “Benim amelim bana ve sizin ameliniz size ait. Siz benim yaptığım şeylerden uzaksınız, ben de sizin yaptığınız şeylerden uzağım.”
10/YÛNUS-42 Ve minhum men yestemiûne ileyke, e fe ente tusmius summe ve lev kânû lâ ya'kilûn(ya'kilûne).
Onlardan seni dinleyen kimseler var. Fakat akıl etmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın?
Yûnus 39’daki Zalimler kimlerdir? Zalimler kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlardır. Kur’ân’ın muhkem ve müteşabih âyetlerden oluştuğunu söylüyor. Ama müteşabih âyetlerin tevilini sadece Allah bilir, ancak ulûl’elbab öğretebilir.
Yûnus 40’ta: "Bir kısmı îmân eder, bir kısmı îmân etmez. Rabbin fesat çıkaranları bilir.” Mesela zalimler, fesat çıkaranlardır; kendisi ulaşmayı dilemeyen ve başkasının dilemesine mâni olan insanlar.
Yûnus 41’de: “Eğer seni yalanlarlarsa o zaman de ki, benim amelim bana, sizin ameliniz size aittir. Siz benim yaptığım şeylerden uzaksınız, ben de sizin yaptığınız şeylerden uzağım.” Bunlar fesat çıkaranlar ama resûl ıslah edendir. Birbirinin zıttı olan iki grup.
Ve Yûnus 42’de: “Onlardan seni dinleyen kimseler vardır. Fakat akıl etmiyorlarsa, sağırlara sen mi duyuracaksın?”
Kimdir akıl edenler? Mulk Suresi’nin 10. âyet-i kerimesinde: “İşitseydik ve akıl etseydik bugün cehennemde olmazdık.”
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Öyleyse akıl edebilmek için işitmek lazım. Ama işittiren Allah’tır, işittirmeyen de Allah'tır. Allah kime işittiriyor? Davete icabet edenlere. En’âm 36’da "Allahû Tealâ, davete icabet edenlere işittirir.” buyuruluyor.
6/EN'ÂM-36 İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O'na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)
Onlar hikmet sahibi âlimin davetini kabul etselerdi Allahû Tealâ onlara işittirecekti. Onlar da akıl edeceklerdi. Ama belli ki daveti kabul etmemişler ve akıl etmemişler. “Akıl etmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın?” (Yûnus 42)
Allahû Tealâ, resûlleri uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderir. Resûller insanlara unutulanları, yapılması lâzım gelenleri, nelerin yanlış olduğunu teker teker açıklarlar. Ve devrimizde de bu açıklama yapılıyor. Ama insanların çoğu bunun farkında değil.