Muhterem Hocam, her yerleşim yerinin delisi de vardır, velîsi de vardır. Biz delisini görebiliriz ama velîsini görmeyi Allah her insana nasip etmez mi? Allah'ın velî dostlarını gör

Soru

Muhterem Hocam, her yerleşim yerinin delisi de vardır, velîsi de vardır. Biz delisini görebiliriz ama velîsini görmeyi Allah her insana nasip etmez mi? Allah'ın velî dostlarını görmeyi Allah kimlere nasip eder?

Cevap

Gerçekten de Şah-ı Nakşibendi Hz. buyuruyor ki: "Allah rızasını itaatte, kabulü duada, velîleri de halkın üstünde saklar." Neye itaat? Allah rızasını itaatte. Allah 1. safha rızayla kimden razıdır? Zumer 7: " Öyleyse şükredenlerden Allah razıdır, küfredenler değil."

7 SAFHA RIZA

1. Zumer-7: …Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç) bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.

2. Mücadele-22: …İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dâhil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır…

3. Fecr-28: Rabbine dön (Allah’tan) râzı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

4. Fetih-18: Andolsun ki, o ağacın altında sana tâbî oldukları zaman Allah, mü’minlerden râzı oldu. Ve onların kalplerinde olanı biliyordu. Böylece onların üzerine sekînet indirdi. Ve onlara yakın bir fetih nasip etti.

5. Bakara-207: Ve insanlardan, Allah’ın rızasını dileyerek (Allah’ın rızası karşılığında) kendi nefsini satan kimseler vardır. Ve Allah, kullarına Rauf’tur (çok şefkatlidir).

6. Nisa-114: Ve kim Allah rızasını istemek için bunları yaparsa, o taktirde ona “büyük mükâfât” vereceğiz.

7. Tevbe-100:…O sabikûn-el evvelîn Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır...

Arkasından "Allah rızasını itaatte, kabulü duada." Allahû Tealâ Nisa 64: "Biz resûllerimizi insanlar itaat etsin diye gönderiyoruz. Sana (Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e) gelselerdi Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, Allah onların tövbesini kabul ederdi."

4/NİSÂ-64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Öyleyse bu kabul olan tövbe mürşid önüne yapılan tövbedir ve de Allahû Tealâ kim Allah’a ulaşmayı dediyse, Allah’ın 12 tane farz kıldığı emrine itaat ettiyse mutlaka onun ruhunu Kendisine ulaştırıyor ve ermiş evliyadan kılıyor. Velîleri de halkın içinde saklar. O zaman ne yapılması lâzım? O kişinin hacet namazı kılarak mürşidini Allah’tan sorması lâzım.

Arâf Suresinin 198. âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz? Arâf 198: "Ve onlara eğer hidâyete (Allah'a oluşmaya) çağırırsan işitmezler. Onları sana bakar görürsün, onlar görmezler."

7/ARÂF-198 Ve in ted’ûhum ilel ilâl hudâ lâ yesme’û, ve terâhum yenzurûne ileyke ve hum lâ yubsırûn(yubsırûne).

Ve onları eğer hidâyete (Allah’a ulaşmaya) çağırırsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün ve onlar görmezler.

Yani mürşidi görmeyenler Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ama mürşidi görenler Allah’ın davetine icabet edenlerdir.

Enfâl 24: "Ey âmenû olanlar (ulaşmayı dileyenler)! Allah ve Resûl'ü size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman daveti kabul edin."

8/ENFÂL-24 Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerrûn (tuhşerrûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah ve Resûl’ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu Allah’ta toplanacak ve Allah, ruhlarınıza meab olacak.)

Öyleyse bir tarafta görmeyenler var Arâf 198’de, bir tarafta görenler var.

Arâf 197'ye bakalım inşaallah: "Ondan başka dua ettiğiniz şeyler (çağırdıklarınız) size yardım etmeye muktedir değildir, kendilerine de yardım edemezler."

7/ARÂF-197 Vellezîne ted’ûne min dûnihî lâ yestetîûne nasrakum ve lâ enfusehum yensurûn(yensurûne).

O’ndan başka dua ettiğiniz şeyler (çağırdıklarınız) size yardım etmeye muktedir değillerdir (güç yetiremezler) ve kendilerine de yardım edemezler.

Allahû Tealâ insanların davranışlarını devamlı kontrol altında tutar ve insanlardan kim Allah’a ulaşmayı dilerse Rahmân esmasıyla o kişiye tecelli eder. O kişi ölüyken hayata kavuşur, kör sağır ve dilsiz bir insanken bu dünyaya bakan gözleri mürşidi mürşid olarak görmeye başlar, söylediklerini işitmeye, mânâasına ve kalbine indirdiği zaman da idrak etmeye başlar. Tüm bunlar kişinin Allah’a ulaşmayı dileme davetiyle, icabeti ile gerçekleşir.

Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0