Muhterem Hocam, herkes için mürşid gerekli midir?

Soru

Muhterem Hocam, herkes için mürşid gerekli midir?

Cevap

Evet, herkes için mürşid farz. Allahû Tealâ, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Âli İmrân-31’de diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-31: Kul in kuntum tuhıbbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).

De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret etsin.” Ve Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

“Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana tâbî olun.” Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), sahâbe için hidayete erdiren. Ama O’nun zamanında da kavim resûlleri, velî mürşidler, vekil mürşidler vardı. İşte bunun bir gereği olarak Mâide-35’te:

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihî leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

Yani sizi kim Allah’a ulaştırmaya vesile olacaksa onu Allah’tan isteyin. Hidayete eren devrin imamının dışındaki diğer bütün kavim resûlleri, velî mürşidler, vekil mürşidler; hepsi kendilerine tâbî olanları devrin imamının ana dergâhına ulaştırırlar.

Ruhları Allah’a ulaştıran tek bir kişi var. Her devirde o devrin imamıdır. Bu ya bir nebî resûldür ya bir velî resûldür. Bakara-151’de bu 5 görevle görevli olan, hidayete erdiren tarif ediliyor.

NEBÎ RESÛLLERİN 5 GÖREVİ

BAKARA-151: Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (1) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (2) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (3) size Kitap’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve (4) hikmeti öğretsin ve (5) (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Ama Cuma-2’de kavim resûllerinin 4 tane görevinden bahsediyor:

VELÎ RESÛLLERİN 4 GÖREVİ

CUMA-2: Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, (2) onları tezkiye eder (nefslerini temizler), (3) onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve (4) hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

İşte 7 safha. Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımız zaman net olarak bunu görüyoruz.

7 SAFHA DEVRİN İMAMININ KUR’ÂN-I KERÎM ÖĞRETİM METODU

1. Tebliğ (Mâide-67)

Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O’nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah, kâfirler kavmini hidayete erdirmez.

Nûr-54: De ki: “Allah’a ve Resûl’e itaat edin. Bundan sonra eğer dönerseniz (itaat etmezseniz), O’na (Resûl’e) düşen (sorumluluk) sadece O’na yükletilen (tebliğ)dir.” Ve sizin üzerinize düşen (sorumluluk), size yükletilendir. Ve eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Resûl’ün üzerinde açıkça tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur.

2. Kıraat (İsrâ-45)

Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin zaman, seninle âhirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık.

3. Tilâvet (Bakara-129)

Rabbimiz, onların kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (hayata getir).

4. Tezkiye (Cuma-2)

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve hikmeti öğretir.

5. Talîm (Bakara-151)

Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

6. Kıssa (Yûsuf-111)

Andolsun ki onların kıssalarında ulûl’elbab (sır sahipleri) için ibret vardır. Uydurulan bir söz değildir ve lâkin onların ellerindekini tasdik eder ve herşeyi ayrı ayrı açıklar. Mü’min kavim için bir hidayet ve rahmettir.

7. Tezekkür (Bakara-269)

(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiştir. Ancak ulûl’elbab olanlardan başkası tezekkür (ibret) edemez.

İrşad yolunun sahibi mürşidlerdir.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerîm’de mürşide tâbiiyetin farz olduğunu söylüyor. Bütün kavimlerde, o kavimlerdeki insanlara Allah’ın âyetlerini tilâvet etsinler diye, onların nefslerini tezkiye etsinler diye, onlara Kitab’ı öğretsin, onlara hikmeti öğretsin ve hikmetin ötesini onlara öğretsin diye resûller tayin ediyor.

Eğer kişi mürşidine tâbî olmazsa dalâlette kalacağını da tam 10 tane âyet-i kerime söylüyor.

“Kur’ân mürşid olarak yeter. Allah bize akıl vermiş. Herkesin kendi kendine Kur’ân okuması yeterlidir.”

O zaman bu kişi bunu söylemekle hâşâ Allah’ın önüne geçmiş oluyor.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerîm’de 10 âyet-i kerimede mürşidine tâbî olmayanın dalâlette olduğunu söylüyor. Yetmez, Allah’a ulaşmayı kalben dileyeni mutlaka mürşide ulaştıracağını söylüyor.

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164

Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A‘RÂF-186

Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36

...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17

…Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123

…“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

6. KASAS-50

…Eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23

…İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32

Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Yani Allah: “Ben Kendim ulaştırırım.” diyor. Ve 7 âyet-i kerimede Allah’a ulaşmayı dilememiz hâlinde Allahû Tealâ’nın bize mürşid göstereceğini garanti ediyor. Kur’ân-ı Kerîm’de sanki bunlar yokmuş gibi, “Kur’ân mürşid olarak bana yeter.” diye Allah’a iftira ediyorlar.

Yaratan Allah en iyi bilendir.

Allah bize akıl vermiş, herkesin kendi kendine Kur’ân okuması güzel de, ancak kimin aklıyla?

Hz. Ali (R.A)’ye soruyorlar:

“Bu aklı nereden aldın?”

“Kendi aklımı, bir de akılsızların aklını kullanıyorum.” diyor.

Kimdir akılsızların aklı?

Akılsızların aklı, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Hz. Ali (R.A), Allah’a ulaşmayı diliyor ve o aklı kullanıyor. O akıl da ulaştırdığı zaman onu mürşidine ulaştırıyor ve bu şekilde hedefe ulaşıyor.

“Herkesin kendi kendine Kur’ân okuması yeterlidir.” diye hep uydurmalar, hep insanları tamamen yoldan saptırıyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma3