Muhterem Hocam, tebliğde Rûm Suresi 31. âyeti verdiğimizde, "Zaten yönümüz kıbleye ve 'niyet ettik Allah rızası için' diyoruz. Bu zaten Allah’a yönelmedir" diyorlar. Âyetteki yönel

Soru

Muhterem Hocam, tebliğde Rûm Suresi 31. âyeti verdiğimizde, "Zaten yönümüz kıbleye ve 'niyet ettik Allah rızası için' diyoruz. Bu zaten Allah’a yönelmedir" diyorlar. Âyetteki yönelmenin Allah’a yönelme olduğunu onlara nasıl açıklayabiliriz?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, buradaki yönelme, ruhumuzun Allah’a ulaşmasıdır ve kalbî talebimizle bunun olması gerekiyor. Akıl, fizik vücudun kumandanı. Akıl karar veriyor, sen yöneliyorsun. Ama senin fizik vücudunun yönü o taraf, fakat nefsinin kalbinin yönü, şeytanın tesiri altında olduğu için başka taraf. Hani ne diyor Yunus: “İçi kâfir, dışı Müslüman çok.” Herkes seni dışarıda gerçekten Kıble'ye yönelmiş olarak görüyor ama kalben ulaşmayı dilemediğin takdirde o sağır, dilsiz ve kör ve kalbi kapalı.

Kalp kapalıysa o zaman yaptıklarının bir hükmü var mıdır? Ameller boşa gidiyor. İşte Kehf Suresi’nin 105. âyet-i kerimesi ve Yûnus 45: Likâallah'ı inkâr edenler; Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, amelleri boşa gidiyor. Likâallah’ı yalanlayanlar, onlar hidayete eremiyor. Hidayet yoksa zaten din yoktur.

18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).

İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

10/YÛNUS-45 Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedin(muhtedine).

Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).

Rûm 31: "Allah’a yönel ve takva sahibi ol."

30/RÛM-31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Hacc 32 ile bir hadîste takvanın kalpte teşekkül ettiğini görüyoruz.

22/HACC-32 Zâlike ve men yuazzım şeâirallâhi fe innehâ min takvâl kulûb(kulûbi).

Ve işte kim, Allah’ın şiarlarına (emirlerine, farzlarına) hürmetle uyarsa bunun sebebi muhakkak ki onların kalplerinin takva sahibi olmasındandır.

Yani kim Allah’ın emrini yerine getiriyorsa, kesinlikle o kişinin kalbinin takva sahibi olmasından kaynaklanıyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîsinde göğsüne işaret edip: "Takva buradadır, takva buradadır, takva buradadır" yani kalbinde takvanın teşekkül ettiğini ifade ediyor.

Öyleyse kalben Allah’a ulaşmayı dilemeyen, takva sahibi olmayan kişi, istediği kadar namaz kılsın; takva sahibi olmayanların amelleri boşa gidiyor. Hatırlayın bakalım: Habil ve Kabil. Habil Allah’a sunuyor, Kabil de, ama Allahû Tealâ Kabil’inkini kabul etmiyor, Habil’inkini kabul ediyor. Habil diyor ki: "Allah, takva sahiplerinden kabul eder."

Öyleyse konu kalbe sirayet etmeyince, dil kalbe inmeyince kişi Allah’ın hakikatlerini yaşayamaz.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 30 Ekim 20263 dk okuma0