Muhterem Hocam, hüddam ilmi ve içeriği hakkında bilgi verebilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, hüddam ilmi ve içeriği hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap
Hüddam ilmine gelince, hüddam, cinlerin bir zülmanî ilimle insanların üzerine saldırtmasıdır.
Nasıl biz insanlardan hidayet üzere olanlar var, hidayet üzere olmayanlar var, dalâlette olanlar var; cinler de böyle.
Unutmayın ki şu anda gayb âleminde yaşayan cinlerden kimler hidayet üzereseler, onların hepsinin başının üzerinde devrin imamının bir ruhu var.
Bir cinin ruhu yok. Cinlerin zaten ruhu olamaz. Hangi cin mürşide tâbî olursa, tâbî olduğu an onun başının üzerinde de devrin imamının ruhu oluşur. O cin muhafaza altındadır. Şeytan, onun cin şeytanları olan pampaları, asla bu kişiye de zarar veremezler. Bunlar Rabbanî cinlerdir. Cin muhafaza altındadır ve şeytan ve avanesi bunlara zarar veremez. Öyleyse, şeytanın bu cinleri kullanarak insanlara zarar vermesi hiçbir zaman mümkün değildir.
Hangi cinleri kullanır?
Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başının üzerinde devrin imamının ruhu oluşmamış, vücuda gelmemiş olan cinler. Bunlar insanlara zarar vermektedirler. Bunlar şeytanın takımıdır.
Bu hüddam yapan cin hocalar, cinleri emirlerine alıp da insanlara saldırtanlar, bunlar o cinlerle pazarlık ediyorlar:
— Eğer emrimi yerine getirmezsen seni yakarım, diyor.
Cinler yanarak ölüyorlar.
Öyle bir durum düşünün ki cin, Allah’ın yolunda değil; müdafaasız, zavallı bir mahlûk. İblis onu ele geçiriyor, başka insanların üzerine saldırtıyor ve ele geçirdiği cinlerin nefslerindeki afetleri de azdırmak suretiyle onları başkasına zarar istikametinde kullanıyor.
Gönderdiği karanlıklarla cinlerin kalplerini daha da karanlık hale getiriyor. Kalpleri kararan bu cinler, daha vahşi bir hüviyet kazanıyorlar ve insanlara daha çok kötülük yapmak üzere şeytan tarafından devamlı dolduruluyor. Aşağı doğru olan bu yolda daha karanlığa, daha karanlığa ve daha karanlığa, daha karanlığa itiliyor.
Nûr Suresinin 40. âyet-i kerimesine baktığımız zaman Allahû Tealâ, bakın ne buyuruyor:
“Karanlık üstüne karanlık.” diye Allahû Tealâ tarif ediyor.
Evet, “Karanlık üstüne karanlık.”
Öyleyse iblis, insanları öyle bir karanlığa itiyor ki kişi elini kaldırsa elini göremiyor.
Nûr 40, evet, bakın!
24/NÛR-40 Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâbun, zulumâtun ba’duhâ fevka ba’dın, izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr(nûrin).
Veya derin denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü, dalga üstüne dalga kaplar. Onun üzerinde de bulutlar vardır. Karanlık üstüne karanlıktır, elini çıkarttığı zaman neredeyse onu göremez. Ve Allah, kime nur kılmamışsa (vermemişse) artık onun için bir nur yoktur.
“Derin denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü dalga üstüne dalga kaplar, onun üzerinde de bulutlar vardır. Karanlık üstüne karanlıktır. Elini çıkarttığı zaman neredeyse onu göremez. Allah kime nur kılmamışsa, nur vermemişse artık onun bir nuru olamaz.”
Evet sevgili kardeşlerim, yani iblis ve tüm pampalarının insanları götürebildiği karanlık, böyle bir karanlık. Karanlık üstüne karanlık. Elini kaldırıyor, kişi elini görmüyor. Bu kadar zifiri karanlıklar içerisinde.