Muhterem Hocam, 'Huzur İslâm'da diye biliyorum.' Ama İslâm'ın beş şartı üzerine yaşayan insanları gördüğümüzde mutlu olmadıkları fark ediliyor. Bu konuyu bize açıklayabilir misiniz
Soru
Muhterem Hocam, 'Huzur İslâm'da diye biliyorum.' Ama İslâm'ın beş şartı üzerine yaşayan insanları gördüğümüzde mutlu olmadıkları fark ediliyor. Bu konuyu bize açıklayabilir misiniz?
Cevap
Evet sevgili kardeşlerim, Arap-İsrail Savaşı'nda gazeteciler o gün Savunma Bakanı Moşe Dayan'a diyorlar ki:
"Bu Müslümanlardan korkmuyor musunuz?" diyor.
O da, zaten bir gözü kapalı, diğer gözüyle şöyle işaret ederek: "Bana bir Müslüman göster." diyor.
Şimdi, İslâm'ın beş şartıyla hiç kimsenin İslâm'ı yaşayamayacağı gün gibi açık yani. Neden? Çünkü İslâm'ın beş şartı; Sevm'ul salât, Hacc'ul zekât ve kelime-i şehadet tamamen fizik bedenle alâkalı ama Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerîm'de sadece fizik bedene emirler vermiyor. Allahû Tealâ Kalû Belâ gününde ruhumuzdan misak almış. Allah'ın Zat'ından üfürülen ruhun, hayattayken sahibi olan Allah'a teslimini istiyor. Kalû Belâ gününde nefsimizden yemin almış. Dünya hayatını yaşarken tezkiye ve tasfiyeyle kalbimizin tamamen temizlenmesi, ikinci bir ruh olması ve 19 afetin sahibi olmamamızı istiyor.
Şimdi bunlardan eser yok. İslâm'ın beş şartının içerisinde hiç eser yok, bunlar yok. Bunlar olmayınca, kıyıya bağlı bir kayığın küreklerini çekiyor insanlar. Kayık kıyıya bağlı ama sürekli kayık çekiliyor. O zaman bu amellerin hepsi boşa gidiyor.
Bu konuyu nasıl düzeltebiliriz? herşeyden evvel ruh emanettir. Dünya hayatını yaşarken emanet olan ruhun, hayattayken sahibi olan Allah'a iade edilmesi lâzım, teslim edilmesi lâzım. Ama ruhun Allah'a teslimi, ruhun yükselebilmesi nefsin tezkiyesine bağlı. Nefsin de 7 kademedeki tezkiyesine bağlı. Ama nefsin tezkiye olabilmesi için de kesinlikle kalp şartının sağlanmasına bağlı. İşte kim kalben Allah'a ulaşmayı dilerse ki 3. basamakta Allah Rahîm esmasıyla tecelli ediyor ve peş peşe 7 furkanla ve 10 tane de ihsanla Allah onu mürşidine ulaştırıyor. Hacet namazının kılınması, mürşidin gösterilmesi ve mürşide tâbiiyetle birlikte o kişi nefs tezkiyesine başlıyor. O zaman da mürşide tâbiiyetle kişi İslâm'ı yaşamaya başlıyor. İlk insan olan Âdem babamızdan kıyâmet gününe kadar kim Allah'ın dinini, İslâm'ı yaşamışsa, ancak o Allah'ın kendisi için tayin ettiği mürşidle yaşamaya başlamıştır. Mürşidsiz hiç kimsenin mutlu olması, İslâm'ı yaşaması mümkün değil.