Muhterem Hocam, İblis'e galip gelmek istiyoruz. Bunun için ne yapmanız lâzım?
Soru
Muhterem Hocam, İblis'e galip gelmek istiyoruz. Bunun için ne yapmanız lâzım?
Cevap
"Öyleyse sevgili kardeşlerim, eğer siz iblise galip gelmek istemiyorsanız ne yapmanız lazım? Bir muhlis kula bende olmanız lazım. Bileceksiniz ki Allah’ın sözü var: Muhlis kula iblis galip gelemez. Siz de onun kredisiyle daima galip gelenler olursunuz. Mutlaka Allah’ın biz insanlardan istediği budur. Bir velîye bende olmak hepsinden âlâdır. İşte Âli İmrân 103’te: “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın, fırkalara ayrılmayın.”
3/ÂLİ İMRÂN-103 Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
Dinimizin üç esası vardır: vahdet, tevhid ve teslim. Vahdet akidesi bir dilektir. Sizi o dilek Allah’a şirk koşmaktan kurtarır. Ama asıl olan tevhiddir. Tevhidde yerinizi alabilmeniz hidayetle mümkündür. Dalâlet içerisinde olanların tevhidde yeri yoktur. Allah Resûl'ü (S.A.V) açıklamasında şöyle buyuruyor: “Benim ümmetim dalâlet üzere birleşmez.” Öyleyse birleşmenin, tevhidin adresi nedir? hidayettir.
7 HEDEF EMİR
VAHDET
1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek
RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin. Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
TEVHİD
2. 12 İhsanla Mürşide Tabi Olmak
MU’MİN-15: …. Allah, kullarından dilediği kişinin üzerine Allah’a ulaşma gününün geldiğini ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
TESLİM:
3. Ruhun Allah’a Teslimi
RA’D-21: Ve onlar Allah’ın (ölmeden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan korkarlar.
4. Fizik Vücudun Allah’a Teslimi
YÂSÎN-60: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
YÂSÎN-61:Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı)? Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
5. Nefsin Allah’a Teslimi
NİSÂ-103: Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken), Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı namazın erkânıyla kılın…
6. İrşada Ulaşmak
BEYYİNE-5: Onlar emir olunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dinde halis (nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emir olundular. Ve namaz kılmakla ve zekat vermekle emir olundular. İşte kayyum olan din budur.
7. İradeyi Allah’a Teslim Etmek
EN’ÂM-97: Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin afetlerinin karanlığında) yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidler) kılan O’dur. Bilen bir kavim için, âyetleri detayları ile açıkladık.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbni Mace: Kitabu-11 Fiten, 8. Babu-s' Sevadi-1' Azam, No. 3950.
"Ümmetim dalâlet üzerinde birleşmez."
Siz Allah’a ulaşmayı diledikçe Rabbimizin lütfu ve keremiyle Allah mutlaka sizi o tevhid noktasında mürşidinize ulaştırır. Ve siz tâbiiyetinizi gerçekleştirdiğiniz an o zaman hidayette olursunuz ve o zaman Kur’ân-ı Kerim’i okumaya başlarsınız. “Şu ana kadar okuduğumuz neydi Hocam?” diyeceksiniz. Şu ana kadar mürşid size âyetleri tilâvet ediyordu. Ama Allah Resûl'ü (S.A.V) ne diyor?
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerif, No: 4474
“Kur’ân tilâvetle değil, hidayetle okunur.”
İşte hidayetçiye tâbî olduktan sonra o size açıklamada bulunur ve onun bize öğrettiği şekilde biz ancak o zaman Kur’ân-ı Kerim’i okumaya başlarız. Bu okumak kâğıttan, elifbâdan okumak değildir. Kalpten okumaktır. Nereden biliyoruz? Çünkü Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in mürşidi Cebrail (A.S)’dır. Cebrail (A.S), 23 sene boyunca Şuarâ suresinin 193. âyet-i kerimesinde belirtildiği gibi;
26/ŞUARÂ-193 Nezele bihir rûhul emîn(emînu).
O’nu, Ruh’ûl Emin (Cebrail A.S) indirdi.
26/ŞUARÂ-194 Alâ kalbike li tekûne minel munzirîn(munzirîne).
Nezirlerden (uyaranlardan) olman için senin kalbine.
"İnzar edicilerden olman için Cebrail (A.S) âyet âyet Kur'ân-ı Kerim'i senin kalbine indirdi." Öyleyse sevgili kardeşlerim, eğer Allah Resûl'ü (S.A.V) Kur’ân-ı Kerim’i mürşidi olan Cebrail (A.S)’dan âyet ve âyet kalbine almışsa ve indirmişse, bizlerin de o yolu izlemesi gerekmez mi? Evet. İşte Âli İmrân 103 bunu ifade ediyor:
3/ÂLİ İMRÂN-103 Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
“Fırkalara ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki ni’metini zikredin. Siz birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizi sevgide birleştirdi. İşte kalplerin sevgide birleşmesi budur. Onun ni’metiyle kardeşler oldunuz.” Gaye ne? Gaye kardeş olmak. Evet sevgili kardeşlerim, gaye kardeş olmak. Ama gelin görün ki başlangıç noktasında nefsinde 19 afet bulunan insan, ruhundan haberi yoksa, Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa sadece nefsler çatışarak bir hayat yaşarlar.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
Birinde 19 afet, karşısındaki insanda da 19 afet var. Karşı karşıya gelip devamlı çatışırlar, kavga ederler. Yüzeysel olarak sevgi olduğu ifade edilen şeyin derin mânâsında kalplerinde sevgi yoktur. Tam tersi, bu âyette belirtildiği gibi birbirlerine düşmandırlar.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevenlerden olmak istiyorsak bunun yolu nereden geçer? Mürşidin elini tutmaktan geçer. El ele, el Hakk’a. Ne zaman biat ederseniz, ne zaman tövbe ederseniz Allah’ın lütfu ve keremiyle Allahû Tealâ kalbinizi sevgide birleştirir. Ve bakın bu sevgi öyle bir sevgi ki; biz İnsanlar dünya hayatının peşinden koşuyoruz.
Diyelim ki bir kişi dünyayı elde etti, tüm dünyayı işgal etti, bütün dünya onun oldu. Ama bu dünyayı terazinin bir kefesine koyun, sevgiyi de diğer kefesine koyun. Allahû Tealâ Enfâl 63'de buyuruyor ki: “Dünyanın hepsini infak etsen, onların kalplerini sevgide birleştiremezdin.” Acaba anlatabiliyor muyum?
8/ENFÂL-63 Ve ellefe beyne kulûbihim, lev enfakte mâ fîl ardı cemîan mâ ellefte beyne kulûbihim ve lâkinnallâhe ellefe beynehum, innehu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve onların kalplerinin arasını (sevgiyle) birleştirdi. Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini infâk etseydin (verseydin), onların kalplerinin arasını birleştiremezdin. Ve lâkin Allah, onların arasını birleştirdi. Muhakkak ki O; Azîz’dir, Hakîm’dir.
Öyleyse mutluluğumuz, yanı başımızdaki kardeşimizi sevmekten geçer. Ama yanı başımızdaki kardeşimizi sevmekten geçmesine rağmen dünya bizim olsun, biz infak edelim; o sevgiyi yine de oluşturamayız. O sevgiyi oluşturacak olan Allah’ın katından gelen vesile resûldür. O resûl'e tâbî olduğumuz zaman Allahû Tealâ kalpleri sevgide birleştirir ve o zaman biz Allah’ın ni’metiyle kardeşler oluruz.
İşte Martin Luther King’in çok mânidar bir ifadesi: “Balıklar gibi yüzmeyi öğrendik, kuşlar gibi uçmayı öğrendik ama kardeş olmayı öğrenemedik.” İşte kardeş olmayı öğrenmek istiyorsak bunun yolu nereden geçer? Kur’ân’dan geçer. Kur’ân’dan geçer, Kur’ân’dan geçer. Kur’ân bizim nasıl kardeş olacağımızı A’dan Z’ye kadar herşeyiyle bizlere açıklıyor. Onun için Allah Resûl'ü (S.A.V) şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Edeb, 62. 1850
“Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun! Bir Müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helâl olmaz!”
Önümüzde kutsal kitaplarda kardeş olanların hayatları anlatılıyor. Rabbânîyun anlatıldığı zaman Hz. Mûsâ (A.S) ile kardeş olmuşlar mı? Evet. Havârîler Hz. Îsâ (A.S) ile kardeş olmuşlar mı? Evet. Sahâbe Resûlullah (S.A.V) ile kardeş olmuşlar mı? Evet. Biz Efendimiz ile kardeş olduk mu? Evet. Her birimiz Türkiye’nin başka bir yerinden, dünyanın başka bir beldesinden yan yana geldik ama öyle kardeşler olduk ki Allah sevgisiyle birbirimize kenetlendik. İşte bu sevgi, bu kardeşlik öyle bir muhteva ki tarifi gayrimümkünsüz. Allah Resûl'ü (S.A.V) yine şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Dâvûd – Büyû, 76/3527; Hâkim, IV, 170.
“Allah’ın kulları arasında bir grup vardır ki, onlar ne peygamberdirler, ne de şehittirler. Buna rağmen kıyamet gününde Allah katında makamları yücedir. Bu sebeple peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler.
-“Ey Allah’ın Resûl'ü (S.A.V) onlar kimlerdir?”
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyurdu ki; “Onlar, aralarında ne kan bağı, ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, birbirlerini Allah için sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki, onların yüzleri nurdur, onlar bir nur üzeredirler. Herkes korku içindelerken onlar korkmaz, herkes üzülürken onlar üzülmezler.”
İşte sevgili kardeşlerim, siz böylesiniz. Gerçekten o kadar müstesna bir yeriniz var ki yanımda, tarifi gayrimümkünsüz. Hepiniz bu sevgiyle buradasınız. Sevgiyle birbirinizi mutlu ediyorsunuz. İşte bu sevgiyi veren, kalbinize nakşeden Rabbimiz Allah’tır. Hepimiz Efendimiz ile birlikte bu kardeşliği yaşadık. Bu kardeşliğimizin ilelebet olmasını diliyoruz. Ve tabii başka kardeşlerimizin de aramıza katılması istikametinde gayretlerinizin daim olmasını diliyoruz. Gayretleriniz daim olsun. Amin. Başarılarınızın devamını diliyoruz. Sizi çok ama çok seviyoruz kalbimizden.
Efendimiz ne buyuruyor? “Sevgiden başka ne var ki?” Evet, gerçekten sevgiden başka bir şey yok. Çünkü Rabbimiz herşeyi sevgiyle yaratmış, herşeyi sevgiyle yaşattırıyor ve sevgiyi öğretmemizi istiyor. Sevgiyle yaratmak, sevgiyi yaşamak ve sevgiyi öğretmek… Evet, kâinatın dizaynı bu. Hamd eder, şükrederiz. Ve bunu en güzel biçimde anlatan da Kur’ân-ı Kerîm.
Hiç unutmuyorum, yine Almanya’da bir konferanstayız. Birisi yaklaştı ve dedi ki: “Kur’ân-ı Kerim’de sevgiden bahis yok. Ne diyorsunuz bu konuda?” Biz de ona hemen Âli İmrân 119’u gösterdik. Ne diyor Âli İmrân 119’da? “Onlar ki mü’minlerdir… Siz mü’minler böylesiniz. Siz sizi sevmeyenleri de seversiniz. Çünkü siz kitabın, Kur’ân’ın tamamına îmân edenlersiniz.”
3/ÂLİ İMRÂN-119 Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tu’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.” Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.
İşte sevgili kardeşlerim, mürşide tâbiiyet Kur’ân’ın bütününe tâbiiyettir. Mürşid hamele-i Kur’ân’dır, Kur’ân taşıyıcısıdır. Nereye giderse gitsin Kur’ân’la konuşur, Kur’ân’ın ahlâkıyla ahlâklanmıştır. Ve en yüce insan olarak Allah’ın dostluğuna hak kazanmıştır. Mutluluğun zirve noktasındadır ve Rabb’inin kendisine verdiği mutluluğu başka insanlarla paylaşmak üzere hayatını seferber etmiştir. Kısacası kişi kendisini başkasına vakfetmiştir.
Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Siz cehennem çukurunun kenarındaydınız ama Allah sizi oradan çıkardı ve sizi hidayette birleştirdi, kardeşler oldunuz.” Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bu konudaki başka bir hadîsi:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buharî, Edeb, 27; Müslîm, Birr, 67.
"Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de îmân etmiş olamazsınız."
Birbirinizi seviyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? Evet sevgili kardeşlerim, işte bizi sosyal hayatta bir ve beraber kılacak, mutlu kılacak olan faktör bu sevgidir. Çok zor bir şey değil. O kadar kolay ki; sadece karşı tarafı kendimizden öne geçirmek, onu mutlu etmek, onun için hayatta olduğumuzu idrak edebilmek. Yani kısacası ensar olduğumuzun farkına varmak.
Gerçekten Allah bizden ensar olmamızı istiyor mu? Evet. Saff suresinin 14. âyet-i kerimesinde Rabbimizin evrensel kanunu şöyle ifade ediliyor: Hz. Îsâ (A.S) havârîlerine “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir?” dediği zaman havârîler “Biz Allah’ın yardımcılarıyız.” diyorlar.
61/SAFF-14 Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsebnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), fe âmenet tâifetun min benî isrâîle ve keferet tâifeh(tâifetun), fe eyyednellezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn(zâhirîne).
Ey âmenû olanlar! Allah’ın yardımcıları olun! Meryemoğlu İsa (A.S)’ın havarilere: “Kim Allah’a (ulaşmak için) benim yardımcılarım olur?” dediği zaman, havarilerin: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız.” dediği gibi. Bunun üzerine İsrailoğulları’ndan bir grup îmân etti, bir grup inkâr etti. O zaman îmân edenleri düşmanlarına karşı destekledik. Böylece onlar üstün geldiler.
Sevgili kardeşlerim, belki düşünebilirsiniz: Rabbimizin benim yardımıma ihtiyacı mı var? Kesinlikle hayır. Ama bizim Allah’ın yardımına ihtiyacımız var mı? Evet. İşte bu bir sebeptir. Biz Rabbimizin sonsuz yardımına muhtacız. Ve biz elimizden gelen yardımı yanı başımızdaki kardeşimize verdikçe Allah da bize yardım eder. Biz yanı başımızdaki kardeşimizi sevdikçe Allah da bizi sever. Biz merhamet ettikçe Allah da bize merhamet eder. Onun için Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz buyuruyor: “Yerdekileri seviniz ki göktekiler sizi sevsin. Yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler size merhamet etsin. Yerdekilere yardım ediniz ki Allah size yardım etsin.” Yani bu kadar kolay, bu kadar muhteşem bir hayatı bize vermiştir. Zor değil.
Çoğu zaman ninelerimiz, teyzelerimiz yanımıza geliyor: “Ben Arapça okumayı bilmiyorum, ne yapacağım?” diye soruyorlar. Halbuki Allahû Tealâ’nın istediği bizim Arapça öğrenmemiz değil, bizim Rabb’ce öğrenmemizdir. Yani Kur’ân-ı Kerim’i hidayetle okumamız. Yani Kur’ân-ı Kerim’i zikirle okumamızdır. Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz Kur’ân-ı Kerim’i Arapçasından mı öğrendi? Hayır. Zikrederek o hedefe ulaştı.
“Ikra Bismi rabbikellezî ellezî halakâ halâkal insane min halâk ıkra ve rabbüke’l-ekremû.” Rabbinin adıyla oku. İşte kâinatın sırrı, adeta herşeyin şifresi, Allah isminin tekrarı, bizi her zirve noktaya ulaştıran yegâne kelime; mucize-i bâkî Kur’ân. Ve sevgili kardeşlerim, demek ki sosyal hayatta insanlarla beraberliğimizde düşmanken dost olmak, kardeş olmak, birbirimizi sevmek, mutluluk içinde bir hayat yaşamak hepimizin hakkıdır. Ama bu hakkı elde etmek istiyorsak ne yapmamız lazım? Vazifemizi yerine getirmemiz lazım. Vazifemiz ne? Allah’a ulaşmayı dilemek. Vazifemiz ne? Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbî olmak. Vazifemiz ne? Ruhumuzu Allah’a teslim etmek. Zikretmeden bir insan ruhunu teslim edebilir mi? Fâtır 18’de: “Kim tezkiye olursa kendi nefsi için tezkiye olur ve mutlaka ruhu Allah’a ulaşır.”
35/FÂTIR-18 Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).
Hamd eder, şükrederiz hepinizin ruhu Allah’a ulaştı. Yaşadığınız mutluluklar hep bununla gerçekleşti. Üç tane cennet, dünya saadetinin yarısı. Ama daha ötesini istiyorsunuz. Daha ötesi var mı? Rabbimizin katında herşey var. Allah’ın katında yok, yok. Yeter ki siz “Allah” deyin. Allah deyin, Allah deyin. İşte hepiniz Allah’a muhtaçsınız. “Nimetlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi nimetlendireyim.”
O zaman sevgili kardeşlerim, Allah’ın ni’metine gark olmak istiyorsak bunun yolu nereden geçer? Zikirden geçer. Çok zikirden geçer, hatta daimî zikirden geçer. İşte Hz. Yunus’un ifadesiyle söylüyorum:
“Gezdim Halep ile Şam’ı, eyledim ilmi talep.
Bir de baktım ilim bir hiç olmakmış, illa edep, illa edep."
İşte o noktaya ulaşmamız hepimizin hedefi. Çünkü Rabbimizle olan ilişkimizde mutluluğun zirvesini yaşamak istiyorsak bunun yolu daimî zikirden geçer. Zor mu sevgili kardeşlerim? Hayır, zor değil. Çok kolay. Sadece elimizdeki imkânları yanı başımızdakilerle paylaşacağız. Allahû Tealâ’nın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını bilin, ama biz ihtiyaç içindeyiz. Eğer Rabbimizden istiyorsak mutlaka yanı başımızdakine vermemiz lâzım.
Her zaman istatistiksel olarak söylüyorum ki toplum sıcak ve soğuk su dizaynına benziyor. Bazılarında fazıllar var, bazılarında azlıklar var. Eğer bunlar birbiriyle paylaşabilseydi, şu anda ihtiyaç sahibi kimse kalır mıydı? İşte Allahû Tealâ bunu infakla, Allah’ın dinini yaşamakla, diğergâm olmakla gerçekleştirmemizi istiyor.
Allah’ın ihtiyacı yok ama bizim Rabbimize ihtiyacımız var. Ve biz eğer yanı başımızdakine verebilirsek Allah’tan kat kat alırız. Biz bir verebiliyoruz ama Rabbimiz 700 katını veriyor. Biz bir verebiliyoruz ama Rabbimiz hesapsız veriyor. Biz bir veriyoruz ama Allahû Tealâ sonsuz veriyor. Biz bir veriyoruz ama Allahû Tealâ daha ötesini veriyor.
Yani kısacası Allah herşeyi insana teslim etmek istiyor. İnsanın mutluluğu için, insanların saadeti için. Ve 14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) gerçekten böyle bir mutlu toplum oluşturmuş mu? Evet. Birbirini seven, birbirine diğergâm olan, adeta birbiri için yaşayan bir sahâbe topluluğu. Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Mü’min, mü’mine karşı bir binanın taşları gibi birbirini tutar.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Salât 88: Müslim, Birr 65.
“Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek şöyle buyurdu: “Mümin, mümine karşı bir binanın taşları gibi, birbirini tutar.”
Evet, gerçekten öyle. Eğer azâlardan bir tanesi nasıl görevini yapamaz hâlde ise, yanı başındaki azîm onun görevini devralıyorsa biz insanların da birbirine karşı Allah için böyle kenetlenmeleri lâzım. Bir binanın taşları gibi birbirimize sımsıkı dayanmamız gerekir, Allah’ın izniyle. Sevgili kardeşlerim: başka bir hadîste;
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.
“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve hummaya (ateşli hastalığa) tutulur.”
Eğer olay buysa o zaman sağlıklı bir toplum, mutlu bir toplum oluşturmak istiyorsak hep birbirimiz için el ele, gönül gönüle bir gayretin içerisinde olmalıyız.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Fiten 7.
“Allah’ın eli (kudret ve yardımı) cemaat ile beraberdir.”
Cemaat deyince ne anlaşılır? İnsanların birlik ve beraberliği. Evet, gerçekten Nebîler sultânı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmîzi 3022, Ahmed bin Hanbel Müsned 16042, Hakim Müstedrek, İbni Hibban.
"…Size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum:
Dinlemeyi, İtaat etmeyi, Cihad etmeyi, Hicret etmeyi ve Cemaat olmayı.
Kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, Andolsun ki, İslam bağını boynundan çıkarmış olur. Ancak cemaate tekrar dönerse bu müstesna.
Kim cahiliye davasını iddia ederse (cahiliye sistemlerini müdafaa ederse) kuşkusuz ki o, cehennemlik kimselerdendir.
Bunun üzerine bir adam:
−Ey Allah’ın Resûl'ü bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da aynı mıdır? diye sordu.
nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu:
−"Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır. Siz, Allah’ın davasına, Allah’a davet ediniz! Çünkü Allah, size Müslümanlar, mü’minler ve Allah’ın kulları diye isimlendirmiştir."
İşte 14 asır evvel onlar cemaat oldular, birbirleri için hayatlarını feda ettiler. En çokça Efendimiz’in sohbetlerinde zikrettiği bir olay vardır. Dün o kardeşimizin anne ile çocuk arasındaki hikayesinde vaaz edilen gibi aslında üst seviyede Allahû Tealâ bu konuyu dile getiriyor. Savaş meydanında Hz. Ömer’in su isteyen şehit olmak üzere olan kişilerin su istedikleri zaman mataradaki suyu şehit olmak üzere olan kişiye uzattığı zaman bir başkası su diyor. Birinci kişi diğer kardeşini kendinden öne geçirerek ona verir, "Onun benden daha fazla ihtiyacı var." der. “Onun benden daha fazla ihtiyacı var.” der. İkinci kişi de tam suyu almak üzereyken üçüncü bir kişi “su” der. O da hakkını diğer kardeşine verir. Efendimiz’in ifadesiyle sevgi nedir? Sevgi fedakârlıktır.
İşte dünyayı terk etmek üzere olan bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey nedir? Bir yudum sudur. O noktada bile kardeşini kendinden öne geçiren olmak. İşte sahâbe bunu yaşamıştır. Dikkat ederseniz biz insanlar normal standartlarda bir şeyler söyleyip, yaşayabiliyoruz. Ama konu böyle sıkıntıya geldiği zaman, hele hele bu bir hayati öneme haiz ise zaman zaman kendimizi düşünmekten başka bir çaremiz olmuyor. Ama orada bile sahâbe ne yapmıştır? Kendinden vazgeçmiş, kardeşini tercih etmiştir.
İşte hepimizin vazifesi ne? Yanı başımızdaki kardeşimizi kendimizden öne geçirmek. Öne geçirdiğimiz zaman biz mutlu oluruz. Sevgili kardeşlerim, kanun şu: Mutlu et, mutlu ol. İşte o kadar herşey güzel ki; tarifi gayrî mümkünsüz. Allah hepinizden razı olsun. Hepiniz geldiniz, bizi mutlu ettiniz. Gerçekten sizinle birlikte olmak o kadar güzel ki tarifi gayrî mümkünsüz. İyi ki varsınız. Sizi çok ama çok seviyoruz kalbimizden. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in başka bir hadîsi:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: C. Sağir.
“Dünya malını ehline terk ediniz. Zira ondan, ihtiyacından fazlasını alan kimse, şuursuzca kendini helâk etmiş olur.”
Dünyevileşen insanların tabiî o mutluluktan nasipdar olması mümkün değil.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: R. Nasıhî.
“Dünyayı ahirete tercih eden, üç şeye maruz kalır.
1. Üzüntüsü hiç eksilmez.
2. Zenginlikteki refahı göremez, hep fakirlik sıkıntısı çeker.
3. Doymayan bir hırsa tutulup öyle meşgul olur ki, hiçbir zaman boş vakti bulunmaz.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebu Nuaym el-Hilye, 3/194.
“Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.”
Allah buyuruyor ki: “Kim benim içinse, ey dünya, sen onlar için çalış. Kim senin içinse, sen de onları çalıştır.” Öyleyse sevgili kardeşlerim, başında dünyayı taşıyanlar dünya için köle olanlardır. Ama Rabbimizin ni’metini taşıyanlar dünya onlar için çalışıyor. Öyleyse hiç unutmayın: Bütün dünya sizin için, sizin mutluluğunuz için, sizin saadetiniz için, Allah herşeye kaadirdir."