Muhterem Hocam, İbrâhîm Suresinin 22. âyet-i kerimesine göre şeytan: “Beni suçlamayın, nefsinizi suçlayın.” diyor. Nefsimiz bize yetiyorsa Allah neden şeytanı yarattı?

Soru

Muhterem Hocam, İbrâhîm Suresinin 22. âyet-i kerimesine göre şeytan: “Beni suçlamayın, nefsinizi suçlayın.” diyor. Nefsimiz bize yetiyorsa Allah neden şeytanı yarattı?

Cevap

Nefsin afetleri var ama aktif olabilmesi için mutlaka dıştan bir tesirin olması lâzım. Meselâ Allah’a ulaşma dileği. Aslında Allah’a ulaşma dileğini bize kim getiriyor? Kim söyleyecek? Resûl. Allah’ın katından hidâyetçiler geliyor:

“Siz ve şeytan birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin. Benden size hidâyet gelecek. Kim hidâyete tabi olursa…”

Diyelim ki Resûl gelmiyor, tebliğ kendisine ulaşmıyor. Resûl gelmediği zaman, tebliğ kendisine ulaşmadığı zaman o kişi dalâlette midir, fıskta mıdır, zulümde midir, fitnede midir? Bütün negatif şartların sahibi. Ama Allahû Tealâ kesinlikle yarattığı mahlûkatını bu halde bırakmaz. Allah’ın katından hidâyetçiler gönderiyor. Çünkü Allah insanı çok seviyor ve sevdiği mahlûk olan insanın mutlu olmasını istiyor. Onun için katından hidâyetçiler gönderir. Hidâyetçi gelir gelmez, ona tebliğe başladığı zaman hemen yanı başına kim gidiyor? Şeytan gidiyor.

Meselâ Arâf 16-17’de: “Beni azdırmana yemin ederim, Senin Sıratı Mustakîm'ine oturacağım. Sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından gireceğim, hepsini saptıracağım. Bunların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” diyor mu, demiyor mu?

7/ARÂF-16 Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme). (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

7/ARÂF-17 Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne). Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

O zaman Resûl geldiği zaman bu davette bulunuyor ve diyor ki: “Allah’a ulaşmayı dileyin, şükredenlerden olun.”

İnsan Allah’ın katına neyle çıkıyor? Şükürle çıkıyor. Ama hamd, şükrün anahtarıdır. Dolayısıyla mürşid devreye gelir gelmez, daveti verdiği zaman, tebliğe başladığı zaman şeytan da hemen devreye giriyor ve diyor ki: “Bu yalandır.” Meselâ Efendimiz, Allah’ın kendisine verdiği vazife tahtında herkesi Allah’a davet etti. “Allah’a ulaşmayı dileyin.” dedi. İblis (şeytan) ve avanesi (tâğut) neye girdi? “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. Ancak ölümle insan ruha ulaşır. Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşması diye bir şey yoktur. Böyle bir şey yok.” dediler. İşte o zaman dışarıdan nasıl çobana destek veren Allah’ın katından Resûl geliyorsa, kurda da kim yardım ediyor? Şeytan.

Nefs bir kurt, imam bir çobansa Allah’ın katından: “Ruhunuzu Allah’a ulaştırın, bu güzellikleri yaşayın.” diyen Devrin İmamı, Allah’ın Resûl'ü, velî mürşidler, velî resûller. Ama bu devreye girdiği zaman hemen şeytan ne yapıyor? Şeytan da devreye giriyor ve nefsin afetlerine tesir etmek suretiyle ne diyor ona? Ona: “Hayır, ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür.”

Burada serbest irade sahibi kişiye ne düşüyor? Vazife olarak ne düşüyor? Serbest irade sahibi kişi, şeytanın da sözünü birisinden duyacaktır, Allah’ın davetini de duyacaktır. Vazifesi nedir? Akıl sahibi ise bu söylenenleri neyle karşılaştırması lâzım? Kur’ân'la. Aklını kullananlar kendilerine söylenenleri neyle karşılaştıranlardır? Kur’ân’la. Çünkü Kur’ân furkan’dır. Kur’ân Allah’ın kelâmıdır. Kur’ân furkan’dır. İşte İbrâhîm Suresi bu açıdan onu ifade ediyor: “Beni kınamayın. (Kimi kınayın?) Nefsinizi kınayın.”

14/İBRÂHÎM-22 Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun). Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”

Şimdi nefsin galip olduğu kişiler kimlerdir? Nefsin galip olduğu kişiler Kur’ân’ı dikkate almayanlardır. Kur’ân’ı bir furkan olarak dikkate alırsa, incelerse, meselâ şu anda Efendimiz diyor ki: “Sizin vazifeniz bizim söylediklerimizi tahkik etmeniz, Kur’ân’la karşılaştırmanız.”

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 7 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma9