Muhterem Hocam, ilim öğrenmek için mutlaka âlimlere ihtiyaç var mıdır?

Soru

Muhterem Hocam, ilim öğrenmek için mutlaka âlimlere ihtiyaç var mıdır?

Cevap

Tabiî ki âlim, Allahû Tealâ'nın mürşidleri olduğu zaman söz konusu. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) iki çeşit âlimden bahsediyor. Bir tanesi diyor, şu özelliğe sahip olan âlimlerle beraber olun: "Sizi riyadan ihlâsa, kibirden tevazuya, düşmanlıktan nasihate, şüpheden yakîne ve dünyaya rağbetten zühde çağıranlarla beraber olun."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Deylemî, El-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hitâb, c. 6, s. 56/7449 (Beyrut);

Ramûze’l-Ehadîs, c. 2, s. 463/3.;I. Gazâlî, İhyâu Ulûmiddîn,I cilt, sh. 154.

“Her âlimle değil, sizi beş şeyden sakındırıp, beş şeye çağıran âlimle oturunuz.

-Riyadan ihlâsa,

-Kibirden tevazuya,

-Düşmanlıktan nasihate,

-Şüpheden yakîne,

-Dünyaya rağbetten zühde.”

Yani "Her âlimle değil, sizi beş şeyden sakındırıp beş şeye çağıran âlimle oturunuz." Dolayısıyla bu bahsettikleri riya, kibir, haset ve düşmanlık, hırs ve şehvet, benzeri şeyler hepsi nefsin afetleridir. Ama diğeri de ruhun hasletleri söz konusu. Yani sizi nefsin afetlerinden sakındırıp ruhun talebi istikametinde tercih eden kişilerle beraber olun ki Allahû Tealâ her devirde ardı arkası kesilmeksizin Allah'ın velî resûllerinden bahsediyor. En'âm 48'de: “Biz resûllerimizi müjdeleyici, uyarıcı olarak gönderiyoruz.”

6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

Örneğin resûl kim için uyarıcıdır? Riya sahibi, kibir sahibi, düşmanlık sahibi, şüphe eden, dünyaya rağbet eden kişiler için uyarıcıdır. Ama kimler için müjdecidir? İhlâs sahibi, tevazu sahibi, nasihat eden, yakîn sahibi ve zühd sahibi kişiler için de müjdecidir. O zaman bu muhtevadan olaya baktığımız zaman ne görüyoruz? Mulk Suresinin 8, 9, 10. âyet-i kerimesinde cehennemlikler cehennemin kapılarından girdiklerinde cehennem bekçileri sual soruyorlar: “Size yaşadığınız dönemde Allah'ın nezirleri gelmedi mi?” “Onlar geldi.” diyorlar, “Ama biz onları yalanladık. Allah bir şey indirmemiştir. Siz de dalâlettesiniz.” diyorlar.

67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Ama itiraf ediyorlar: "İşitseydik ve akletseydik bu gün cehennemde olmazdık." Bir insanın işiten, akıl edenlerden olabilmesi mutlaka Allah'a ulaşmayı dilemesi gerekir. İşte Allah'a ulaşmayı dilemeyenler onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Sağırlardır, işitmeyenlerdir; dilsizdirler, akıl etmeyenlerdir; kördürler, mürşidi görmeyenler. Sağır, dilsiz, kördürler. Ama “Eğer onları işitseydik, akıl etseydik”, yani Allah'a ulaşmayı dileseydik, “Bugün cehennemde olmazdık.” diyor.

Her devirde Ahzâb Suresinin 67-68. âyet-i kerimesinde belirtilen kübera ve sâdatlar insanları ateşe davet ediyorlar.

33/AHZÂB-67 Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnâs sebîl(sebîlâ).

Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi’nden) saptırdılar.”

33/AHZÂB-68 Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren).

“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.”

Ama nasıl insanları ateşe çağıran imamlar varsa Allah'a çağıran imamlar da var. Bütün nebî resûller yaşadıkları dönemde Allah'a çağıran imamlardı. Onların olmadığı dönemlerde velî resûllerden bir tanesini Allahû Tealâ Allah'a çağıran imam olarak zikrediyor Secde 24'te.

O hâlde Allah Resûlü Peygamber Efendimiz (S.A.V), “Ben ve bana tâbi olanlar görerek Allah'a davet ettim.” diyor. Allah'a çağıran imamlar ve ateşe çağıran imamlar. Allah'a çağıran imamlar Enbiyâ 73, Secde 24. Ateşe çağıran imamlar da Kasas 41.

Kötülüğün öğretilmesinde, iyiliğin öğretilmesinde de her devirde öğrenenler ve öğretenler var olmuştur. Söz konusu olan Allah ile ilişkilerimizde ilim ise bunun ancak Allah'a ulaşmayı dilediğimiz zaman başladığını görürüz.

Bu noktadan evvel kişi sadece tebliğe muhataptır; öğreten de öğrenen de değildir. İrşad makamı herkese yaptığı tebliği ona da yapmıştır. Ama eğer kişi emrin mânâsını algılayabilirse Allah'a ulaşmayı dileyecektir. Dilediği andan itibaren kendisinde olan değişiklikler dolayısıyla öğrenim başlayacaktır.

Ondan evvel öğrendiği herşey öğrenimin esasını teşkil etmeyen bir ilimdir. Yani Allah'la ilişkiler açısından faydasız ilimdir. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde: “Faydasız ilimden Allah'a sığınırım. Faydasız ilimden, yükseltmeyen amelden, kabul olmayan duadan, doymayan nefsten sana sığınırım ya Rabbi.”

“En hayırlınız Kur'ân-ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir.” Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 13 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20265 dk okuma0