Muhterem Hocam, îmânın artıp eksilmesi, tahkikî, taklidî îmân, îmânın önemi hakkında bilgi verir misiniz? Zayıf ya da güçlü îmân olur mu? Biz bunu nasıl anlarız?
Soru
Muhterem Hocam, îmânın artıp eksilmesi, tahkikî, taklidî îmân, îmânın önemi hakkında bilgi verir misiniz? Zayıf ya da güçlü îmân olur mu? Biz bunu nasıl anlarız?
Cevap
Îmânın artması da var, eksilmesi de var. Kişi Allah’a ulaşmayı diliyor ama mürşidine tâbî olduğu zaman kalbine îmân yazılan, îmânı artan birisi oluyor. Tam tersi, îmânın eksilmesi ise Nahl-106, 107’de; fıska düştüğü zaman gerçekleşiyor.
16/NAHL-106: Men kefere billâhi min ba’di îmânihî illâ men ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil îmâni ve lâkin men şeraha bil kufri sadran fe aleyhim gadabun minallâh(minallâhi), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç, fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah’ı inkâr ederse ve kim küfre göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah’tan bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır.
16/NAHL-107: Zâlike bi ennehumustehebbûl hayâted dunyâ alâl âhırati ve ennallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
İşte bu, onların dünya hayatını, ahiret hayatına göre daha çok sevmeleri ve Allah’ın, kâfir kavmi hidayete erdirmemesi sebebiyledir.
Cezbe, tahkikî îmânın başlangıcıdır. Taklidî îmânda insanlar evvelkilerden neyi görmüşse onun tekrarını yapar. Zayıf ya da güçlü îmâna gelince; zikreden kişinin iradesi devamlı güçleniyor, güçlü îmânın sahibi oluyor. Ama zikirden yüz çevirdiği zaman kalbi her geçen gün biraz daha kararıyor. Allah razı olsun.