Muhterem Hocam, İnsan, dini kendine göre yorumlama özgürlüğüne sahip midir? Bu konuda doğru olan nedir, açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, İnsan, dini kendine göre yorumlama özgürlüğüne sahip midir? Bu konuda doğru olan nedir, açıklar mısınız?
Cevap
Hayır sevgili kardeşlerim. İnsan, dini kendine göre yorumlama özgürlüğüne sahip değildir. Bunun bir neticesi olarak Allahû Tealâ, ardı arkası kesilmeksizin her kavmin içerisinde vazifeli velî resûller tayin ediyor. Hz. Âdem (A.S)’dan başlayan, kıyâmete kadar, aynı lisânı konuşan hiçbir kavim yoktur ki o kavmin içerisinde o kavmin ana lisanıyla Allahû Tealâ velî resûller tayin etmiş olmasın. Velî resûl ne demektir? Allahû Tealâ, Şûrâ Sûresi 51. âyette:
42/ŞÛRÂ-51 Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).
Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
Öyleyse her resûle, Allahû Tealâ tarafından kendisine vahyediliyor. Allah’ın vahyi yorum değildir; hakikatin ta kendisidir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim, muhatabı olan insanları kalp yapısı itibariyle üç gruba ayırır. Âli İmrân Sûresi 7. âyette
3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
Kalbinde zeyg olanlar (eğrilik olanlar): Bunlar âyetleri kendilerine göre yorumlayarak insanlar arasında fitne yayarlar. Râsihûn olanlar ise Kur’ân-ı Kerim’i (te’vil etmeye) tezekkür edemezler, muhkem ve müteşâbih âyetlerin hepsinin Allah’tan olduğunu söylerler. Ama Ulûl’elbab hariçtir. Peki ulûl’elbab kimdir? Ulûl’elbab, kalbi 7 kademede müzeyyen olan kimsedir. Evvela kalp gözü açılmıştır, kalp kulağı açılmıştır. Hayrın sahibidir: 24 saat zikirdedir ve 19 faziletin sahibidir.
Bu 4 vasıf şartına ilaveten 3 tane de sonuç şartı vardır:
Ehli hayırdır; devamlı zikrettiği için artık ondan şerr sâdır olması mümkün değildir.
Ehli hükümdür: ihtilaflı konuları Allah’tan aldığı hükümle adaletle çözer.
Ve ehli hikmettir: Kur’ân’ın hangi âyetine bakarsa baksın, onu ya bilir ya da önüne ve arkasına bakmak suretiyle sonuca ulaşır.
Olmadığı takdirde ehli tezekkür olduğu için Allah’tan sorarak öğrenir.
Bu sebeple nebîler Sultanı, Peygamber Efendimiz (S.A.V), Mehdi (A.S)’dan bahsederken buyurur ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tabarani ve Ebu Nuaymdan, el-Muttaki vr.84b; İbn Asakirden, Suyuti C,II s, 67.
“Dünya hercümerc içinde kaldığında, fitneler zuhur edip yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğüne merhamet etmeyip, büyüğe vakarlı davranmadığında, Allahû Tealâ onlardan adavetin kökünü kazıyarak, dalâlet kalesini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümde olan dünyayı adaletle dolduracak olan birini (MEHDİ A.S’ı) gönderecektir.”
Öyleyse Mehdi (A.S) hem hidayete erdirendir, hem dini ayakta tutandır, hem de zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak olandır. Bu açıdan bakıldığında görüyoruz ki, Allahû Tealâ, dinin yegâne kaynağı olan Kur’ân-ı Kerim’i insanların âyetleri kendilerine göre yorumlama özgürlüğüne bırakmamıştır. Mutlaka insanları başıboş bırakmayan Allahû Tealâ, resûller göndermek suretiyle hükmünü onlara tebliğ etmiştir (bildirmiştir). Yûnus Sûresi 39. âyet-i kerîmesinde:
10/YÛNUS-39 Bel kezzebû bimâ lem yuhîtû bi ilmihî ve lemmâ ye'tihim te'vîluhu, kezâlike kezzebellezîne min kablihim fanzur keyfe kâne âkibetuz zâlimîn(zâlimîne).
Hayır onlara tevîl gelmedikçe (gelmediği için) ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar. Bunun gibi ondan öncekiler de yalanladılar. Artık bak, zalimlerin akıbeti (sonu) nasıl oldu.
Allah’ın Resûl'ü, Allah’tan aldığı açıklamayla insanlara te'vil ediyor ve tebliğ ediyor. Fakat onlara te’vil gelmediği için, ilmini kavrayamadıkları şeyleri yalanlarlar. Muhterem Efendimiz buyuruyor ki:
“Bizim sahip olduğumuz ilim sizde yok. Siz de doğal olarak yalanlıyorsunuz. Fakat bir şeyi unutuyorsunuz: Allahû Tealâ size akıl vermiş ve emirlerini göndermiştir. Resûlün söyledikleriyle âyetler uyuşuyor mu, uyuşmuyor mu, bunu araştırmak ve aklı kullanmak zorundasınız.”
Aklını kullanmayanlara, Allahû Tealâ’nın hükmü gereğince azap vardır. İşte âyet-i kerîmede de Allahû Tealâ bunu bildirir. O faydasız ilim sahiplerine te'vil gelmiyor ve Muhterem Efendimizin söylediklerini kavramamıyorlar. İlmini kavrayamadıkları şeyi yalanlıyorlar. Bunun en güzel açıklamasını Allahû Tealâ Mulk Suresi 8, 9 ve 10. âyetlerde veriyor.
67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Allah razı olsun.