Muhterem Hocam, insanlarda ve özellikle bende görüyorum ki aile dışındakilerle ilişkilerimizde gösterdiğimiz güzel davranış biçimlerini aile içinde gösteremiyoruz. Ailemize karşı d
Soru
Muhterem Hocam, insanlarda ve özellikle bende görüyorum ki aile dışındakilerle ilişkilerimizde gösterdiğimiz güzel davranış biçimlerini aile içinde gösteremiyoruz. Ailemize karşı da güzel davranışı sergilemenin önemini açıklayabilir misiniz?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, davranış biçimleri açısından özellikle Allah için olmak, başkaları için yaşamaktır ve sosyal bir mahlûk olan insanın diğer insanlarla birlikteliğinde karşımıza hep hak ve ödevler çıkıyor.
Mutluluk bizim hakkımız ama bu hakka ulaşmak mutlaka vazifemizi yerine getirmek. Hak ve vazife. Vazifemizi yerine getirmemiz lâzım. İşte burada 3 tür davranış biçimi karşımıza çıkıyor: Kısas, af ve kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek. Herşeyden evvel kısası hâkimlerin eliyle yerine getirirler.
Bakara-179’da:
BAKARA-179: Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey ulûl elbab! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.
Yani kısası sizin için kim yerine getirebilir? 2 ihtilaflı, bir konuda kendisine müracaat ettiğinde o, adaleti yerine getirmekle vazifeli. Ama 3. şahıslar yoksa ikili ilişkilerde A daima B’den yana olmak durumunda. A, B’nin haklı sebeplerini araştırıp bulacak ve kendisinin haksız sebeplerini. Öyle olunca devamlı A, B’den özür dileyen ve bir daha o hatayı yapmayacağına ona söz veren kişi. Ama B de aynı şekilde A’nın %100 haklı olduğunu, kendisinin haksız olduğunu, kendisinin özür dilemesi lâzım geldiğini ifade ediyor.
Öyle olunca Allah için olmak, başkaları için yaşamak. Böyle olunca da herkesin birbirini affettiği, birbiri için güzellikleri yaşadığı noktasına ulaşıyoruz. Böylesi bir toplumda kavga, husumet, düşmanlık olmaz. Herkes huzuru ve mutluluğu yaşar. İşte aile fertleri arasında da aynı durumun söz konusu olması lâzım. Örneğin Tahrîm-6’da Allahû Tealâ anne babalara hitap ediyor:
66/TAHRÎM-6: Yâ eyyuhâllezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhân nâsu vel hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûne.
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) melekler vardır. Allah’ın onlara emrettiği şeyde, Allah’a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.
Onların Allah’a ulaşmayı diledikten sonra çocuklarına da bu dileği, daveti yapmaları lâzım. Tersi bir anne baba da olabilir mi? Evet. Kendisi ulaşmayı dilemiyor ve çocuklarına da şirki emrediyor: “Siz de dilemeyin.” Öyleyse bir aile düşünün. Anne baba Allah’a ulaşmayı dilemiş, çocuklarını da Allah’a davet ediyor. Onların da dilemesine vesile oluyor. Böyle bir aile mutlu, huzurlu bir ailedir. Ama öbür taraftan kendisi dilemeyen, başkasının dilemesine mani olan bir durum söz konusu. Bu da çocuklarına şirki emrediyor. Nitekim Lokmân Suresinin 15. âyet-i kerimesinde:
31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.
Allah hangi anne babaya itaat etmemizi istiyor din noktasında? Allah’ın emrine itaat edenlere. Öyleyse evvela anne babalar dini yaşayacak ve çocuklarına da öğretecek. Herkesin hak ve vazife tahtında mutlu olma hakkına sahip olduğunu ama vazifesini yapması halinde ancak buna ulaşabileceğini, o sorumluluğu yerine getirebileceğini bilmesi lâzım. Allah razı olsun.