Muhterem Hocam, insanları depresyona sokmak için herşeyi yapıp onları o hale getirenlerin hiç suçu yok mu?
Soru
Muhterem Hocam, insanları depresyona sokmak için herşeyi yapıp onları o hale getirenlerin hiç suçu yok mu?
Cevap
Sevgili kardeşim, biz burada suçlu aramıyoruz. Geçmişte Allahû Teâlâ, serî’ul hisab olarak hesabı görüyor. El Hakk esmasıyla her an adaleti gerçekleştiriyor. Tasavvuf yaşayan kişiler için bu dünyada hakkı almak, intikam almak tercihimiz olmamalı.
Allahû Teâlâ'nın ahiret ve dünya saadetine ulaşmamız için davranış biçimleri açısından 2 davranış biçimini bize öğütlüyor. Birisi af, diğeri kötülüğe karşı hayırla mukabele etme. Nasıl Allah serîül’ hisab olarak anında hesabı görüyor, adaleti gerçekleştiriyorsa biz de Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanan birisi olmak istiyorsak bize de hangi davranış biçimi gelirse gelsin onlardan yana davranmamızı, onları affetmemizi Allahû Teâlâ bize öğüt veriyor.
İkinci davranış biçimi de kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek. Allahû Teâlâ'nın insanlar için tayin ettiği hedefi bu. Yani her zaman, her olayda pusulamız mutluluk olmalı. Şimdi pusula mutluluksa o zaman başka insanlarla olan ilişkimizde affetmek 2 şekilde bize kazandırıyor: Birisi, karşı taraf bize zulmederek o derecat kaybediyor, biz derecat kazanıyoruz. İkincisi, onu affetmekle de bir kere daha kazanıyoruz. Allahû Teâlâ daima kazanan taraf olmamızı istiyor.
Bütün kâinat Allah'ın bir üniversitesi. Allah'ın üniversitesinde herkes öğrencidir. Allahû Teâlâ Hadîd Suresinin 25. âyet-i kerimesinde bu Allah'ın üniversitesindeki müfredat programını Allah'ın kutsal kitapları olarak açıklıyor ve bu kutsal kitapları bizlere açıklayan Allah'ın mürşidleri, resûlleri var.
Onlarla birlikte, kitapla birlikte mizanı da indiriyor. Allahû Teâlâ buyuruyor:
57/HADÎD-25 Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).
Andolsun ki resûllerimizi beyyinelerle (açık delillerle, ispat vasıtaları ile) gönderdik. Ve onlar ile beraber kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar arasında adaletle hükmetsinler diye. Ve içinde kuvvetli sertlik bulunan demiri indirdik. Ve onda insanlar için pek çok menfaatler (faydalar) vardır. Ve (bu), gaybda (görmeden) kendisine ve resûllerine yardım edecek olan kimseleri, Allah’ın bilmesi (belli etmesi) içindir. Muhakkak ki Allah; Kavî’dir (güçlüdür, kuvvetlidir), Azîz’dir.
Şimdi kesinlikle Allah'ın mutlak adaleti Allah'ın resûlleri tarafından gerçekleştiriliyor. Ama yapageldiğimiz hangi olay olursa olsun mizanda derecat karşılığı var. Allahû Teâlâ En'âm Suresinin 132. âyet-i kerimesinde diyor ki: "Herkes için yaptıklarından dolayı dereceler vardır."
6/ENÂM-132 Ve li kullin deracâtun mimmâ amilû, ve mâ rabbuke bi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve herkes için yaptıklarından dolayı dereceler vardır. Ve senin Rabbin, onların yaptıkları şeylerden gâfil değildir.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allahû Teâlâ'nın emirleri var, yasakları var. Bu emirlere itaat eden, yasaklara uyanların kazandığı pozitif dereceler var. Bu emirlere isyan eden, yasaklara uymayanların, yasakları çiğneyenlerin kaybettiği dereceler var. Allahû Teâlâ her saniye, her an insanları bu kazandığı ve kaybettiği dereceler üzerinden değerlendiriyor ve onların bu dizayn içerisinde ya mutluluğu ya mutsuzluğu yaşadıkları bir vakıa.
Öyleyse insanları depresyona sokmak için depresyona sokan başka insanlar değil; insanın kendisi, nefsinin afetlerine uyması hasebiyle oluşturduğu birikim. İnsan sosyal bir varlıktır, başka insanlarla birlikte yaşıyor ve intikamını alamazsa kin oluşuyor. Nefretin vücuttaki yerleşmiş hâli kin, strese sebep oluyor, stres de depresyona.
Ama bütün bunlar, o kişinin Kur'ân-ı Kerîm'e göre yaşamını sürdürmemesi sebebiyle ulaştığı sonuçlardır. Bu durumda da biz suçlu aramıyoruz. Yunus'un tabiriyle “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldik.” Biz etraftaki herkesi sevmeliyiz, affetmeliyiz ve kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeliyiz.