Muhterem Hocam, insanları dinin esaslarını yerine getirmeleri için zorlamak doğru mudur?

Soru

Muhterem Hocam, insanları dinin esaslarını yerine getirmeleri için zorlamak doğru mudur?

Cevap

Hayır değildir. Çünkü serbest irade sahibi bir insan söz konusudur. Eğer Allah insana cüz’î irade vermiş de o cüz’î iradeyi kullanmak istikametinde insanı zorluyorsa o zaman bunun bir manası kalmaz. Dinde zorlama yok.

DİNDE ZORLAMA YOK

1. BAKARA – 256: Dinde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidâyet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır.

2. YÛNUS – 99: Ve şâyet senin Rabbin dileseydi, yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları mü’min oluncaya kadar zorlayacak mısın?

3. KÂF – 45: Onların ne söylediklerini en iyi Biz biliriz. Ve sen onların üzerine cabbar (zorlayıcı) değilsin. Öyleyse Benim vaadimden (vaadettiğim cezadan, azaptan) korkanları Kur’ân ile îkâz et.

4. GAŞİYE – 21: Artık zikret (hatırlat), sen sadece müzekkirsin (hatırlatıcısın).

5. GAŞİYE – 22: Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.

İşte âyet-i kerimeler; irşat yolu, hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol; gayy yolundan, dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan açıkça ayrılıp ortaya çıkmıştır.

2/Bakara 256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).

Dinde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.

Yunus 99’da: “Şayet Rabbin dileseydi yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca iman ederdi. Yoksa insanları mü’min oluncaya kadar zorlayacak mısın?”

10/Yûnus 99: Ve lev şâe rabbuke le âmene men fîl ardı kulluhum cemîâ(cemîân), e fe ente tukrihun nâse hattâ yekûnu mu’minîn(mu’minîne).

Ve şâyet senin Rabbin dileseydi, yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları mü’min(ler) oluncaya kadar zorlayacak mısın?

Kehf 45’te: “Onların ne söylediklerini en iyi bilen Rabbindir. Sen onların üzerine bir zorlayıcı değilsin. Öyleyse Benim vaadimden, vaadettiğim cezadan, azaptan korkanlara Kur'ân’la öğüt ver.”

18/Kehf 45: Vadrıb lehum meselel hayâtid dunyâ ke mâin enzelnâhu mines semâi fahteleta bihî nebâtul ardı fe asbeha heşîmen tezrûhur riyâhu, ve kânallâhu alâ kulli şey'in muktedirâ(muktediran).

Onlara dünya hayatını örnek ver ki; o, semadan indirdiğimiz su gibidir. Yeryüzünün nebatları (bitkileri), onunla karıştı (yeşerdi, büyüdü). Sonra da kuruyup, ufalandı ki rüzgâr, onu savurur. Ve Allah, herşeye muktedir olandır (gücü yetendir).

İnsanlar emirlere itaat etmedikleri takdirde devamlı derecat kaybederler, yasakları çiğnedikleri takdirde devamlı derecat kaybederler. Doğal olarak bu kaybettikleri dereceler kazandığı dereceden fazlaysa o zaman gidecekleri yerin cehennem olduğunu Allahû Teâlâ bildiriyor.

Gâşiye 21’de: “Sen sadece hatırlatıcısın. Hatırlat. Sen onlar üzerinde bir zorlayıcı değilsin.”

88/Gâşiye 21: Fe zekkir innemâ ente muzekkirun.

Artık zikret (hatırlat), sen sadece müzekkirsin (hatırlatıcısın).

88/Gâşiye 22: Leste aleyhim bi musaytır(musaytırın).

Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.

Görüyoruz ki hiçbir noktada dinde zorlama yok. Yani nedir o? Namaz kılmasa zorlama yok. Zikretmese zorlama yok. Fakat ferdin Allahû Teâlâ’nın kendisine tanıdığı özgürlük, serbest cüz’î irade olayı bir başkasının sahasına müdahale ettiği zaman orada farklı bir olay devreye giriyor.

Allah beni tebliğci olarak gönderdi, zorlayıcı olarak göndermedi. Evet kesinlikle tebliğ var ama zorlama yok.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 66; Müslim, Talâk, 35.

“Allah beni tebliğci olarak gönderdi; zorlayıcı olarak göndermedi."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Birr 87.

“Ben ancak rahmet olarak gönderildim, lânetçi olarak gönderilmedim.”

Allah ile insan arasındaki ilişkilerde hiç kimse, kimseyi zorlama yetkisinin sahibi değildir. Yapılan uygulama eğer Allah'ın emirlerine aykırıysa, bu İslam'ı içermez. Allahû Tealâ Kur'ân'da vaaz ettiği emirlerini bildirir ve bizden karar vermemizi bekler. Onları dilersek yaparız, dilersek yapmayız. Allahû Tealâ kimseye telkinde bulunup da onları emirleri yapmak istikametinde zorlayıcı bir hedefe yönlendirmez. Kimsenin de başkalarını zorlamasına müsaade etmez.

Bir kıssada, padişahın oğlu olan şehzadeye Allah'ın emirlerini yerine getirmesi istikametinde nasihatte bulunuluyor. Tıpkı Peygamber Efendimizin (S.A.V): “Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir.” buyurduğu gibi...

“Kimler için nasihat?”

Allah için, Allah'ın kitabı olan Kur'an için, Resuller için, mürşitler için ve bütün Müslümanlar için.

İşte bütün Müslümanların içerisinde padişahın oğluna da Allah'ın emirlerini yerine getirmesi istikametinde telkinde bulunuluyor.

O da diyor ki:“Her koyun kendi bacağından asılır...”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Îmân, 1, 74.

“Din nasihattir.”

Sahabe: “Kimin için nasihattir?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) :

“Allah, Kitabı, Resûlü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattir.”

İnsan sosyal bir varlıktır, başka insanlarla birlikte yaşar. Eğer Allah’a karşı vazifelerini yerine getirmediği takdirde otomatikman etrafındaki insanlara rahatsızlık verir. Yani başkasının sahasına girerek onlara yanlış davranışlarda bulunur. O zaman Allahû Teâlâ müdahale eder.

Çünkü küfür devam eder ama zulüm devam etmez. İnsanla Allah arasındaki ilişkide o kişi inanabilir, inanmayabilir. Allahû Teâlâ onu serbest iradeyle yaratmış. Ama bir başkasının sahasına girdiği zaman Allahû Teâlâ’nın mutlak surette cezayı devreye koyduğunu görüyoruz.

Hepimiz sosyal bir varlık olarak başkalarına karşı vazifelerimizi de yerine getirmek durumundayız. Bu bizi Allah’ın emirlerini yapmaya götürüyor. Etrafındaki insanlara rahatsızlık verenler Allah'ın emirlerini yerine getirmeyendir. Yerine getirenler etrafındaki insanlarla uyum içinde, dostluk içerisinde yaşayanlardır.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20265 dk okuma2