Muhterem Hocam, insanların Allah’a meyletmesini sağlayan unsur nedir?
Soru
Muhterem Hocam, insanların Allah’a meyletmesini sağlayan unsur nedir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, doğar doğmaz herkesin etrafında, hayata geldiği andan itibaren bir sürü olaylar cereyan eder. Bu olayların oluşması insanlara gerekli dersleri aldırabilecek şekilde Allahû Tealâ tarafından tayin edilir. Herkes Allah’ın, Kâinat Üniversitesi’nde gözlerini açıyor. Ve Allah’ın Kâinat Üniversitesi’nde hayata başlayan herkes olaylarla ders alıyor.
Her olayın insana verdiği ilhamlar ya da onun müktesebatında oluşturduğu sonuçlar, tesirler, izlenimler o kişiyi ya Allah’ın istikametine yöneltir ya da ters istikamette yöneltir. Yani meyli doğuran unsur, bu izlenimlerden kişinin düşünce statüsüne göre çıkardığı sonuçtur. Orada biz ya Allah’a dönük bir meylin içindeyiz ya da şeytana dönük bir meylin içindeyiz.
Allahû Tealâ, Tevbe Suresinin 126. âyet-i kerimesinde:
9/TEVBE-126: E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).
Öyleyse yaşadığımız her olay bizim için bir imtihan. Bu olaylardan bir tanesini örnek verecek olursak, bir mal sahibinin arabası çalınıyor, üzülüyor. Öte yandan arabayı çalan hırsız da seviniyor. Mal sahibi üzülüyor, malı gasp eden hırsız seviniyor. Mal sahibi zarar ettiği için üzülüyor. Hırsız ise haybeden bir kâra ulaştığı için seviniyor.
Yani insan, olayları nefsin bakış açısıyla, kâr ve zarar ölçüsü içerisinde değerlendirebilir. Bir de Allah’ın ölçüsüyle değerlendirebilir. Allah’ın ölçüsüne göre derecat kazandıran herşey hayır, derecat kaybettiren herşey şerrdir.
Şimdi nefsin gözlükleriyle değerlendirecek olursak mal sahibi zarara uğramıştır, üzülüyor. Hırsız da onu gasp etmiştir, haybeden ona seviniyor. Ama mal sahibi derecat kazanmıştır. Hırsızın kaybettiği derecatı kazanmıştır. Hırsız da Allah’ın yasak ettiği bir fiili işlediği için derecat kaybetmiştir.
Allah’ın insanları yaratmaktaki hedefi mutluluktur. Şimdi mutluluk formülünü de verecek olursak:
Mutluluk = Hayır / Zaman
Allah bizden ne istiyor? Allah bizden daimî hayra ulaşmamızı istiyor. Daimî hayra ulaşabilmemiz ne ile mümkündür? Bizim başkasını mutlu etmemizle mümkündür. Başkasını mutlu ettiğimiz zaman derecat kazanıyoruz. Ama o başkası bizi mutlu ettiği zaman biz faydaya ulaşıyoruz, o derecat kazanıyor. Fakat başkası bize zulmettiği zaman onun kaybettiği derecatı biz kazanıyoruz.
Öyleyse mal sahibi derecat kazanmıştır arabasının çalınmasından dolayı. Yani hayra ulaşmıştır. Ama hırsız da derecat kaybetmiştir. Eğer mal sahibi, hırsızı affedebilirse o zaman bir kere daha derecat kazanacaktır. Yani kazandığını kaybetmeyecektir ve ona güzel bir davranışta bulunsa da o zaman derecat kazanacaktır.
Yani Allahû Tealâ bizden devamlı hayır işleyip hayır kazanmamızı istiyor.
Başkasının bize yaptığı kötülükler bize derecat kazandırıyor.
Bizim başkasına yaptığımız iyilikler bize derecat kazandırıyor.
Ama bizim başkasına yaptığımız kötülükler derecat kaybettiriyor.
O hâlde ne yapılması lâzım? Olaydan bu şekilde ders çıkartıp, mademki mutlu olmak istiyoruz, mademki Allah’ın bizler için hedefi de bu, o zaman hayır istikametinde bir meylin içinde olmamız lâzım.
İşte Bakara 256’da, dinde zorlama yok. Ama A’râf 146’da Allah’ın katından gelen irşadla vazifeli olanlar, âyetlerle insanları Allah’a davet ediyorlar. Daveti kabul etmeyenler, âyetlere inanmayanlar ve irşad yolunu benimsemeyenler, bunlar otomatikman gayy yoluna meylediyorlar.
2/BAKARA-256 Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
7/ARÂF-146 Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
Allah razı olsun.