"Muhterem Hocam, insanların cehenneme gitmesinde kaderin etkisi var mıdır?"

Soru

"Muhterem Hocam, insanların cehenneme gitmesinde kaderin etkisi var mıdır?"

Cevap

Hayır. Kader sebebiyle hiç kimse derecat kaybetmez. Kader, kişiye ya bir fayda ya bir hayır kazandırır. Kader sebebiyle cennete gitmek mümkündür ama kader sebebiyle hiç kimsenin cehenneme gitmesi mümkün değil. Bu kâinatta hiç kimse ama hiç kimse kader sebebiyle cehenneme gidemez. Allah onları hiçbir zaman cehenneme atmış olamaz. Yûnus Suresi 44. âyet-i kerimesinde:

10/YÛNUS-44 İnnallâhe lâ yazlimun nâse şey'en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn(yazlimûne).

Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.

Onlar kendi kaybettikleri dereceler ile cehenneme girebilirler. Onları cehenneme götüren asla başkaları değildir, sadece kendileridir. Resûller Hakk ile gelirler, insanlara Hakk'ı açıklarlar. Allah'a ulaşmayı dileyen herkes Resûl'ün söylediğinden haberdar olmuştur, haberdar olmasaydı dilemeyecekti. O sebeple Resûl'e tâbî olan şâkîlerden olmaz. Öte yandan tebliğin kendisine ulaşmadığı hiçbir insan yoktur. Eğer kişi Allah'a ulaşmayı dilemediyse o zaman onun kurtuluşu mümkün değil. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur'ân'ın kendisine indirildiği dönemde cahiliye dönemini yaşayan Arap kâbilelerine teker teker hitap ederek:

26/ŞUARÂ-214 Ve enzir aşîratekel akrabîn(akrebîne).

Ve en yakının olan aşiretini uyar.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6

Ebû Hureyre’den nakledilen bir Hadîs:

"Ey Abdüşemş oğulları! Ey Ka‘b İbni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez..."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Tefsîr, 26; Müslim, Îmân, 348–355; Ahmed, I, 281–307; İbn-i Sa‘d, I, 74, 200; Belâzürî, I, 119; Semîra ez-Zâydî, I, 357–359.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kureyş kabilesini Safâ Tepesi’ne davet etti ve şöyle hitap etti:

“Ey Kureyş cemâati! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek desem, bana inanır mısınız?”

Onlar da hiç düşünmeden:

“Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Seni hep doğru olarak bulduk. Senin yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.

Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisna bu tasdiki alan Peygamber Efendimiz (S.A.V) onlara şu ilahî hakikati bildirdi:

“O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah’a mülaki olmaya inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.

Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.

Ey Kureyş cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de diriltileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah’ın huzuruna varmanız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayır ve ibadetlerinizin mükâfatını, kötü işleyişlerinizin de şiddetli azabını göreceksiniz! Mükâfat ebedî cennettir, ceza da daimî bir cehennemdir.”

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 29 Ekim 2026Son güncelleme: 29 Ekim 20263 dk okuma0