Muhterem Hocam, insanların mutsuz olamsının sebebi hak ve vazifelerini unutması sebebiyle midir?

Soru

Muhterem Hocam, insanların mutsuz olamsının sebebi hak ve vazifelerini unutması sebebiyle midir?

Cevap

Kur’ân-ı Kerim’e baktığımız zaman şeytan elbette bizim huzursuz ve mutsuz olmamızı istiyor. Allah nasıl iki cihan saadetine ulaşmamızı istiyorsa, insanların baş düşmanı İblis de bu dünyada huzursuz ve umutsuz, ahirette de kendisiyle birlikte cehenneme gitmemizi istiyor.

Allahû Teâlâ, iki cihan saadetine ulaşmamız meyanında hak ve vazifelerimizi bize hatırlatmak üzere Resûller gönderiyor.

6/EN'ÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

Bu Resûller diyorlar ki: Eğer vazifelerinizi yaparsanız, yedi tane hedef emrini yerine getirirseniz, yedi vasıtayı yerine getirirseniz, insanlarla onları mutlu edecek bir diyalog içerisindeyseniz, mutlu bir hayatı hak ediyorsunuz. Ama yapmazsanız o zaman mutsuzluk, huzursuzluk yakanızı bırakmaz. Bu dünyada huzursuz ve umutsuz, ahirette gideceğiniz yer cehennem olur.

İşte ölüm sonrası hayatta mutluluğun yaşandığı yer cennet ve azabın yaşandığı yer cehennemdir. Cehennem bekçileri cehenneme girenlere sual soruyorlar: “Size nezir gelip uyarmadı mı?” Onlar da: “Geldiler ama biz onları yalanladık. Allah bir şey indirmemiştir.” dedik. Tabii bu yalanlama şeytanın etkisi altında gerçekleşiyor.

Mutlu olmak hepimizin hakkıdır ama vazifemizi yerine getirdiğimiz takdirde bu hak vardır. İnsanlar Kur’ân-ı Kerim’in temelini ve Kur’ân-ı Kerim’in sahâbeye müteallik olan âyetlerini bilmedikleri için ondan gerekli hükmü çıkaramıyor. Bu sebeple hakları olan saadete ulaşamıyorlar. Bu zulmün baş mimarı da İblis’tir. İnsanoğluna vazifelerini unutturmuş ve tabiatıyla haklarını da onlara unutturmuş.

Oysaki inanılmaz derecede basit bir vazifeyle vazifelendirilmiş olduğumuzu hiç unutmamalıyız: Allah’a ulaşmayı dilemek. Bunun karşılığında hakkımız olan mutluluktur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, bu talebi Allah kimin kalbinde görürse, ondan sonrası Allah’a aittir. Üçüncü kat cennet, dünya saadetinin yarısını Allah mutlaka onu ulaştıracaktır.

Sahâbeyle Resûlullah Efendimiz (S.A.V) ve Allah arasındaki ilişkilere baktığımız zaman şunu görüyoruz: Allahû Teâlâ, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimizi (S.A.V) tüm insanları mutluluğa ulaştırması meyanında beş görevle vazifelendirdi: Ayetlerin tilâveti, nefs tezkiyesi, kitabın öğretilmesi, hikmetin öğretilmesi ve hikmetin ötesinin öğretilmesi.

NEBÎ RESÛL'LERİN 5 GÖREVİ

BAKARA – 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (1) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (2) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (3) size Kitap’ı (Kur’ânı Kerim’i) ve (4) hikmeti öğretsin ve (5) (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Âyetlerin tilâveti ve nefs tezkiyesi, Kur’ân-ı Kerim’in ruhuna giriş ve hikmetin öğretilmesi ve hikmetin ötesinin öğretilmesi, Allahû Teâlâ’nın Resûlullah (S.A.V) verdiği beş görevin içerisinde yer alıyor

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20263 dk okuma0