Muhterem Hocam, internet ortamında yaygın yaşam koçu ve psikologlar var. Alma verme dengesi diye birşeyden bahsediyorlar. İyilik aldığın kadar iyilik yap, çok fedakarlık insanı tük

Soru

Muhterem Hocam, internet ortamında yaygın yaşam koçu ve psikologlar var. Alma verme dengesi diye birşeyden bahsediyorlar. İyilik aldığın kadar iyilik yap, çok fedakarlık insanı tüketir, saygı duyulmaz bir insan olursun, tükenirsin diyorlar. Topluma ciddi tesir ediyorlar. Bu konularda Allah'ın istediği doğru düşünce davranış biçimi nedir?

Cevap

Evet sevgili kardeşlerim bunlar kendi zanlarına tâbî oluyorlar. İki tür insan var: 1, Allah'a teslim olanlar. 2, Zanlara tâbî olanlar. Allah'a teslim olanlar, her konuda Allah'ın Kur’ân-ı Kerim'deki hükmüne tâbî olanlardır.

Şimdi yaşam koçu değil, Allah'ın tayin ettiği mürşid. Kur’ân-ı Kerim'e baktığınız zaman hiçbir âyette yaşam koçundan bahsetmiyor. İnsanlar değiştiriyorlar, bu çok güzel görünebilir. Ama bu şeytanın bir tuzağıdır, insanları Allah'ın Kitabı'ndan uzaklaştırmak içindir. Psikologlar da aynı şekilde kendi zanları içerisinde dağarcıkları neyse, tefekkür ufukları neyse o kadardır, ötesini bilmiyorlar.

Zaten ister adına yaşam koçu desin, ister psikolog desin, ister fizikçi desin, ister matematik, diğer bilim dalları desin, bunların hepsinin öğretisi yarımdır. Neden yarımdır? Dinsiz ilim kördür, ilimsiz din topaldır. Gerçekten de "Science without religion is lame." Din olmadan bilim topaldır. Yani eğer bir din söz konusuysa, bilimi ihtiva etmiyorsa o zaman kendi imkanları içerisinde bir ayağı topal durumda kalır. Ama din olmadan bilim topal kalır. Ama aynı şekilde dinsiz bilim de kördür. Sadece fizik âlemi görüyor. Fizik ötesini ihtiva etmiyor, fizik ötesini ihtiva etmeyince daima yarım kalıyor.

Alma verme dengesi tamam ama iyilik aldığın kadar iyilik yap olayı. İyiliğe karşı iyilik, herkesin işi bu Allah'ın bir kanunudur. Rahmân Suresi'nin 60. âyet-i kerimesinde Allah bu kanunu şöyle açıklıyor:

55/RAHMÂN-60 Hel cezâul ihsâni illel ihsân(ihsânu).

İhsanın, ihsandan başka mükâfatı var mı ki (olabilir mi)?

Öyleyse iyilik yaptığın zaman elbette toplumun başka bir bireyinden mutlaka sana o iyilik ulaşacaktır.

Ama çok fedakârlık insanı tüketir, saygı duyulmaz bir insan olursun olayı, tamamıyla yanlış. Çünkü sevgi fedakârlıktır. Fedakârlığın da ölçüsü zikirdir. Siz hangi oranda Allah için olursanız daha üst seviyede, Allah'ın yardımını alırsınız. Allahû Tealâ'nın Kur’ân-ı Kerim'de biz insanlara söylediği daimî zikirdir.

Daimî zikirde olan kişinin davranış biçimi ise daima kötülüğe karşı hayırla mukabele etmektir. Öyleyse bunlar kendi zanları içerisinde bir şeyler söylüyorlar ama önemli olan Allahû Tealâ'nın ne buyurduğu. İşte Kur’ân-ı Kerim'de daimî zikrin sahiplerinin kötülüğe karşı hayırla mukabele edenler olduğunu söylüyor.

KÖTÜLÜĞE KARŞI İYİLİKLE (HAYIRLA) MUKABELE

1. RA'D – 22 Onlar, sabırla Rab’lerinin Vechini dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

2. MU'MİNÛN – 96 Seyyiati (kötülüğü), en güzel olanla yok et. Biz, (onların) vasıflandırdıklarını en iyi biliriz.

3. KASAS – 54 İşte onlardır ki; onlara sabırları sebebiyle ecirleri (sevapları) iki kat verilir. Ve onlar, seyyiati (kötülüğü) hasenat (iyilik) ile savarlar. Ve onlara verdiğimiz (manevî) rızıktan infâk ederler.

4. FUSSİLET – 34 Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

İncil'in bir âyetinde: “Düşmanını sev, nefret edenlere iyilik yap, lanet okuyanlara iyilik dile, hakaret edenlere dua et, tokat atana öbür yanağını çevir ve mintanını senden isteyene abanı esirgeme.”

Görüyorsunuz ki bütünüyle veren taraf hatta kişinin kendisini tamamen Allah için tüketene kadar. İşte Allah'a adanmak, başka insanlara kendimiz adamaktır, onlar için hayatı yaşamaktır. Allah'ın istediği kâmil insan bu insandır, inşaallah.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 17 Ekim 20263 dk okuma2