Muhterem Hocam, İslam'da hoşgörü kavramı nasıl tanımlanır?
Soru
Muhterem Hocam, İslam'da hoşgörü kavramı nasıl tanımlanır?
Cevap
Hoşgörü İslam'ın temelinde var. Haniflik ve hoşgörü İslâm dininin ta kendisidir.
Allah emrini veriyor:
"Başkalarının kusurlarını araştırmayınız.
Kusur gördüğünüz zaman örtünüz.
Niza etmeyiniz. Sonuçları Allah ve Resûl'üne ulaştırınız, çözüme gidiniz.
Hoşgörülü olunuz." diyor.
İnsanlar hata yapabilirler. Allahû Tealâ hataların affedilmesi istikametinde bir nasihat veriyor. Hepimize düşen vazife açıkça belli oluyor. Bize karşı davranışlarda yanlışlıklar varsa bunu yok sayıp, ondan yana olarak düşünün. Bize sert davranışının bizim hangi hatamızdan kaynaklandığını araştırın. Eğer iki taraftan, bir tanesi hoşgörülü olsa mutlaka mesele çözülür.
Mevlâna Hz. "Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol, hoşgörülükte deniz gibi ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol."
Sevgili kardeşlerim, gerçekten de muhtevaya baktığımız zaman âyetlerde Allahû Tealâ hepimizin hoşgörülü olmasını istiyor. Nur Suresi'nin 22 âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz? Nûr Suresi'nin 22 âyet-i kerimesi:
24/NÛR-22 Ve lâ ye’teli ulûl fadlı minkum ves seati en yu’tû ulîl kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), velya’fû velyasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve sizden (içinizden) fazilet ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere vermeye karşı (vermemeye) yemin etmesinler. Ve artık affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi affetmesini sevmez misiniz? Ve Allah, Gafur’dur (mağfiret edendir) Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
Demek ki Allah yolunda hem fazilet sahibi insanlar olabilir hem servet sahibi insanlar olabilir. Her iki halde de yakınlara, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere versinler buyuruyor. Yakınlar, akrabalar. Miskinler, çalışamayacak durumda olanlar. Ve Allah yolunda hicret edenler ki bu hicret Allah'a ulaşmayı dileyenler olarak...
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.
“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”
"Tövbe sona ermedikçe hicret sona ermez. Güneş atadan doğmadıkça tövbe sona ermez..." Öyleyse tövbe ile birlikte hicret başlıyor. Bu hicret ruhun bizden ayrılarak Sıratı Mustakîm üzerinden seyri sürükle Allah'ın Zât'ına ulaşması.
O zaman fazilet ve servet sahibi insanlar bunlara vermemek için yemin etmesinler, versinler buyuruyor. Hoşgörülü olsunlar. Affetsinler onların kusurlarını, ola ki onlar da kusur görürlerse affetsinler ve hoş görsünler. Eğer biz affedersek o zaman Allahû Tealâ da bizi affediyor. Mâide Suresi'nin 13 âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz? Mâide 13'te:
5/MÂİDE-13 Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî, ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik, kalplerini de (kapkaranlık) yaptık. Onlar, kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (değiştirirler). Nasihat olundukları şeylerden nasiplerini almayı unuttular. Onlardan pek azı hariç, devamlı onların hainliklerine maruz kalırsın. Yine de onları affet ve hoşgör. Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.
Demek ki affetmek, hoşgörülü olmak muhsinlerin davranış biçimidir. Gerçekten de Âli İmrân Suresi'nin 134 âyet-i kerimesine baktığımız zaman fizik vücut teslimini yapanların, "Onlar insanları affederler." Öyleyse insanları affedenler onlar muhsinlerdir, hoş görenler de onlar da muhsinlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-134 Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.
O zaman Allah bizden fizik vücut tesliminin vasıflarını gerçekleştirmemizi istiyor. Davranış biçimleri açısından şeriat kıssası, tarikat affı ve hakikat de kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeyi gerektiriyor ki Muhterem Efendimiz üç oda kıssasında bunu anlatıyor.
Tasavvufa yeni giren kişi henüz yeni girdiği için nefs kesini yapmamış. Kendisine tokat atana o da aynı şekilde bir tokat atıyor.
İkinci odadaki şahıs nefs tezkiyesini yapmış, tarikat, o affediyor.
Üçüncü odadaki şahıs ise kötülüğe karşı hayırla mukabele ediyor.