Muhterem Hocam, İslâm’da mürşid kavramı var mıdır? Peygamber Efendimiz (S.A.V) böyle bir şey yapmış mıdır?
Soru
Muhterem Hocam, İslâm’da mürşid kavramı var mıdır? Peygamber Efendimiz (S.A.V) böyle bir şey yapmış mıdır?
Cevap
Evet, sevgili kardeşlerim. Bir kere Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) asaleten devrin imamı ve Allah, Kendisiyle diğer kâinatta yaşayan bütün insan ve cinler arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i mürşid tayin etmiş, imam tayin etmiş. İşte Enbiyâ Suresinin 73. âyet-i kerimesi açıkça bunu ifade ediyor. Bakın:
21/ENBİYÂ-73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Allahû Tealâ her olayı bir sebep ve sonuç tahtında vücuda getiriyor. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) insanların Allah’a teslim olmasında bir vasıta. Ama sonuç ne? Sonuç Allah’ın tüm insan ve cinler için dilediği mutluluk. Allahû Tealâ insanı hanif fıtratıyla yaratmış. Hanif fıtratının temelinde insanların iki cihan saadetine ulaşması var. Evvel âhiret saadeti, daha sonra dünya saadeti.
Belki şunu şöyle düşünebilirsiniz: Tamam, Peygamber Efendimiz (S.A.V) döneminde o var diyor ama bugün de mürşid yok. Bu da doğru değil. Hangi zaman dilimini incelerseniz inceleyin, Allahû Tealâ her kavmin içerisinde bir velî resûlü mürşid tayin ediyor. İşte Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesi:
16/NAHL-36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Öyleyse nebîler asaleten devrin imamı, bütün insanlar için. Ama bu Nahl 36’da bahsi geçen velî resûller kendi kavmi için. Nebî resûllerin beş görevine karşılık velî resûller dört görevin sahibi.
NEBÎ RESÛL'LERİN 5 GÖREVİ
BAKARA – 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (1) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (2) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (3) size Kitap’ı (Kur’ânı Kerim’i) ve (4) hikmeti öğretsin ve (5) (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
VELÎ RESÛL’LERİN 4 GÖREVİ
CUMA-2: Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (1) (Allah’ın) âyetlerini okur, (2) onları tezkiye eder (nefslerini temizler), (3) onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve (4) hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
Diyeceksiniz ki tamam, o da tamam ama her milletin içerisinde bir kişiye tüm insanlar ulaşabilir mi? Onun cevabını da Allahû Tealâ veriyor. Kur’ân-ı Kerim’de asaleten devrin imamıyla vekâleten devrin imamı, mutlaka bir imam var hidayete erdiren. Ama onun dışında her insanın o hidayete erdiren devrin imamına ulaşabilmesi için bir vesile tayin etmiş.
İşte vesile olanların Kur’ân’daki isimlerine bakacak olursak ister asaleten devrin imamı, ister vekâleten devrin imamı, ister herkesin yanı başında kolaylıkla ulaşabileceği bir velî mürşid, bir vekil mürşid her zaman var. Olmadığı hiçbir zaman dilimi yok.
Neden böyle? Sevgili kardeşlerim, şunu ifade etmek istiyorum. Evvelâ insanın mürşide neden ihtiyacı var? Bunu anlayabilmesi için Kur’ân’la kendi röntgenini çekmesi lâzım. Kur’ân’la bir insanın röntgenini çektiğimiz zaman nelerle karşılaşıyoruz? Bir, bu zâhirî âlemi yaşayabilmemiz için bir fizik beden. Hicr 26’da açıklanıyor:
HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Berzah âlemini yaşayabilmemiz için bir nefs, Şems 7’de açıklanıyor ve nefsin mânevî kalbinde şeytanın pençelerini %100 geçirebildiği 19 tane hastalık:
ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
Bir de Allah’ın Zat’ından doğar doğmaz bize üfürülen bir ruh var. Ve böylece bu dünya hayatına gelen herkes bir denge varlık olarak dünyaya geliyor. Ama şeytanın burada olması hasebiyle, şeytanın devamlı insanlara fuhşiyatı ve münkeri emretmesi hasebiyle denge şeytanın lehine bozuluyor.
SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
NEFS TEZKİYESİ VE TASFİYESİ İLE NEFSİN 19 AFETİ 19 HASLETE DÖNER,
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
İşte Allah Zat’ından ruh üfürmesine rağmen şeytanın lehine dengenin bozulması ile insanlar başlangıç noktasında nefs-i emmârede olup mutsuzluk üçgeni içerisinde bir hayat yaşarlar. Bir kenarı şeytan ki şeytan herkese vahyediyor. Bir kenarı nefsimizin afetleri, şeytan onları azdırıyor. Diğer kenarı da kesinlikle şeytanın insanlara verdiği zanlarla 19 negatif özellik. Böyle bir kişi mutluluğu yaşayabilir mi? Hayır.
MUTSUZLUK ÜÇGENİ
Kişi nefsine tâbî olduğu zaman mutlaka, yaşadığı olaylarda (derecat kaybettirici herşey) şeytanın ülkesinde: Bir kenarı şeytan, bir kenarı nefsimiz, bir kenarı kaybettiğimiz dereceler; burası mutsuzluk üçgenidir.
ŞEYTAN – NEFS – FİZİK VÜCUT
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
Sadece sosyal hayatta, beşerî münasebetlerde etraftaki insanlara iyi davranırsa, o zaman o iyi davranmanın neticesi iyi davranırsa etraftaki insanlardan da ona iyilik döner. Kötü davranırsa kötülük döner. İyi davranırsa onların iyiliğini, mutluluğunu yaşayabilir. Onun dışında o kişinin mutsuz bir hayatı yaşaması kaçınılmazdır. Ama Allahû Tealâ insanları huzursuz ve mutsuz, nefsin afetlerine esir düşsün, şeytanın kuklası olsun diye yaratmadı. Yaratan Allah. Allah insana bir hedef tayini yapmış. İnsanın âhiret ve dünya saadetine ulaşmasını istiyor.
İşte bu dizaynın içerisinde olaya baktığımız zaman nefsimizi %100 azdıran İblise karşı Allahû Tealâ mürşid gönderiyor ve mürşid göndermesem azap etmem, buyuruyor. İşte Zat’ından üfürülen ruh, mürşidin davetiyle: “Ey insanlar, duyduk duymadık demeyin, kalpten Allah’a ulaşmayı dileyin.” Çünkü fizik vücut Allah’a ulaşmaz. Zemin kattan yukarı çıkmaz. Nefs Allah’a ulaşmaz. Şeytan da insanların baş düşmanı. Kala kala elimizde ruh var. 19 tane hasletle mücehhez. Ve mürşid de ruhu besliyor, destekliyor. Ruha hitap ediyor. Ruh, Allah yapısındaki 19 haslet sebebiyle Allah’ın bütün emirlerine itaat eden, yasakları işlemeyen bir yapıya sahip.
İşte Allahû Tealâ’nın mürşidi göndermesi hasebiyle akıl da bulunduğu ortamda şuur sahibi olur. Akıl Allah’ın emirlerinin yerine getirilmediği, yasakların işlendiği bir ortamda şeytanın öğretisine tâbî olup şuurlanırsa o zaman nefsin taleplerine uyar. Ama akıl Allah’ın emirlerini %100 yerine getiren, yasakların işlenmediği bir ortamda şuurlanırsa, yani ruh tarafından beslenirse o zaman ruhun talebine evet diyecektir.
Ve o sebeple Allahû Tealâ’nın insanlara mürşid göndermemesi mümkün değil. Bu mürşid de bizim gibi bir insan ama daha önce mürşidine tâbî olmak suretiyle 7 safhayı yaşamış, 7 safhada Allah’a teslim olmuş. Bu sebeple Allahû Tealâ, Allah’ın üniversitesine mezun olan mürşidi başka insanların, henüz irşada ulaşmayan insanların irşada ulaşması için vazifeli kılıyor. Öyleyse İslâm’da mürşid kavramı var mıdır? %100 vardır. Mürşide tâbî olmak farzdır. Mürşidine tâbî olmayan dalâlettedir Dalâlette olan 7 grup âyet-i kerime gereğince cehennem.
MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)
1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.
3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …
4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.
5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...
7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…
9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
DALÂLETTE OLANLARIN GİDECEĞİ YER CEHENNEM
1. NİSÂ-167 Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar, uzak bir dalâletle sapmışlardır.
NİSÂ-168 Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri, Allah mağfiret edecek değildir ve yola hidayet edecek değildir.
NİSÂ-169 Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır…
2. A’RÂF-178 Allah kimi hidayete erdirirse artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır.
MU’MİNÛN-103 Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
3. A’RÂF-179 Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler İşte onlar, onlar gâfillerdir.
4. İSRÂ-97 Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onlar için O’ndan (Allah’tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me’vası cehennemdir. …
5. FURKÂN-34 Cehenneme yüzleri üstü haşredilenler (toplananlar), işte onlar, gideceği mekânı şerli olanlar ve sebîlden sapanlar (dalâlette kalanlar)dır.
6. YÂSÎN-62 Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?
YÂSÎN-63 Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.
7. KAMER-47 Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.
Allah bizi cehenneme gitsin diye değil, hepsi cenneti yaşayabilmemiz için Allahû Tealâ yaratmıştır. Allah razı olsun."