Muhterem Hocam, İslâm'da neden niyet amelden üstün sayılmaktadır?

Soru

Muhterem Hocam, İslâm'da neden niyet amelden üstün sayılmaktadır?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, niyeti olmayanın ameli ona hiçbir şey kazandırmaz.

Nitekim sahâbeden bir tanesi:

-Ya Resûlullah! En efdal amel nedir?

dediğinde, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:

-Allah ve Resûl'üne îmân etmektir.

Sahâbe sual soruyor:

-Ya Resûlullah! Biz îmândan sormadık, amelden sorduk?

dediğinde, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):

-Niyeti olmayanın, îmânı olmayanın ameli ona bir fayda sağlamaz.

Bir başka hadîste de: “Ameller, niyete tâbîdir.” Niyet, hedefi seçmektir. Ameller niyete göredir, herkes ancak niyet ettiği vardır.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhâri, Bed’ü’l-Vahy 1; Müslim, İmâret 155.

“Ameller niyete göredir, herkese ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Resûl’üne ise onun hicreti Allah’a ve Resûl’ünedir. Kimin de hicreti eline geçireceği bir dünya malı veya nikâh yapacağı bir kadına ise onun hicreti, hicret ettiği şeyde son bulur.”

"Kimin hicreti Allah ve Resûl'üne ise onun hicreti Allah ve Resûl'ünedir. Kimin hicreti de eline geçireceği bir dünya malı veya nikah yapacağı bir kadına ise onun hicret ettiği şeyde son bulur."

Niyet ve nasibin niyet bölümü İslâm'da amelden üstündür. Çünkü tasavvufî anlamda 'niyet' müessesinin içinde mutlaka Allah’ın yardımı gelir. Allah’ın karşılıksız olarak yazdığı çek, sizi o dilediğiniz yere Allah’ın Zat'ına mutlaka ulaştıracak olan bir imkân bahşeder. Yani Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişinin niyeti Allah’a ulaşmaktır. Nasibi sağlayan ise kişi kendisi değildir; nasibi sağlayan Allah’tır.

Öyleyse kişi Allah’a ulaşmayı sadece diler. Allah’a ulaşmayı dilemek bir niyettir, bir dilektir ama amelden üstündür. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in verdiği bir hadîste:

Evvelki kavimlerden 500 yıl yaşayan, sürekli ibadetle meşgul olan bir kişi, 500 yıl ibadet yapmasına rağmen Allahû Tealâ soruyor:

-Benim rahmetimle mi yoksa kendi amelinle mi?

-Kendi amelimle.

deyince cehenneme gönderiyor.

-Ya Rabbim! 500 yıl ibadet yaptım.

-Evet, yaptığın ibadetlerin hepsi sana vermiş olduğum bir gözün karşılığı bile değil.

Ama 99 kişiyi öldüren bir insan tövbe etmeye niyet ediyor:

"99 kişi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir rahip tarif edildi. Ona kadar gidip, 99 kişi öldürdüğünü kendisi için de tövbe imkânı olup olmadığını sordu. Rahib: “Hayır, yoktur.” dedi. Adam onu da öldürüp cinâyeti 100'e tamamladı. Adam yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Onun üzerine yanına gelip 100 kişiyi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânının olup olmadığını sordu. Âlim: “Evet, vardır. Seninle tövbenin arasına kim perde olabilir?” dedi ve ilave etti: “Ancak falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah’a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah’a ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.” Adam yola çıktı, yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azap melekleri onun hakkında ihtilafa düştüler. Rahmet melekleri: “Bu adam tövbekar oldu, kalben yönelmişti.” dediler. Azap melekleri: “Bu adam hiçbir hayır işlemedi.” dediler. Onlar öyle çekişirken insan suretinde bir başka melek yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: “Onun çıktığı yer ile gitmekte olduğu yer arasını ölçün. Hangi tarafa daha yakınsa onu teslim edin.” dedi. Ve gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği iyiler diyarına bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri alıp götürdüler.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhâri, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48.

"Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânının olup olmadığını sordu. Râhib: 'Hayır yoktur!' dedi. Adam onu da öldürüp cinâyetini yüze tamamladı."

"Adam, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Onun yanına gelip yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim: 'Evet, vardır, seninle tövben arasına kim perde olabilir?' dedi. Ve ilâve etti: 'Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah'a ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.'"

"Adam yola çıktı. Yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. Rahmet melekleri: 'Bu adam tövbekâr olarak geldi. Kalben Allah'a yönelmişti.' dediler. Azab melekleri de: 'Bu adam hiçbir hayır işlemedi.' dediler."

Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin." dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri alıp götürdüler."

Gerçekten de kişinin günahı ne olursa olsun Kur’ân-ı Kerim’de Zumer 53'te: "Ey nefslerine karşı haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz."

39/ZUMER-53 Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).

De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."

Kimdir Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyen. Enfâl 29’a göre takva sahibi olan. Kişinin günahı ne olursa olsun Allahû Tealâ onun günahını örtüyor. Yani o günah miktarı kadar sevap veriyor ve tek bir dilekle o kişi cennete gidiyor.

8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).

Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Şurâ Suresinin 13. âyet-i kerimesi tekrar ediyoruz:

42/ŞÛRÂ-13 ... kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

... Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

O halde gerçekten de bu açıdan bakıldığı zaman niyet amelden üstün. Niyet ve nasibin niyet bölümü İslâm’da amelden üstündür. Çünkü tasavvufî anlamda niyet müessesesinin içine mutlaka Allah’ın yardımı devreye giriyor. Allah, karşılıksız olarak bizi o dediğiniz yere, Allah’ın Zat'ına mutlaka ulaştıracak olan bir imkân bahşeder. Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin niyeti Allah’a ulaşmaktır. Nasibi sağlayan kişi ise kendisi değildir, nasibi sağlayan Allah.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma5