Muhterem Hocam, kendi aklımı ölçü alıp tasavvuf âlimlerinin ruh âleminden keşif yoluyla anlayıp bildirdiklerini ”akla uygun değildir” diye kabul etmemek, akla da ilme de uygun olur

Soru

Muhterem Hocam, kendi aklımı ölçü alıp tasavvuf âlimlerinin ruh âleminden keşif yoluyla anlayıp bildirdiklerini ”akla uygun değildir” diye kabul etmemek, akla da ilme de uygun olur mu?

Cevap

Değil zaten; yani insanla Allah arasındaki ilişkide evvela ilim var, sonra beş duyu organının algılayamayacağı, yani kalp gözüyle, kalp kulağıyla elde edilen irfan var, sonra hikmet.

Daimî zikrin sahibi olan herkes hikmetin sahibidir ve ulûl’elbab (lüblerin sahibi olan ulûl’elbab; fizik ötesi Allahû Tealâ’nın kendilerine gösterdiği yerin melekûtu (zemin katın ana dergâhı), daha sonra göklerin melekûtu vs.).

Şimdi bu kişi, (Allah’ın yoluna) Allah’a ulaşmayı dilemediği taktirde aslında akletmeyen birisidir.

Kur’ân-ı Kerim’e göre akletmek işitmekle başlar. Mulk Suresinin 8, 9, 10. âyet-i kerimesinde “…cehennem bekçileri onlara (cehenneme girenlere): “Size nezir gelmedi mi?” Hepsi itiraf ediyor: “Geldi ama biz onları yalanladık, Allah bir şey indirmemiştir dedik.”

67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Yani hem Kur’ân’ı yalanlamışlar hem mürşidi yalanlamışlar; “onları dalâlette (dalâlin kebîr içerisinde) olmakla suçladık.”

Ama “…eğer işitseydik ve akletseydik…”

Kimdir işitenler? Davete icabet edenler. Kimdir akledenler? İtaat edenler. Yani bir nevi kalbine îmân yazılanlar (itaat edenler).

Hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Taberâni, Muvatta, İlim, 1.

"Hikmet sahibi ulemanın meclisinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah bu meclislerde hikmet nuruyla ölü kalpleri diriltir. Yağmur suyuyla ölü toprakları dirilttiği gibi…”

İşte bu davetin kendisine ulaşmasıyla, o kişinin “Allah’a ulaşmayı” dilemesi.

Kimdir dileyenler? İşitenlerdir, En‘âm 36’ya göre:

6/ENÂM-36 İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O'na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)

Allahû Tealâ’da onun kalbine ihbatı koyuyor; artık o kişi idrak ediyor.

Hacc 54’e göre, o zaman böyle bir insan idrak ediyor. Ama Allah’a ulaşmayı dilemezse; Allahû Tealâ hassalarına engeller koyuyor ve bu hassalarına engel koyduğu kişiler (onlar), sağır, dilsiz ve körler. Öyle olunca, onun akletmediği neticesine ulaşıyoruz. Sağır, dilsiz ve körler; bunlar akletmeyenlerdir.

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

Şimdi akletmeyen bir kişi, kalkıp da beş duyu organıyla algılanmayan şeyleri inkâr edebilir mi? Edebilir. Allahû Tealâ bunu nerede söylüyor? Yûnus Suresinin 39. âyet-i kerimesinde:

10/YÛNUS-39 Bel kezzebû bimâ lem yuhîtû bi ilmihî ve lemmâ ye'tihim te'vîluhu, kezâlike kezzebellezîne min kablihim fanzur keyfe kâne âkibetuz zâlimîn(zâlimîne).

Hayır onlara tevîl gelmedikçe (gelmediği için) ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar. Bunun gibi ondan öncekiler de yalanladılar. Artık bak, zalimlerin akıbeti (sonu) nasıl oldu.

Evet ne diyor? “Hayır, onlara tevîl gelmediği için ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar.” Onların ilmi faydasız ilim. Ama mürşidin söylediği ilim Kur’ân ilmi. Farkında olmadan onlar faydalı ilmi, faydasız ilimle ölçmeye kalkıyorlar; o sebeple yanılıyorlar. “Bunun gibi öncekiler de yalanladılar. Artık zalimlerin akıbeti nasıl oldu?” Öyleyse görüyorsunuz ki akletmeyenler Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardır.

Yâsîn Suresinin 62 ve 63. âyet-i kerimesinde:

36/YÂSÎN-62 Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).

Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?

36/YÂSÎN-63 Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).

Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.

Kimdir bu şeytanın kulu olan? Yâsîn Suresinin 60 ’da :

36/YÂSÎN-60 E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

Allahû Tealâ “Ey Âdemoğulları! Şeytana kul olmayın diye sizden ahd almadık mı?”

36/YÂSÎN-61 Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

“Ve Bana kul olun. Bu da Sıratı Müstakîm (üzerinde bulunmak)tır.”

Ve sakın! “Şeytan sizin çoğunuzu dalâlette bıraktı. Hâlâ akletmez misiniz?” Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0