Muhterem Hocam, kendi aklını ölçü alıp tasavvuf âlimlerinin ruh âleminden keşif yoluyla anlayıp bildirdiklerini “Akla uygun değildir.” diye kabul etmemek, akla da ilme de uygun olu
Soru
Muhterem Hocam, kendi aklını ölçü alıp tasavvuf âlimlerinin ruh âleminden keşif yoluyla anlayıp bildirdiklerini “Akla uygun değildir.” diye kabul etmemek, akla da ilme de uygun olur mu?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, “Benim aklımdır.” diye insanlar zanna tâbî oluyorlar. Aslında akıl eden kişi kimdir? Akıl eden kişi işiten kişidir. İşiten kişi kimdir?
HADÎS-İ ŞERİF.
Kaynak: Taberânî, Muvatta, İlim, 1.
"Hikmet sahibi ulemanın meclisinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah bu meclislerde hikmet nuruyla ölü kalpleri diriltir. Yağmur suyuyla ölü toprağı dirilttiği gibi …”
“Hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz.” Hikmet sahibi âlim ne okuyor? Biz ne işitiyoruz? Hikmet sahibi âlim âyetleri tilâvet ediyor. Âyetleri tilâvet ettiği zaman âyetlerin mânâsına varmak, işitmeyi gerektiriyor.
İşte Mulk Suresi’nin 10. âyet-i kerimesinde:
MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
“lev kunnâ nesmeu” İşitseydik, akletseydik…” Velî resûlün, nebî resûlün, velî mürşidin söylediği âyetleri biz işitseydik, mânâsına varsaydık ve akletseydik, kalbimize indirseydik, "o zaman bugün cehennemde olmazdık," diyorlar.
Öyleyse akletmek, âyetlerin mânâsına varmaktır. Âyetlerin mânâsına varmak akletmek olmasına rağmen kişi mânâyı aslî mânâdan saptırır da “Ben aklıma uyuyorum.” derse, o aslında tevîline gider ve fitneye sebep olur.
Yûnus Suresi’nin 39. âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz?
YÛNUS-39: Bel kezzebû bimâ lem yuhîtû bi ilmihî ve lemmâ ye'tihim te'vîluh(te'vîluhu), kezâlike kezzebellezîne min kablihim fanzur keyfe kâne âkibetuz zâlimîn(zâlimîne).
Hayır, onlara tevîl gelmedikçe (gelmediği için) ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar. Bunun gibi ondan öncekiler de yalanladılar. Artık bak, zalimlerin akıbeti (sonu) nasıl oldu.
Allah Teâlâ bakın ne diyor: Nebî resûl, velî resûl âyetleri tilâvet ediyor ama onu dinleyenler, O’nu yalanladılar. "Hayır, onlar tevîl gelmediği için ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar." Yani velî resûlün, nebî resûlün söylediklerini Hakk'tan inen sözler olduğunu kavrayamadılar ve yalanladılar. Bunun gibi ondan öncekiler de yalanladı. Artık bak, zalimlerin akıbeti nasıl oldu?
Öyleyse velî resûl, nebî resûl, ne yapıyor Devrin imamı? Sadece Allah’ın kendisine söylettiğini söylüyor. Allah O’na ne söyletiyor? Âyetleri söylüyor. Diğerinin de aklı, mantığı almıyor. Ve velî resûl, nebî resûlün söylediklerini yalanlıyorlar. İşte bu âyet: “Onların ilmi kavrayamadığı için, ihata etmediği için Onları yalanladılar ve böylece kendi sonlarını hazırladılar.” diyor.
Yûnus Suresi’nin 40. âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz?
YÛNUS-40: Ve minhum men yu'minu bihî ve minhum men lâ yu'minu bih(bihi), ve rabbuke a'lemu bil mufsidîn(mufsidîne).
Ve onlardan, ona îmân eden kimseler ve onlardan ona îmân etmeyen kimseler var. Senin Rabbin fesat çıkaranları iyi bilir.
Ve onlardan bazıları îmân ediyor, ulaşmayı diliyor; bazıları da îmân etmiyor. İşte bu îmân etmeyenler müfsitlerdir, fesat çıkaranlardır.
YÛNUS-41: Ve in kezzebûke fe kul lî amelî ve lekum amelukum, entum berîûne mimmâ a'melu ve ene berîun mimmâ ta'melûn(ta'melûne).
Ve eğer seni yalanlarlarsa o zaman de ki: “Benim amelim bana ve sizin ameliniz size ait. Siz benim yaptığım şeylerden uzaksınız, ben de sizin yaptığınız şeylerden uzağım.”
Yûnus 41’e baktığımız zaman, Allahû Tealâ açık açık ifade ediyor: “Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: "Benim amelim bana, sizin ameliniz size. Ben sizin yaptığınız amellerden berîyim ve siz de benim yaptıklarımdan uzaksınız.”
Ama bunlar kimler? Bunlar işitmeyen, akletmeyenler. Nereden biliyoruz? Yûnus 42’den anlıyoruz, anlamayan, akıl etmeyenlerdir.
YÛNUS-42: Ve minhum men yestemiûne ileyk(ileyke), e fe ente tusmius summe ve lev kânû lâ ya'kilûn(ya'kilûne).
Onlardan seni dinleyen kimseler var. Fakat akıl etmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın?
“Akıl etmiyorlar, yani mânâsına varmıyorlar. İşitmiyor, mânâsına varabilmeleri için ne lâzım? Allah’a ulaşmayı dilemeleri lâzım. Ama dilemiyorlar, dilemeyince Akıl etmiyorlar. Ve akletmeyenler, (Allah hassalarına engeller koyuyor.) ve onlar sağır olarak hayatlarını devam ettiriyorlar. Sağır, dilsiz ve kör olarak…
Yûnus 43 aynı şeyi ifade ediyor.
YÛNUS-43: Ve minhum men yanzuru ileyk(ileyke), e fe ente tehdil umye ve lev kânû lâ yubsırûn(yubsırûne).
Ve onlardan sana bakanlar var, fakat eğer onlar görmüyorlarsa (basar hassaları çalışmıyorsa) âmâları sen mi hidayete erdireceksin?
Bir kısmı da sana bakıyor, o âmâ onları sen mi hidayete erdireceksin? Onlardan sana bakanlar var. Bakıyorlar ama… “Nuh diyor, peygamber demiyor.” Yani Nuh (A.S)’un Allah’tan bir nebî resûl olduğunu söylemiyor, inanmıyor kişi. O zaman o âmâları, körleri, mürşidi görmeyenleri sen mi hidayete erdireceksin? Allah razı olsun.