Muhterem Hocam, kendini hidayet üzere sanan birinin aslında yoldan sapmış olma ihtimali olabilir mi? Bu konuda ölçü nedir?
Soru
Muhterem Hocam, kendini hidayet üzere sanan birinin aslında yoldan sapmış olma ihtimali olabilir mi? Bu konuda ölçü nedir?
Cevap
Olabilir. Doğruları öğrenip de Kur'â n-ı Kerim'den tahkik ettikten sonra doğruya yönelmek doğru olanı yapmaktır. Ama birçoğu öğrendikleri halde doğruyu başkalarına söylemiyorlar, başkalarına ulaştırmıyorlar. O zaman hakikatleri ketmemiş oluyorlar. Bakara 159 bunu söylüyor:
2/BAKARA-159 İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.
"Onlar böyle yaparak yanlış düzelttiklerini zannediyorlar." Yani aslında dinde Allah'a ulaşmayı talep etmek, ruhun Allah'a ayettayken ulaşması diye bir şey yokmuş da bir takım insanlar bunları uyduruyorlarmış gibi geliyor onlara. Çünkü öğrendikleri bir ilim bu hususi ihtiva etmiyor. Onun için Resûlullah (S.A.V) hadîsinde:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Davud, Salât 367; İbn Mâce, Fedâilu’l Kur’ân 18; Nesâî, İstiâze 51; Müslim, Zikr 73; Tirmizî, Daavât, 68.
“Faydasız ilimden, itaat etmeyen kalpten, kabûl olunmayan duadan, doymayan (açgözlü) nefsten Sana sığınırım.”
"Faydasız ilimden." İşte kendileri dalâlette ama hidayette kendisini sananların ilmi faydasız ilim. Faydasız ilimden yükseltmeyen amelden. İslâm'ın beş şartının yerine getiriyor ama içinde Allah'a ulaşma dileği yok. O zaman amel boşa gidiyor. Faydasız ilimden, yükseltmeyen amelden, kabul olunmayan duadan. Dua ediyor ama Allahû Tealâ duasına icabet etmiyor. Çünkü kalpten ulaşmayı dilemiyor. Öyleyse tekrar ediyoruz. "Faydasız ilimden, yükseltmeyen amelden, kabul olmayan duadan sana sığınırım. "Evet sevgili kardeşlerim faydasız ilim içinde hidayetin yer almadığı ilim. Câsiye 23'te:
45/CÂSİYE-23 E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
"O hevasını ilah edineni görmedin mi? Bir ilim üzere Allah onları dalâlette bırakmıştır. İlimleri var ama dalâlette yani sahip oldukları ilmin içerisinde hidayet yok. Kurân'daki hidayet yok. Faydasız ilimden, yükseltmeyen amelden. İslâm'ın beş şartı yerine getiriliyor. Ama cennetlik amel işlemesine rağmen o Allah'a yükseltmiyor ve kabul olmayan dua yine keza öyle. Halbuki Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, "Kul olmak duanın kabul edilerek, ruhun yükselerek Allah'a ulaşmasıdır."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Da'vât, 112.
"Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah'a ulaşmasıdır."
Dolayısıyla esas olan yaratılış gayemiz kul olmak. Ama onlar kul olmak yerine ibadet yapmak diyorlar. O zaman da abd olmak ayrıdır, abid olmak ayrıdır. Her ibadet yapan kişi abittir ama abd değildir. Abd olmak mutlak surette Allah'a ulaşmayı gerektiriyor. Allah razı olsun.