Muhterem Hocam, kimin haklı ya da haksız olduğuna bakmadan özür dilemek ve affetmek erdemini hayatımıza nasıl tatbik edebiliriz?

Soru

Muhterem Hocam, kimin haklı ya da haksız olduğuna bakmadan özür dilemek ve affetmek erdemini hayatımıza nasıl tatbik edebiliriz?

Cevap

Aslında davranış biçimleri açısından hepimizin bunu yerine getirmesi lâzım. Sevgili kardeşlerim, ihtilaf varsa tek taraflı değildir. Birisi daha fazla haksız, birisi daha fazla haklı olabilir; hiç önemli değil. Ama haklı veya haksız olmak bizi mutlu kılmıyor. Bizi mutlu kılan, Allahû Tealâ’nın bizler için dilediği mutluluktur. Mutlu kılan, biz Allah için isek Allah için olmak başkaları için yaşamaksa, o zaman kesinlikle onlardan bize sadır olan, bizi üzen ve bize tesir eden olayları kesinlikle biz affetmeliyiz.

Çünkü Allahû Tealâ, Allah Resûl'ü (S.A.V)'e böyle emrediyor: “Affet.” Yetmez; ondan yana davranmak, onun haklı tarafını ve kendimizin haksız taraflarını düşünmek suretiyle daima özür dilemeyi de eklemeliyiz. Ola ki bize karşı bir haksızlık yapmıştır; onu affediyoruz ama yetmez. O olayın ihtilafında sebebin biz olduğumuzu, bizim kesinlikle haksız olduğumuzu, kendi haksızlığımızı ama karşı tarafın haklı sebeplerini düşünmek suretiyle ondan da özür dilememiz lâzım.

Bu da ancak zikir artışıyla mümkündür. Yani nasıl hayatımıza tatbik edebiliriz? Aslında çok kolaydır. Ama zikrimiz az seviyedeyse bunun zor olduğunu görürüz. Zikrimizi artırdığımız zaman, meselâ fizik vücut teslimine ulaştığımız zaman, nefsin 19 afeti yine vardır ama bu afetler artık akla negatif istikamette tesir edemez. Etmeyince o noktada her zaman biz hem affediyoruz hem de özür diliyoruz.

Osmanlı döneminde, halkla ilişkilerde çalışan birisini düşünelim. Meselâ su veya elektrik bağlama işinde çalışan bir memur. Orada insanlardan parasını alıyor, bağlama işini yapıyor. Tabiî böyle olunca kuyruk alabildiğine uzun oluyor. İşe acele eden insanlar, bazılarının araya girdiğini görünce oradaki memura bağırıyor, çok kötü sözler söylüyor. Yanındakiler duyunca memura diyorlar ki: “Sende izzet-i nefis yok mu, buna haddini bildirsene.” O da gülümseyerek diyor ki: “Yahu nefs yok ki izzeti olsun.” Affediyor ve kendisinden özür diliyor: “Evet, tamam, inşaallah en kısa zamanda senin işini de yapacağız.” Fakat karşı tarafa asla öfke kusmuyor. Öfke kusmadığını da, hem affederek hem de karşı tarafı haklı görerek özür diliyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 18 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma3