Muhterem Hocam, kişi Allah’a inanıyor ama namaz kılmıyor, ibadetlerini yerine getirmiyor. Allah’a, Kur’ân’a ve Peygamber’e inanmak kişiyi cehennemden kurtarıyor mu? Biz kime inanac
Soru
Muhterem Hocam, kişi Allah’a inanıyor ama namaz kılmıyor, ibadetlerini yerine getirmiyor. Allah’a, Kur’ân’a ve Peygamber’e inanmak kişiyi cehennemden kurtarıyor mu? Biz kime inanacağız? Hangisi bid’attır, hangisi değildir? Herkes farklı şeyler söylüyor diyen bir takipçimize ne buyurursunuz?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, cehennemlikler cehennemin kapılarından girdiklerinde cehennem bekçileri onlara sual soruyor: "Size yaşadığınız zaman içinde nezir gelmedi mi?" onlar: “Geldi” diyorlar. “Ama biz onları yalanladık.” Bakın burayı çok dikkat edin: “Allah bir şey indirmemiştir.” dedik. O zaman “Allah bir şey indirmemiştir.” diyenler Allah’a inanıyor mu? Evet, Allah’a inanıyor. Ama bu inanç onu cehennemden kurtarmış mı? Hayır.
İşte onun için sadece “Ben Allah’a inanıyorum, Peygamber’e inanıyorum, kitaba inanıyorum ama benim bundan sonra yapacağım başka bir şey yok.” dediği zaman, bu sadece inanç şartıyla hayatı yaşar. Bu dünyada da huzursuz ve mutsuz olur. Âhirette de gideceği yer cehennemdir.
Bunun gibi daha birçok kişiler var. Özellikle Nisâ suresinin 150. âyet-i kerimesinde bakın, dikkat edin Allahû Tealâ bir şey söylüyor: Onlar ki Allah’ı ve resûllerini inkâr ederler ve Allah ile resûllerini birbirinden ayırmak isterler. Ne derler? “Ben bazılarına îmân ediyorum, bazılarını inkâr ediyorum.”
4/NİSÂ-150 İnnellezîne yekfurûne billâhi ve rusulihî ve yurîdûne en yuferrikû beynallâhi ve rusulihî ve yekûlûne nu’minu bi ba’din ve nekfuru bi ba’dın, ve yurîdûne en yettehızû beyne zâlike sebîlâ(sebîlen).
Muhakkak ki onlar, Allah’ı ve O'nun resûllerini inkâr ederler ve Allah ile O’nun resûlleri arasında ayırım yapmak isterler. Ve “Bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz.” derler. Ve de, bunların (küfürle îmânın) arasında bir yol ittihaz etmek isterler.
İşte şu anda insanların en çok düştüğü tuzaklardan bir tanesi bu. “Ben nebî resûle îmân ediyorum ama velî resûl diye bir şey kabul etmiyorum. Nereden çıkardınız bu velî resûl olayını?” diyorlar. Sanki biz yeni bir icat çıkarmışız gibi "Bunu nereden çıkartıyorsunuz? diyorlar.
Sevgili kardeşlerim, gayet açık ortada. Kur’ân-ı Kerim bunu ispat ediyor. Velî resûllerden ve nebî resûllerden bahsediyor. Velî resûller olmalı ki peygamberlerin olmadığı dönemlerde insanlar onlarla hidayete ersinler. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri ne diyor?
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri
“İnsanlar iki yolla hidayete ererler. Kutb-u nübüvvet, kutb-u velâyet.”
Kutb-u nübüvvetin son temsilcisi sahâbedir. Sahâbe, son nebî olan Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olarak hidayete erdiler. Ama bir daha nebî gelmeyecek. Öyleyse eğer insanlar hidayete ereceklerse, eğer Allah “Biz resûl göndermedikçe azap etmeyiz.” diyorsa, eğer Kur’ân-ı Kerîm’de buna dair birçok âyet varsa, siz o âyetleri devre dışı tutup sadece “Ben nebî resûle îmân ederim.” derseniz o zaman asla mutluluğu yaşayamazsınız.
Biz Âmentü içinde ne diyoruz? Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî. Yani resûllerine îmân ediyoruz. Sadece nebî resûllere değil. Bunun içinde velî resûller var mı? Evet, var. İşte hepimiz biliyoruz: Son nebî, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’dir. Ahzâb 40. Âmennâ ve saddaknâ.
33/AHZÂB-40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebîyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
33/AHZÂB-7 Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.
Ama Allahû Tealâ başka bir şey daha söylüyor. Ahzâb 7’de Allah nebîlerden misak aldığı zaman, misak alınan nebîlerin içerisinde Peygamber Efendimiz (S.A.V) de var mı? Evet, var. Şimdi üçüncü âyet, Âli İmrân 81:
3/ÂLİ İMRÂN-81 Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebîyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidin (şâhidine).
Ve Allah, nebîlerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Tealâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
"Allah nebîlerden misâk aldı. Size kitap ve hikmet verdik, ama sizden sonra bir resûlünüz gelecek." buyuruyor. O zaman dikkat edin. Bu üç âyeti birleştirdiğiniz zaman net olarak velî resûllerle karşılaşırsınız.
1. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebî resûldür.
2. Misak alınan nebîler arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V) de vardır.
3. Nebîlerden sonra bir resûlünüz gelecek.
O zaman bu resûlün nebî resûl olması mümkün müdür? İşte geleceğini bize müjdelediği, ümmetimin en hayırlısı diye buyurduğu, Kur’ân-ı Kerim’in lafzını ve ruhunu bize öğretecek olan, herkesin Kur’ân’ı unuttuğu bir dönemde tekrar asr-ı saâdete insan topluluğunu ulaştıracak olan Mehdi (A.S)'dır. Ve O Allah’ın bir velî resûlüdür. Ve bizler onunla hidayete erdik. Ona tâbî olduk, öğretiyi ondan aldık ve hamd eder, şükrederiz. Bunu ilelebet devam ettirdiğimiz süre içerisinde de önümüz daima açık, aydınlık. Yeter ki biz o gayretin içerisinde olalım Allah’ın izniyle. Öyleyse sadece “Ben îmân ediyorum, âyetlere inanıyorum, resûle inanıyorum ama başkasına karışmam.” demek kurtuluşu sağlar mı? Hayır, kesinlikle.