Muhterem Hocam, konunun başlangıcına dönersek kâinat nasıl yaratılmıştır?
Soru
Muhterem Hocam, konunun başlangıcına dönersek kâinat nasıl yaratılmıştır?
Cevap
"Sevgili kardeşlerim, hiçbir şey yokken Allah vardı. Allah peygamberlerine gönderdiği kutsal kitaplarda: “Kâinatı Ben yarattım.” buyuruyor. Son şerriat kitabı Kur’ân-ı Kerim’de Enbiyâ Suresinin 30. âyet-i kerimesinde:
21/ENBİYÂ-30 E ve lem yerallezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ ratkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).
İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?
Yani kâinat yoktu diyor, Allahû Tealâ bize bu âyet-i kerimede. herşey bitişikti, bir tek nokta hâlinde. Gökler ve yerler yoktu. Biz onların arasını ayırdık. Yani Biz yarattık buyuruyor, Allahû Tealâ.
Öyleyse Allah’ın Hâlık olması hasebiyle yarattığı ilk şey nedir? Allah’ın enerjisi. Nükleer fizik ve nükleer fizikteki karşılığı nötrinolar. Allahû Tealâ Zâriyât Suresinin 49. âyet-i kerimesinde:
51/ZÂRİYÂT-49 Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ve Biz, herşeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.
Sağ spinli bir nötrino, sol spinli bir nötrino, sağ spinli bir karşıt nötrino, sol spinli bir karşıt nötrino. Bunlardan hareketle Allahû Tealâ sağ spinli elektron, sol spinli elektron, sağ spinli karşıt elektron, sol spinli karşıt elektronu VÜCUTa getiriyor. Yani enerjiyi Allahû Tealâ maddeye dönüştürüyor.
Bu bizim zahirî âlem için ama gayb âlemi için de Allahû Tealâ sağ spinli bir antinötrino, sol spinli bir antinötrino, sağ spinli bir karşıt antinötrino, sol spinli bir karşıt antinötrinoyu VÜCUTa getirmek suretiyle oradan da sağ spinli bir karşıt elektron, sol spinli karşıt elektron yine gayb âlemi için bunları VÜCUTa getiriyor.
Ve sevgili kardeşlerim Allah’ın enerjiyi maddeye dönüştürmesiyle 3676 tane karşıt elektronla, 3675 tane elektron çevrede de bir olmak üzere en basit atom, hidrojen atomunu VÜCUTa getiriyor. Allahû Tealâ onun için Tekvîr Suresinin 15 ve 16. âyet-i kerimelerinde:
81/TEKVÎR-15 Fe lâ uksimu bil hunnes(hunnesi).
Bundan sonra hayır, hünnese (merkezî çekim kuvvetine) yemin ederim.
81/TEKVÎR-16 El cevâril kunnes(kunnesi).
Cevalan edene (merkezî çekim kuvvetinin etrafında, yörüngede dönene).
“Kasem eder O merkezi çekirdeğe ve onun etrafında cevelân eden elektrona.”
İşte bütün kâinat bu sistem üzere. Makro âlemde Güneş etrafında gezegenler, mikro âlemde çekirdek etrafında elektronlar.
Yaratma fiili asla Allah’tan başka kimsenin ulaşabileceği bir durum değildir. Yaratmak yoktan var etmek Allah’a mahsustur. Onun dışında ne varsa hepsi sadece bir yaratıktır.
Başlangıç arıyoruz. Aslında başlangıç diye bir şey de söz konusu değil. Ne kadar geriye giderseniz gidin Allah hep vardı. Allah kâinatı yaratmayı diledi. Önce enerjiyi VÜCUTa getirdi. Enerjiden oluşan tek bir noktayı patlattı.
Yani tekrar ediyoruz. Allahû Tealâ önce enerjiyi VÜCUTa getiriyor. O enerjiden oluşan tek bir noktayı patlatıyor. Bütün kâinat tek noktadan patlatılarak dağıldı. “Kâinat tesadüfen oluşmuştur.” olayı tamamen bir hurafe.
İster Şems-i Tebrizî ile ateistin tartışması, ister Ebû Hanife ile ateistin tartışmasından gidelim. Sonuçta bu sonsuz düzenle, bir milim şaşmadan yürütülen kâinatın sahibi Allah’tır.
Şems-i Tebrizî bir gün mescitte talebeden birine kerpiçte teyemmüm abdestinin nasıl alınacağını gösteriyordu. Bir filozof geldi. Üç sual sormak istediğini söyledi. Dedi: “Siz Müslümanlar Allah var dersiniz ama Allah’ı göstermezsiniz. Varsa gösterin görelim ki inanalım.”
İkinci sual: “Siz şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyorsunuz. Sonra da onun ahirette cehenneme atılıp ateşle azap edeceğine inanıyorsunuz. Hiç ateş ateşe azap eder mi?”
Üçüncü sual: “Sizler herkes dünyada yaptıklarının cezasını ahirette çekecek, orada mahkeme kurulacak, hesap vurulacak diyorsunuz. Bırakın insanları nasıl isterse öyle yaşasınlar. İstiyorlarsa yapsınlar. Ayrıca mahkemeye ne gerek var?”
Şems-i Tebrizî elindeki kerpici adamın başına vurdu. Filozof: “Vah başım.” diye başını tutarak mahkemeye gitti.
Hâkim durumu sordu. Şems-i Tebrizî: “Ben ona kötülük etmedim. Sadece sorduğu suallere cevap verdim.” dedi.
Şems şöyle anlattı: “Bu adam bana Allah varsa göster göreyim ki inanayım dedi. Ben de buna olan herşey baş gözüyle gözükmez işte misali dedim, başına darbe vurdum. Acıttım. Şimdi bu felsefeci başındaki acıyı göstersin görelim.”
Filozof şaşırarak: “Başımdaki acı var ama gösteremem.” dedi.
Şems-i Tebrizî de: “İşte bu acı gibi Allahû Tealâ da vardır fakat kafa gözüyle görülmez. O ancak kalp ile tanınır, akılla bilinir.” dedi.
İşte insan eşref-i mahlûkattır. Yani bütün mahlûkatın, Allah’ın yarattığı mahlûkatın içerisinde en güzelidir.
"