Muhterem Hocam, Kur’ân-ı Kerim’e göre vekil olmak, muhafız olmak ne demektir?
Soru
Muhterem Hocam, Kur’ân-ı Kerim’e göre vekil olmak, muhafız olmak ne demektir?
Cevap
Allahû Tealâ, Enbiyâ 73’e göre nübüvvetle vazifeli kıldığı bütün peygamberleri kendisiyle insanlar arasında hidayete erdiren imam olarak tayin ettiğini beyan ediyor.
21/ENBİYÂ-73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidin(âbidine).
Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
“Onları emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık.” Burada Rabbimizin 'onlar' dediği bütün peygamberlerdir. Ruh, Allah’ın emrindendir; devrin imamının ruhuyla hidayete erdirir. "Ölmeden önce onların ruhlarını Allah’a ulaştıran imamlar kıldık. Onlara hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik."
Ölümle bu ruhu Allah’a ulaştıran vazifeli ölüm melekleridir. Secde 11’de buyurulduğu gibi:
32/SECDE-11 Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
Ama insan ruhunun hayattayken Allah’a ulaştırılması, Enbiyâ 73'te belirtildiği gibi devrin imamıyla gerçekleşiyor. Devrin imamları arasında fetret dönemi var. Mâide Suresi’nin 19. âyet-i kerimesinde:
5/MÂİDE-19 Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.
Öyleyse nebîler arasında fetret dönemi var. O fetret döneminde kavim resûlleri her kavimde ardı arkası kesilmeksizin gönderiliyor. İşte o fetret döneminde onlardan bir tanesini Secde 24’e göre Allahû Tealâ bir kere daha hidayete erdiren imam olarak tayin ediyor:
32/SECDE-24 Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Nebî resûl, asaleten hidayete erdirendir. Velî resûl ise Secde 24’e göre vekâleten hidayete erdirendir. Her ikisi de Nisâ 64’e göre 12 ihsanla mürşidine tâbî olanlar için Allah’tan mağfiret talebinde bulunuyor.
4/NİSÂ-64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
Nasıl avukatlar mahkemede hâkim karşısında bir müdafaa içerisinde vekil oluyorlarsa devrin imamı da Allah’ın huzurunda insanlara yardımcı olmak üzere o insanların vekilidir. Bir taraftan Allah’ın vekili olarak görev yapar, öbür taraftan da insanların vekili olarak mağfiret talebinde bulunur. Yani Allah onu vekil olarak tayin etmiştir. Allah’ın vekilidir ama insanların da vekilidir. Onlar için Allah’tan mağfiret talebinde bulunur.
Devrin imamı bir kişinin hem vekilidir hem de muhafızıdır. Bu muhafız gelip kişinin başının üzerine yerleşince Allah’ın o kişinin kalbine îmânı yazması söz konusudur. Bu noktadan itibaren o kişiye hiçbir büyü, hiçbir cin saldırısı söz konusu olmaz. Dalâlette olanlar ona zarar vermez vesaire. Allah razı olsun.