Muhterem Hocam, Kur'ân-ı Kerim'i okurken anlamı da bilmek için Arapça mı öğrenmemiz gerekiyor? Arapça öğrenirsek Kur'ân'ı da anlayabilir miyiz?

Soru

Muhterem Hocam, Kur'ân-ı Kerim'i okurken anlamı da bilmek için Arapça mı öğrenmemiz gerekiyor? Arapça öğrenirsek Kur'ân'ı da anlayabilir miyiz?

Cevap

Arapça öğrenmek güzel bir şey ama Kur'ân'ın kendisine indirildiği Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in okuma yazması yoktu ve Kur'ân-ı Kerim'i en iyi bilen O'ydu. Allah'ın kalbine yazdığı Kur'ân-ı Kerim'i 23 sene boyunca satırdan değil; sadırdan okudu, kalbinden okudu. Yine ana lisanı Arapça olan sahâbe kendileri Kur'ân'ı okuyarak öğrenmediler. Kur'ân-ı Kerim'i okuma yazması olmayan ve Kur'ân-ı Kerim'i sadırdan okuyan Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den öğrendiler. Hatta kendilerine bir sual sorulduğunda onlar: "Biz bilmeyiz, Allah ve Resûl'ü bilir." Yani her devirde Kur'ân-ı Kerim'in mutlaka devrin imamından öğrenilmesi gerektiğini bize ifade ediyor.

Nitekim Âli İmrân Suresinin 7. âyet-i kerimesinde: "O Yüce Allah ki, Sana Kitab'ı indirdi. Kitab'ın bir kısmı âyetleri muhkem âyetlerdir. Geri kalanlar Müteşabih âyettir. Kalbinde zeyg olanlar müteşabih âyetlere tâbî olarak fitneye sebep oluyorlar. Ama müteşabih âyetlerin te'vilini, manasını sadece Allah bilir. Râsihûn olanlar da, ilimde rusuh sahibi olanlar da: "Biz muhkem, müteşabih âyetlerin hepsine îmân ettik. Hepsi Allah'ın katındandır derler. Ama ulûl’elbabtan başkası tezekkür edemez."

3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

Buradan anlıyoruz ki, faydasız ilmin sahipleri var. Onlar müteşabih âyetlerine kendi zanlarıyla mana veriyorlar ve fitneye sebep oluyorlar. Ama ilimde rusul sahibi olanlar da, onlar da bu tezekkür edemiyorlar. Muhkem, müteşabih âyetlerin hepsi Allah'ın katındandır. "Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî." Ama buna ancak ulûl’elbab tezekkür edebilir. Öyleyse Kur'ân-ı Kerim'i biz Arapça bilenden değil ulûl’elbabtan öğrenmek durumundayız.

Ulûl’elbab, hikmet sahibi âlim. Nitekim Resûlullah (S.A.V) Efendimiz de: "Hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farzdır."

HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Taberâni, Muvatta, İlim, 1. "Hikmet sahibi ulemanın meclisinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah bu meclislerde hikmet nuruyla ölü kalpleri diriltir. Yağmur suyuyla ölü toprakları dirilttiği gibi…"

O sebeple hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunan kişi; mü’min, kulağından sulanır. Yani biz Kur'ân-ı Kerim'i Arapça bilenden ziyade hikmet sahibi âlimden öğrenmek durumundayız. Ve hikmet sahibi âlim vahyin sahibidir. Allah, kalp gözünü de açmıştır, kalp kulağını da açmıştır. Ve füccur kapısı daimî zikir sebebiyle daima kapalıdır. Devamlı Allahû Tealâ'dan sorma etkisine sahiptir. 4 vasıf şartı, 3 tane sonuç şartının sahibidir. Bu özelliklerle biz Kur'ân-ı Kerim'i ondan öğrenmeliyiz. Nitekim Enbiyâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde: "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun."

21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz'in bir hadîs-i şerifinde: "Hikmet sahibi âlime bildiğini açıklamaması, cahilin de bilmediğini sormaması haramdır." Öyleyse bilmeyenler sormakla mükelleftir. Bilen hikmet sahibi âlimler de açıklamakla mükelleftir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma3