Muhterem Hocam, Kur’an’a göre hidayet Allah’a ulaşmak olduğu hâlde, bugün din adamlarının hidayeti “doğru yol” olarak tanımlamalarının arkasındaki mantık nedir? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, Kur’an’a göre hidayet Allah’a ulaşmak olduğu hâlde, bugün din adamlarının hidayeti “doğru yol” olarak tanımlamalarının arkasındaki mantık nedir? Açıklar mısınız?

Cevap

"Kur'ân’a göre hidayet Allah’a ulaşmak olduğu halde; dîn adamlarının hidayeti “doğru yol” olarak tanımlamalarının arkasında, kendi zanlarına ve şeytanın dış tesirine tâbî olmaları vardır. Şeytanın adımlarına tâbîdirler ve kendi zanlarına tâbîdirler. Kur'ân’daki Allah’ın hükümlerine tâbî olabilmeleri için öncelikle bir mürşide îmân etmeleri gerekir. Kur'ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ, en üst seviyedeki mürşit olan devrin imamının 5 görevinden bahseder. Buyurur ki: “O size âyetleri tilâvet eder.” Hiçbir âyette, “Sen git Kur'ân-ı Kerim’i oku, mürşide gerek yoktur.” denmez.

NEBÎ RESÛL'LERİN 5 GÖREVİ

BAKARA – 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (1) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (2) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (3) size Kitap’ı (Kur'ânı Kerîm’i) ve (4) hikmeti öğretsin ve (5) (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Dikkat ederseniz, Allah’ın indirdiği dinimizin yegâne kaynağı Kur'ân vardır; ama bu Kur'ân’ı öğretmekle ve yaşatmakla vazifeli kıldığı bir mürşit de vardır. Ancak kişi Kur'ân’ı nasıl öğrenebîlir? Kendisini Allah’a davet eden kişinin, davetini kabul etmesi halinde, öğrenebilir. Davet eden kişinin birinci görevi âyetleri tilâvet etmektir. Daveti kabul eden kişi için Allahû Tealâ mutlaka bir mürşit gösterir. Tâbiiyetini gerçekleştiği zaman kişi nefsini tezkiye etmeye başlar. Nefs tezkiyesiyle ruhu Allah’ın Zat’ına ulaşan kişi, Kitab’ı öğrenir. Bu da, Kur'ân-ı Kerim’in ilk 4 ruhudur. Daha sonra daimî zikirle hikmeti öğrenir. Ardından iradesini de Allah’a teslim ettikten sonra hikmetin ötesini öğrenir.

Öyleyse Kur'ân’ın bütününün bize öğreteceği, Allah’ın tayin ettiği en üst seviyede bir mürşit vardır. Ancak bugün insanlar Kur'ân-ı Kerim’i devrin imamından, velî resûlden ya da velî mürşitlerden değil; kendi zanlarına tâbî olarak insanların yazdığı el yazması kitaplardan öğrenmektedirler. İblis de insanlara hidayeti tarif edecek değildir. Doğa olarak insanı hidayetten saptırmak için ne yapması lazım? Böyle yuvarlak sözlerle insanları tamamen Kur'an’dan uzaklaştırması lazım ki; nitekim nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.): “Bir zaman gelecek, Kur'an’ın resmi kalacak, İslâm’ın ismi kalacak. İnsanlar İslâmî isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescitleri dışarıdan mamur, içindekiler ise hidayetten mahrum olacak.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Beyhaki; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 24

""Bir zamanlar gelecek, Kur'ân-ı Kerim’in resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar İslâmî isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescidlere dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman, kalplerinde hidayetten eser olmayacak. O gün yaşayan âlimler, gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır ve tekrar onlara dönecektir.""

Öyleyse mescitleri dolduran insanların hidayeti “doğru yol” zannetmeleri, onların hidayetten mahrum olmalarına sebep olmuştur. Hâlbuki hidayet, Kur'ân’ın standartları içinde hayattayken insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. Ve o gün bu öğretinin sahipleri gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerlileridir. Fitne onlardan çıkmış, tekrar onlara dönecektir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma0