Muhterem Hocam, Kur’ân’da geçen vahiy kavramları sadece peygamberler için midir? Peygamberlerden başkasına Allah vahyeder mi? Açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, Kur’ân’da geçen vahiy kavramları sadece peygamberler için midir? Peygamberlerden başkasına Allah vahyeder mi? Açıklar mısınız?
Cevap
Evet, vahiy ile ilgili âyetlere baktığımız zaman net olarak şunu görüyoruz:
KUR’ÂN-I KERİM’DEKİ VAHİY ÂYETLERİ
1. BAKARA-118: Ve bilmeyenler: “Keşke Allah bizimle konuşsa” veya “Bize de bir âyet gelse” dediler. Bunun gibi onlardan öncekiler de, onların sözlerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri birbirine benzedi. Âyetlerimizi, yakin hasıl eden bir kavim için beyan etmiştik.
2. BAKARA-259: …Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” dedi. (Allah:) “Hayır, yüz yıl kaldın. Haydi yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni İnsanlara bir âyet kılmamız içindir. …
3. MÂİDE-111: Ve havarilere; “Bana ve Resûl’üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “iman ettik ve bizim (Hakk’a) teslim olduğumuza şahit ol.” demişlerdi.
4. YÛNUS-2: Onlardan bir adama, “insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) müjdelemesi” için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? …
5. NAHL-68: Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.
6. TÂHÂ-38: Vahiy edilecek şeyi annene vahyetmiştik.
7. FUSSİLET-12: Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti.
8. ŞÛRÂ-51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek…
9. ZİLZÂL-4: O gün (izin günü), (arz) haberlerini anlatacaktır.
ZİLZÂL-5: Rabbinin ona vahyetmesi ile.
10. ÂLİ İMRÂN-47: …“Rabbim, benim çocuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona ‘ol’ der, o hemen olur.”
— Bakara 118'de: "O bilmeyenler: “Allah bizimle de konuşmalı, bize de âyet vermeli.” derler. Evvelkiler de aynı şeyi söyledi. Kalpleri birbirine benzer oldu. Biz yakin olan kavme âyetlerimizi açıklarız." Kimdir yakin olan kavim? Yani kime vahiy ediyor Allahû Tealâ? Daimî zikrin sahiplerine, ayn-el yakin sahiplerine.
— Bakara 259'da: Allahû Tealâ, Üzeyr (A.S)’dan bahsediyor ve onunla konuşuyor.
— Mâide 111'de: Havariler, peygamber değiller, Allahû Tealâ onlarla konuşuyor: “Bana ve Resûlüme îmân edin.” diye vahyetti.
— Yûnus 2'de: "Onlardan bir adama insanları uyarması, âmenu olanları ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilesinler diye müjdelemesi için vahyetmemiz İnsanların acayibine mi geldi?"
— Nahl 68'de: Allahû Tealâ arıya vahiy ediyor: “Rabbin bal arısına vahyettiği zaman”, bal arısı bir peygamber değil.
— Tâhâ 38'de: Rabbin, Musa (A.S)’ın annesine vahyettiği zaman.
— Fussilet 12'de: Bütün göklere emrini vahyettiği zaman.
— Şûrâ 51'de: Allahû Tealâ, beşere ya perde arkasından izniyle veya doğrudan doğruya vahyetmesinin dışında başka bir şeyle konuşmuyor.
— Zilzal 5'de: Allah yere vahyediyor.
Bütün bu âyetlere baktığımız zaman, Allah’ın sadece peygamberlere vahyetmesine dair kural geçerli değil. Allahû Tealâ daimî zikrin sahibi olan herkesle konuşur. Allahû Tealâ ulu’l-elbâb ile konuşur, muhlislerle konuşur ve salihlerle konuşur. Ulu’l-elbâb ile konuştuğunu, Allahû Tealâ hangi âyet-i kerimede söylüyor? Âli İmrân 7'de: “Kitabı sana indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem âyetlerdir, onlar kitabın esasını teşkil ederler. Diğerleri de müteşabihtir. Fakat kalplerinde eğrilik bulunanlar, bu sebeble muteşâbih âyetlere yorum getirerek tâbî olurlar. Ondan fitne çıkartmak için teviline giderler ama o muteşabih âyetlerin tevilini Allah’tan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler ama onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab tezekkür edebilir."
3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah’tan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
Öyleyse Kur'ân-ı Kerim’in müteşabih âyetlerinin mânâsını Allah’tan öğrenen ulu’l-elbâb, Allah’la vahiy yoluyla konuşuyor. Allahû Tealâ, onlara vahyediyor, kalp kulağıyla onlar işitiyorlar ve kalp ile suallerini Allahû Tealâ’ya soruyorlar.
O zaman "Vahiy sadece peygamberler için midir?" Hayır. "Allah, peygamberlerden başkasına vahyeder mi?" Evet. Vahiy ile ilgili âyetleri okuduğumuz zaman görüyoruz ki Allahû Tealâ peygamberlerin dışında da ulu’l-elbâba vahyettiğini, velî mürşitlere vahyettiğini, velî resûllere vahyettiğini, yere vahyettiğini, göklere vahyettiğini, arıya vahyettiğini, vesaire ifade ediyor. Âyetlerden hareketle Allahû Tealâ, dilediği ile konuşur. Vahiy, Allah’ın konuşmasıdır. Allahû Tealâ dilediğiyle konuşur inşaallah.